2015 TBD Bilimkurgu Öykü Yarışması

Başka bir dünyanın düşünü kurmak, belki de düş kurmak kadar eskidir insanlık tarihinde. Edebiyatta vücut bulan dünya düşleri ise sayısız okuyucunun düşünce dünyasının parçası olur. Bilimkurgu edebiyatı, hayal gücünü bilim ve teknolojinin sunabildiği imkanlarla besler. Bilim ve teknolojiyle kurduğu ilişkinin gücü nispetinde inandırıcılığı yükselir. İnandırdığı noktada düşündürür, eğlendirir, şaşırtır, korkutur ve yadırgatır bilimkurgu.

Bugüne kadar yarışmamıza üç bini aşkın öykü ulaşmış. Üç bini aşkın farklı dünya kurgusu demek bu. On yedi yıldır her yaştan yazarın kurduğu düşlerin tanığı olmak övünç kaynağımız. Okuduğumuz her öyküde hayal gücünüzün ulaşabildiği ufukları görmek heyecan veriyor. En önemlisi de, başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair inancımızı tazeliyorlar.

Bu yıl on yedincisini düzenlediğimiz geleneksel Bilimkurgu Öykü yarışmamıza, bilim ve teknolojiden güç alan dünya düşlerinizi heyecanla bekliyoruz.

Türkiye Bilişim Derneği Yönetim Kurulu

2015 MAYIS YARIŞMA KOŞULLARI

pdf olarak

1. SONUÇ VE ÖDÜLLER

TBD Bilimkurgu Öykü Yarışması’nı kazanan öyküler 27 Ekim 2015 tarihinde açıklanacaktır. Ödül olarak birinci gelen yarışmacıya 3000 TL, ikinci gelen yarışmacıya 2000 TL ve üçüncü gelen yarışmacıya da 1000 TL verilecektir.

2. KATILIM KOŞULLARI

  • Yarışmaya TBD Yönetim Kurulu üyeleri ile TBD Bilişim Dergisi Yayın Kurulu Üyeleri dışında herkes katılabilir.
  • Öykü Türkçe yazılmalıdır.Her yazar öyküsünü istediği konuda yazabilir.
  • Öykülerde bilimkurgusal ögeler aranacaktır.
  • Öykü daha önce herhangi bir yarışmada ödül almamış olmalıdır.
  • 2015 yılından önce yayımlanmış öyküler yarışmaya kabul edilmeyecektir.
  • Her yazar yalnızca bir öyküyle yarışmaya katılabilir.
  • Önceki yıllarda birincilik ödülü alan yazarlar yarışmaya katılamaz.
  • Dereceye girecek öyküler TBD’nin internet sitesinde ya da Bilişim Dergisi’nde yayımlanacak, seçici kurulun yayımlanmaya değer bulduğu öyküler kitap olarak yayımlanacaktır.
  • Öykülerin internet sitesinde, Bilişim Dergisi’nde ya da kitaplaştırılarak yayımlanması için
    tbd.org.tr/onayliyorum adresinde bulunan “Onaylıyorum” adlı belgenin yazar tarafından doldurulması ve bu belgenin taranarak e-posta yoluyla TBD’ye gönderilmesi gerekmektedir. Onaylıyorum adlı belgeyi TBD’ye göndermeyen yarışmacılar yarışmaya kabul edilmeyecektir.

3. SEÇİCİ KURUL

Ana jüri isim listesi: Murat Başekim, Bülent Akkoç, Barış Emre Alkım, Kadir Yiğit Us, Ümit Dagci, Cenk Tezcan, Erdal Naneci, Ersin Taşçı

4. BİÇİM

Öykü, yaygın olarak kullanılan bir kelime işlemciyle, “12” büyüklükte, “Arial” karakter seçilerek, yazılmalı ve e-postaya ekli bir dosya olarak gönderilmelidir.

