GNU/Linux sistemler kullandığınızda video biçimleri, büyüklükleri ve kodlama değişkenleri üzerinde oynamak genellikle basittir. Buna rağmen endüstri standartlarında bir video editörün varlığından söz etmenin mümkün olmaması çok acıklı. Kino ve Kdenlive nefis yazılımlar olmakla birlikte, endüstri standardı olmaya yolları hala var. Neyse bu başka bir soru/n.

Benim el alışkanlığım genellikle mencoder ya da transcode gibi komut satırı programlara dair, transcode’un KDE arayüzü transKode da iyi diye duydum, ama pek haşır neşir olmadım. Önceki blogumda yazdığım şu yazıda söz ettiğim rahatlıklar varken, gerek de kalmadı.

Geçtiğimiz günlerde Mac OS X üzerinde böyle bir ihtiyacı karşılamak için var olan araçlara göz atarken, Handbrake ile tanıştım.

Handbrake, GPL lisansı ile dağıtılan ve platform bağımsız (Windows, GNU/Linux ve Mac OS X seçeneklerinin her birinde kullanabileceğiniz) bir çapraz kodlama programı. Daha önce mencoder için varlığından bahsettiğim profil desteği de aynı şekilde var. Yani Maemo ile çalışan bir Nokia N810 ile izlemek istediğiniz bir video varsa, gerekli ölçüleri (ki arkadaş 400 px genişliğinden büyük videoları pek rahat oynatamadığı için ben 400*214 çözünürlük ayarlamak için profil yarattım) ve dosya/codec seçeneklerini belirleyip profil olarak kaydedebiliyorsunuz.

Matroska, Ogg Media, mp4, xvid gibi çeşitli şekillerde dosya desteği olması, doğrudan DVD rip etmekte kullanılabilmesi de kullanışlı özellikleri arasında.

 

Başarılı arayüz uygulamaları ve güçlü bir Unix altyapısı ile Mac OSX gerçekten bir çok alanda büyük kolaylık sağlayabiliyor. Yine de, GNU/Linux sistemlerin hele KDE’nin bir çok özellik ve uygulaması, Mac kullandığım dakikalarda gerçekten özlediğim rahatlıklar sunuyor.

Örneğin ekrandaki bir pencerenin görüntüsünü kaydetmek istiyorsunuz. KDE kullananlar Print Screen tuşuna bastıkları anda bir pencere gelir, ekran görüntüsünü bir pencere ile mi, fare ile çizilen bir bölge ile mi yoksa tüm ekranın görüntüsü olarak mı kaydetmek istediğinizi sorar. Yeni ekran görüntüleri geldikçe dosya isimlerini arttırarak kaydeder. Harikadır.

Ziya’dan anladığım kadarıyla Windows da Print Screen’e basınca en azından hafızaya ekran görüntüsü atmayı beceriyormuş.

Mac’te ise ne yapabileceğinizi bilemez bir şekilde Applications klasöründe uzun gezintilere çıkmanız olası. Oysa tabii ki, bu senaryo Mac OSX için de akla gelmiş ve uygulanmış. Sezgisel olmaktan vazgeçtim, araştırarak bile öğrenmesi biraz zor bir şekilde akıl edilmiş o kadar.

Command-shift-3 tuşlarına basınca ekran görüntüsü, Command-shift-4 tuşlarına bastığınızdaysa ekranın bir bölümünü seçebileceğiniz bir fare imleci çıkararak seçtiğiniz alanı kaydeden sistem, bunları Picture*.jpg olarak masaüstüne kaydediyor.

Command-shift-4′e bastıktan sonra space tuşuna basarsanız bir fotoğraf makinesi simgesi çıkıyor ve onunla hangi pencereye tıklarsanız o pencerenin tamamı kaydediliyor.

Yani işleyiş aynı, ama bilgi derinlerde gizli.