Yazarın kimlik bilgilerinin bulunduğu dosyanın adına yazarın adı verilmelidir. Öykü en fazla iki bin sözcükten oluşmalıdır. Bu biçimsel özellikleri taşımayan öyküler diskalifiye edilecektir.

Gönderilen dosyanın adına öykünün adı verilmelidir. Öykü dosyasının içinde yazarla ilgili hiçbir bilgi olmamalıdır. e-postaya ekli diğer bir dosyanın içinde yazarın açık adı, kısa özgeçmişi, açık adresi ve telefon numarası ayrıca varsa web sitesi veya sosyal medya adresleri bulunmalıdır. Yarışmada rumuz kullanılmamaktadır.

5. ÖYKÜNÜN TESLİMİ

Yapıt, 30 Ağustos 2015 tarihine dek bilimkurgu@tbd.org.tr adresine gönderilmelidir. Postayla gönderilen öyküler yarışmaya kabul edilmeyecektir.

Bilgi ve iletişim için: Ceyhun Atuf Kansu Caddesi 1246. Sokak No: 4/17 Balgat / ANKARA

Tel: +90 (312) 473 8215 |  www.tbd.org.tr | tbd-merkez@tbd.org.tr

Lahey’de viski durakları

Nisan ayında bir konferans nedeniyle bir haftayı Lahey’de geçireceğim kesinleştiğinde, şehirde ne var ne yok diye bakarken Wijnhandel van Zuylen‘le karşılaştım. Whisky Magazine tarafından 2010 ve 2011 yıllarında Dünyanın En İyi 10 Viski Dükkânı listesinde yer verilen dükkân, bu ünvanı fazlasıyla hak eden, müthiş seçeneklere sahip bir mekân. Şansıma dükkânı ziyaret etmekle kalmayıp, Morrison & Mackay‘den Peter Mackay’in sunduğu bir tadım gecesine de katılabildim.

Wijnhandel van Zuylen from outsideVan Zuylen, şehrin güneydeki sessiz mahallelerinden birinde, sayfiye yerlerindeki alışveriş merkezlerini hatırlatan ufak bir meydanda. Alışveriş merkezi derken kapalı bir alanı değil, eczane, bakkal, bisikletçi falan gibi dükkânların bulunduğu minik bir meydancığı kastediyorum. Lahey için sessiz mahalle demek, Nuri Bilge Ceylan film çekecek olsa, etraftakileri rahatsız edebilir demek. Şehrin ana caddesinde kuş cıvıltıları duyulabiliyor. Bu emekli cennetine, merkezden geçen 2 no’lu tramvayla gidiliyor. Dükkân tramvayın son durağına iki dakikalık yürüme mesafesinde.

Continue reading Lahey’de viski durakları

Kendi VPN’in ol

Bu kılavuzu yazdıktan sonra birçok insanla üzerine konuştuk. Kabul etmem gerekir ki, bu bilgisi başlangıç düzeyinde insanlar için çok şey öğrenmeyi gerektiren bir kılavuz… İmkânsız değil, n’olur gözünüz korkmasın, ama sıra ile, adım adım, bir şeyleri çözerek ilerlemek gerekiyor. Güzel yanı, öğrendikleriniz çok genel geçer bilgiler olacak… Kötü yanı, sürekli öğrenmek zorunda kalmamamız gerekecek şeylerle haberleşme özgürlüğünü ancak koruyabilmemiz.

Bir ara çözüm olarak şu düşünülebilir: Bu benzeri akla gelen herhangi bir yöntemi, herkes kendi fiziksel-sosyal çevresine uygulamaya gönüllü olur. Böylece hem reel örgütlenmeyi güçlendirir hem de sanal için daha güvenli ağlar yaratırız. Daha basit bir kılavuz yazma niyetim de hep baki, ama…

Değişik zamanlarda, değişik nedenlerle, değişik internet servislerinin yasaklandığına tanık olduk. Böyle durumlarda DNS değiştirme, tüneller ve son örneklerde VPN gibi çözümler hızlıca popüler oldu. Alternatif erişim yollarına dair tartışmalarda dile getirilen kaygılardan biri, belli başlı VPN servislerinin kapatılıp kapatılamayacağı ya da İnternet’in bağımsız ve özgür bir ağ olmasını önemseyen aktörlerin dile getirdiği, bütün ağ trafiğini üçüncü bir şahsa emanet etme aceleciliğinin olası sakıncaları…

İhtiyaçlar değişebilir, ama el altında basit bir kılavuz olsa, herkes kendi VPN’ini kolayca kurabilse tartışmalara daha pratik bir boyut  katabiliriz! Hemen her kavram, servis hatta bunların sunulduğu şirketle ilgili ekşi sözlük ya da başka sitelerde ayrıntılı bilgi kolayca bulunuyor… Bu yazıyı kısa tutmak adına detaylandırmıyorum.

Basit ve şahsi VPN yöntemim üç ayaktan oluşuyor.

  1. Kendine ait bir sunucu
  2. Bu sunucuda çalışan bir OpenVPN servisi
  3. Bu servisi kullanarak internet trafiğini yönlendiren istemci uygulamalar.

Continue reading Kendi VPN’in ol

Defter zevkini ithalen karşılamak ya da zevksizliğin çaresi var mı?

Memlekette sinema dergileri hamileri olan sermaye gruplarınca okur azlığı bahane gösterilerek kapatılırken, sadece adından bile gurme sıfatının hafif kaçacağı bir tıkınma dergisi olduğu anlaşılan Beef & Fish ya da lüks saatler konularında birden fazla dergi çıkabiliyor… Bunu not ediyorum, zira ortalıktaki bolca derginin illa bir şeyin göstergesi olduğu sonucuna varamıyorum.

Öte yandan, henüz iki sayı çıkarmış olan Mürekkepbalığı dergisi tam da bu konuda yıllardır adım adım gelişen bir zevkin göstergesi kabul edilebilir…

Güzel kalemler seçip el yazısında ısrar etmek, günlük/haftalık/aylık programlar için ajandalar, andaçlar kullanmak, gündelik koşturmacada notlarını bir deftere karalayıvermek orta sınıf kentlilerin giderek daha çok rağbet ettiği bir alışkanlık olmaya başladı. Sadece okuldan istenirse diye bulundurulan üç kuruşluk dolma kalemlerin yerine mahalle kırtasiyelerinde bile kendilerine özel sunumlarla teşhir edilen markaların yaygınlığı bir gösterge. Dolmuşta, parkta, vapurda yanıbaşınızda birini görmediyseniz bile Moleskine’le başlayıp elli çeşit defterle devam eden reyonlarla dolan kitapçı/kırtasiyeler bir başka gösterge…

Geçen gün bunlar arasında katılan bir tanesine denk geldim. Piri Reis anısına yapılmış bir sürü eşyadan biri de cep boy not defteri. Arkasını çevirdiğimde gördüğüm şey, böylesi zevkler edinen insanların genellikle yerli üretim kullanamıyor olmalarının özeti gibiydi:

Piri Reis Defteri arka kapağıGördüğünüz metin bir kağıtla deftere iliştirilmiş bir açıklama değil, defterin arka kapağı. Her gün yanınızda taşıyıp, içini baştan sonra kişisel bilgilerle doldurmak üzere seçeceğiniz bir şeyi tasarlarken, arkasına bu yazı tipiyle, bu gereksizlikte bilgileri boca etmeyi sorun etmemişler…

Piri Reis üzerinden bir marka yaratmak için, güzel bir kitapçık yapıp, defterin arasına iliştirivermek gibi incelikler çok gelmiş belli ki. Gerçi, kanalizasyon borusu yapan bir şirketin de tercih edebileceği isim/marka/logo uyumunu defterin altına at nalı gibi çakan zihniyetten böylesi bir incelik beklemem zaten fazla olabilir… ama bari ingilizce/türkçe birden yapmasaydınız! Tabii defteri Çin’de milyon tane ürettirip ucuza getirirken iki film kullanmamanız gerekiyordu, onu tahmin ediyorum, ama o kadar ucuza getirdiyseniz niye 16tl’ye satıyorsunuz?