 

Skim-app, isminden de anlaşılacağı üzere bir Mac uygulaması. Genel Kamu Lisansı ile dağıtılan uygulama PDF görüntülemek için değil, özellikle akademik yayınların PDF kopyalarıyla yoğun çalışanlar düşünülerek tasarlanmış.

PDF üzerine yazmanızı, post-it’ler yapıştırmanızı, fosforlu kalemle çizebilmenizi, yani bir makaleyi çıktı alarak okurken yapabileceğiniz, işe yarayacağı düşünülen ne varsa yapabilmenizi sağlıyor.

 

Bugün Betül’le bir blog yazısı üzerine konuşurken, daha önce hiç fark etmediğimizi anlayıp şaşırdığımız bir şey fark ettik. Fark ettiğimiz şey bir soru ve yanıtını yazarak aramak en doğrusu, ancak bunu yapmayı denerken, kendimi, fotoğrafla nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışırken buldum. Önce o sırada yazdıklarımı paylaşıp, takip eden bir başka yazıda o konuya dönmeye karar verdim.
devamı

 

Geçtiğimiz günlerde çektiğim bir seri fotoğrafı kullanarak bir stop-motion canlandırma denemesi yaptım. Aslında teknik olarak yaptığım şeyin adı still-motion da olabilir, çünkü yaptığım şey canlandırma değil, anlatım tekniği açısından bu yöntemden yararlanmaktan ibaret. Neyse, konumuz zaten bu değil.

Stop-motion nasıl yapılır sorusunu sınırlamak gerekebilir. Bu soruyla ilgili el becerisi, çekim teknikleri ve benzeri konulara giren bir kaynak oluşturmam henüz mümkün değil.

Şu anda paylaşabileceklerim, bütün o konuları atlayıp, “bir seri fotoğrafı çekmiş olduktan sonra film yapma aşamasına geldiğimizde hangi alternatiflerimiz var?” sorusu ile sınırlı.

Benim alternatiflerim, GNU/Linux ve/veya Mac OSX için oluyor. Windows platformunda karşılığı/geçerliği olabilir. Bilmiyor ve ilgilenmiyorum.

Continue reading »

 

Bu yazıdan önce, aynı konuda iki tane daha yazı yazıldı (başlıktan tahmin edilebileceği üzere…) Onların da okunması ısrarla tavsiye olunur. (Bütünlük açısından)

Continue reading »

 

Bu yazı, http://loker.radiobrecht.org/2009/02/14-gezici-festivalden-film-notlari-1/ adresindeki yazı akıllara zarar biçimde uzamasın diye bölününce ortaya çıkan bir devam yazısıdır. Ona da bakılması tavsiye olunur.

Continue reading »

 

Feragatname: 14. Gezici Festival, 07-13 Kasım 2008 tarihleri arasında Kars’taydı. Geçen sene olduğu gibi BelgeSeyir atölyesine liderlik etme fırsatı buldum. Bu kez Ankara yerine İstanbul’dan ve Betül’le birlikte yola çıktık. Kars’ta dolandığımız hafta boyunca defterime aldığım notları blogda saklamak, bu filmlerle ilgili fikir almak isteyen insanlar için derneğin sitesinden başka bir kaynak daha yaratabilir diye düşündüm.

Bu nedenle, kısa, öznel ve zaman zaman karman çorman film notlarını izlediğimiz günlere göre yazıyorum. Filmleri izlemiş olanlarla, üzerlerine konuşmak hoşuma gidebilir. Ama sevmiş olduğunuz filmleri sevmemişsem, bana küfretmek için yorum yazarken harcayacağınız zamanda çok daha güzel şeyler yapabileceğinizi hatırlatmak boynumun borcudur. Bir de, zaman zaman zübük köşeyazarı tonunda birinci çoğul ifade kullanmam Betül’le yazdığım notları aktarırken düzeltmemiş olmamdan…

Continue reading »

 

Doruk, Didem ve Meren‘le Artvin’e yaptığımız efsanevi bir yolculuk sırasında Meren’in harika fotoğraflarına aracılık eden D200‘le içli dışlı olmuş, ve itiraf etmek gerekirse, bir an özenir gibi bile olmuştum. Sonra sakin düşününce çantamdaki Dziga Vertov notları, video kamera ve cebimdeki Lomo LC-A‘ya ayıracağım vakitten çalarak SLR’ye verme fikrini pek beğenmemiştim.