IKEA’da 6.75tl’ye satılan defterlerin basit şıklıkları yanında 16tl vermem için zaten (olumlu anlamda) fazladan bir şeyler gerekiyordu… Bir de bu zevksizliği görünce bıraktım gitti. Normal şartlar altında şu anda varlıklarını bile unutmuş olmam gerekiyordu, ama nefis bir örnek olduğunu düşünerek buraya yazma isteğiyle doldum.

Memleket çapında tasarım ve tasarımcıları ciddiye almama hastalığından muzdarip yaşıyoruz. Endüstriyel tasarım, kullanışlılık anlamında da böyle, grafik anlamda da… Bu sorunun sonucu, basit fikirlerden yoksun kaldığında böyle dev çirkinliklere imza atabilmemiz…

İnternet tarafsızlığı…

Express’in Ekim 2010 sayısında S.Çağlar Onur’la interent tarafsızlığını konuşmuştuk… Aradan üç buçuk yıl geçmiş olması nedeniyle bir giriş yazayım, güncelleme yapayım dedim… Kendimi biliyorum gecikeceğim, bari söyleşiyi anlamı olacak vakitte hatırlatayım diye düşündüm… O günlerde tartışma Comcast ile gelişiyordu, şimdiki karar Verizon’un itirazıyla şekillendi ama ana hatlarında aynı kavramlar, aynı argümanlar dolaşıyor…

    İnternet nötralitesi kavramı hararetli biçimde gündeme girdi. Terimi nasıl çevirmek gerekir öncelikle, tarafsızlık mı doğru mesela?

Bir yanıyla İnternet eşitliği de diyebiliriz. Yani servis sağlayıcı firmalardan bağımsız biçimde pazarda bir denge oluşmalı ve aynı kalite ve hızda hizmeti, her yerde aynı ücret karşılığında bulabilme garantisi gibi… Bunun sağlanması gerektiğine dair beklentiyi bu sözcükle anlayanlar var. Fakat karışık bir konu ve nötr kelimesinin renksizliğinin ancak anlatabildiği bir yanı da var. En başından ya da popüler oluşundan başlamak lazım. Bundan 4-5 sene önce Comcast (Amerika’nın en büyük internet servis sağlayıcısı) firmasının BitTorrent trafiğine sınırlama getirdiği anlaşıldı ve kavram gündeme biraz bundan sonra girmiş oldu.
Continue reading İnternet tarafsızlığı…

Radyolardan İnternet’e yasaklar, porno ve Memo Tembelçizer

Express‘in 121. sayısında Memo Tembelçizer’le İnternet sansürünü konuşmuştuk. İktidarın Twitter’ı yasakladığını zannettiği günlerde hatırlamak güzel olur diye düşündüm. Aradan neredeyse üç yıl geçmişken hiçbir şeyin değişmediğini görmenin karamsarlığını bir kenara bırakarak…

Memo Tembelçizer İnternet Sansürü Yürüyüşünde
Memo Tembelçizer İnternet Sansürü Yürüyüşünde

Pornoma Dokunma sloganı, pankartı, blogu İnternet yürüyüşünün önemli bir bileşeni oldu. İnternet sansürünü onaylayanlar için bir karalama aracı olduğu gibi, sansür karşıtları da “pornoculardan ibaret değiliz” diyen ve “porno özgürlüğü de ifade özgürlüğüdür” diye ayrıldı gibi görünüyor. Bunu bir ifade özgürlüğü alanı olarak tanımlamaya çalışanlara da en klişe argüman sunuluyor herhalde, “senin karına, kızına…”

Erotizme ya da cinsel ifadelerin özgürlüğüne ilk gelen tepki de odur zaten “sen ananı, bacını orada görsen iyi mi olur!” Bu bir argüman değil ki, bir tehdit! Bu zihniyetin ardında “sen ailendeki kadınlardan sorumlusun, bunu savunduğun zaman karını, kızını da bu işin içine sokuyorsun, biz de seni ona göre muamele ederiz” anlamına geliyor. Oysa ki ben ailemin mutluluğundan sorumluyum, onların tercihlerinden ve davranışlarından değil. Çocuğum benim hiç arzu etmediğim bir hayat sürebilir. Ben ancak altı yaşına kadar biraz, sonra daha da az yönlendirebilirim, sonrası da beni ilgilendirmez. Bu ahlâki dayatmalar sorumluluk bindirmek üzerine kurulu. Kadınlar senden sorulsun, sen de amcandan, babandan sorul. Bu zihniyet, herkesi ahlâk çıkışlı bir hiyerarşiye bağlıyor.

En klişe olandan girdik ama, kadın istismarı açısından pornoyu reddedenler de var…

Kadınlar ya da çocuklar hayatın her alanında istismar ediliyor. Burada şunu da sormalı, “siz insanların cinsel istismarına mı karşısınız, yoksa genel olarak her türlü istismara mı karşısınız?” Eğer genel olarak istismara karşı olduğunu söyleyerek pornoyu eleştirenler varsa başka hangi alanlara müdahil olduklarını merak ederim. Sadece cinsel istismara karşı çıkanların savunduğu dünya görüşü, genelde diğer istismarları destekler oluyor. Kim ki küçük yaşta çocukların çalıştırılmasını destekliyorsa, kim aile içi şiddeti görmezden gelmeye çalışıyora, aile içi cinsel istismara göz yummaya çalışıyorsa, kadın ve eşcinsel cinayetlerini namus gereği görüyorsa aynı insanlar cinselliği yasaklamaya çalışıyor.

Continue reading Radyolardan İnternet’e yasaklar, porno ve Memo Tembelçizer

5NE1KİM ve 34DİPNOT

Ahmet Şık‘ın gazetecilik üzerine önerdiği bir kitaba dikkat etmemek olmaz. Dahası, Mustafa Alp Dağıstanlı ismi zaten gazetecilik üzerine okumayı sevenler için yeterli bir isim. Kitabın kısa sürede ikinci baskıyı yapmış olması, hakkında çıkanlar, söyleşiler de bir “okumazsam olmaz” baskısı yaratıyor zaten…

5ne1kim arka kapak

Continue reading 5NE1KİM ve 34DİPNOT

LyX (İmkânı dar olanlara LaTeX) ile yayıncılık

5NE1KİM'den sayfa görüntüsü
instagram / löker

Postacı Yayınevi, Timur Soykan’ın kurduğu genç bir yayınevi. Şimdiye dek İsmail Saymaz ve Ahmet Şık’ın birer kitabıyla, kendi yazdığı bir polisiyeyi yayımlamıştı. Son olarak Mustafa Alp Dağıstanlı’nın medyada sansür ve oto sansür hikâyelerini anlattığı 5NE1KİM başlıklı kitabını yayımladı. Bu kitapla birlikte, Soykan’ın ufak bir ekiple, hızlı davranarak kitap üretmek için tercih ettiği bir teknolojiyi konu etmenin ayrıca anlamlı olacağı fikrine kapıldım.

Continue reading LyX (İmkânı dar olanlara LaTeX) ile yayıncılık

Matbaa yoksa bilgisayar da yok…

Frank C. Müller / CC

Illinois’de İngilizce ve linguistik konularında çalışan Dennis Baron Oxford Üniversitesi Yayınlarından çıkan A Better Pencil: Readers, Writers, and the Digital Revoluition (2009)’da yazmak için kullandığımız araçların kolay okunur bir tarihçesini çıkartıyor. Kerestecilerin tomrukları işaretlemek için, ellerindeki en kolay ulaşabildikleri araç olan ağacı kullanarak yapıverdikleri kurşunkalemin ne kadar büyük bir icat olarak kabul edildiğini (o dönemde meslekleri gereği sürekli yazanlar tüy kalemler ve mürekkep hokkalarıyla boğuşuyor), daktiloyu, el yazısının bile başlı başına bir teknoloji olarak ele alınması gerektiğini hatırlatıyor. Elbette son olarak dijital araçlar ve metinlerin bu mecradaki yolculuğunun nasıl algılandığına varıyor konu…

Continue reading Matbaa yoksa bilgisayar da yok…

Pazar öğleden sonrasına özgü tembellik hali…

Aslında ne tembellik ettik ne de günlerden pazardı. Sadece aklımın bir köşesinde Queen’in o neşeli şarkısı canlanınca başlık böyle oldu. Bayramın son günü, öğleden sonra ufak bir yürüyüşe çıkma planı yaparken aklımıza geliverdi. Güneşli havalara sakladığımız fotoğraf makinelerini kullanamadan yazı geçirmek üzereydik! Bunun üzerine superheadz‘e 800 asalık bir lomo film takmanın yanında, Lumix için -yine güneşli havalar olmadan pek hoş sonuçlar vermemesine alıştığım- Holga adaptörünü takıp yanımıza kattık ve Bağdat caddesinde turlamaya başladık.

Caddenin Suadiye-Bostancı arasına denk gelen kesiminde Burberry markasının iddialı bir mağazası var. Mark Pinney mimarlık bürosu tarafından Londra’daki ana mağazanın kavramsal çerçevesine benzer bir tasarımla yapıldığı açıklanan mağaza 2005’te tamamlanmış. Gerçi Londra’daki binaya İnternet üzerinden bakınca neyini benzetmişler bilemedim, ama belki de Londra’daki bina sonradan değişmiştir -öyle görünmüyorsa da…

Pek alevlenmemiş olsa da, “mimarî markalara hizmet etmeli midir?” sorusuna da varan bir tartışmayla memleket mimarlarının bir bölümünün de ilgisini çekmiş.

lo-fi fotoğrafın en eğlenceli yönlerinden biri keskin ışık ya da detaylı dokulara verdiği beklenmeyecek tepkiler oluyor. Ben de mağazanın dikkat çekici kaplamasında bir iki deneme yaptım.

Burberry - Bağdat Caddesi, İstanbul

Burberry - Bağdat Caddesi, İstanbul

Dikey fotoğrafın arkasında görünen, cartlak mavi detaylarıyla daha önce görmüş olanların hemen tanıyacağı tuğla binalar büyücek bir sitenin parçası. Bu bina da siteyle aynı şekilde tasarlanmış. MPA’nın sitesinde “öncesi” fotoğraflarında görünüyor. Yatay fotoğrafta hemen yana sığıveren, parlak, aynalı güllü bina kaplansa hepimiz için daha hayırlı olacağı görünüyor olsa da yapacak bir şey yok…

Günbatımının göz kamaştırıcı hale geldiği parlak ışıklarına Holga lensin verdiği koyu ve klişe yanıtla birlikte birkaç fotoğrafı yıllardır uğramadığım deviantArt hesabıma yükledim. Bunu yaparken, dA’nın sta.sh adlı -benim için yeni- dosya alanı teknolojisini deneme şansım oldu. Hem buna dair notları hem de Holga adaptörünü daha sonra daha detaylı yazma niyetim var. Şimdilik Holga adaptörü derken bağlantı kurduğum sitede lensin incelemesi başarıyla yapılmış diye rahatça pas geçebiliyorum. Balıkgözü adaptörünü de deneme şansım olunca, ben de lens incelemesi gibi yazmayı deneyebilirim. Hiç öyle bir inceleme yapmışlığım, hatta bir lense o gözle bilmiş bilmiş bakmışlığım yok, ama meraklısına iki satır muhabbet imkanı olacağını düşününce hevesleniyor insan…