Hayat tuhaf, o yolculuktan aylar, yıllar sonra evde iki tane SLR (hatta bir de aşağıdakilerin sahibi kompakt dijital) var ve alsaydım neler olabileceğini bu sayede deneyimleyebiliyorum. İlk iki-üç gün boyunca “hmmm bir de şunu deneyeyim, şu lens nasıl sonuçlar çıkarabiliyor, şu lensle net alan derinliğini zorlayayım” gibi oyunlar oynanabiliyor. Sonra yavaşça uzaklaşılıyor. Neticede Lomo ne kadar çiçek çocuk minibüsü ya da kaplumbağa vosvoslara benziyorsa, o kadar taksi ruhlu, kiralık aletler bu son derece yetenekli SLR ağabeyler. İşin varsa yaparsın, yoksa neyiyle oynayacaksın ki?

Oyun saati bitip, yetenekleri doğrultusunda birer araç olarak görmeye başlayınca bir SLR’nin beni en çok heyecanlandıran yanını düşünmeye başladım: stop-motion için bir kamera yapmak. Kameraların sahibi – ve yetenekli bir programcı ve amatör bir elektronikçi olduğu için dünyayı ele geçirme gücümüz olduğundan korkacağım kadar anlaştığım- sevgili Ziya ile konuşurken onu da çok heyecanlandıran bir fikir bulduk.

Üçayak üzerinde sabit alanlarda çekilen görüntülerden stop-motion yapmak için elimizde herşey vardı, ama benim kafamı sokakta yürürken, araçla giderken seri olarak çekilmiş görüntülerden yapabileceklerimiz daha çok heyecanlandırıyordu. Fakat görüntünün makul bir akıcılıkta olması için elle çekmek yerine belirli bir frekansta düzenli çekim yapabilecek şekilde programlama yeteneğine ihtiyacımız vardı. Elbette pratikte bu yetenekler için bir altyapı olup olmadığından bağımsız olarak, D-SLR’ler size her türlü güzel özelliği vermek üzere hazırlanmıyor. Arayüzlerinde göremediğiniz her şeyi, bir sonraki üründe bir kaç yüz dolar daha harcayarak edinmeniz bekleniyor. En azından bazı deli GNU aktivistleri Canon/Nikon gibi firmaların SLR’lerine firmware yazmayı düşünmeye başlayana kadar çok da bir şansımız yok.

Bir programlama şansımız yoktu, ama fotoğraf makinasına fotoğraf çekme komutu verebilecek bir arayüzümüz vardı. 2.5 inçlik jack ile netlik ayarı ve deklanşör komutlarını iletebilen uzaktan kumandalar kullanılabiliyordu. Bu kumanda arayüzlerini bizim istediğimiz frekansta tetikleyebilecek bir düzenleyiciye bağlı olarak çalıştırırsak, cebimizde duran bir elektronik devreye bağlı olarak elimizdeki SLR saniyede 3 kare çekim yaparak çalışmaya başlayabilirdi.

Sesli SLR tetiği

Ama elbette sorunlar hiç bir zaman ilk akla geldikleri kadar basit çözülmüyorlar. Düzenleyici devreye frekans belirlemek için kullanacağımız arayüzü nasıl yapabileceğimizi düşündüğümüzde ilk andaki kadar heyecanlı senaryolar bulamadık. Devreye bağlı potansiyometreler ya da benzeri elektronik parçaların hangi frekansta çalışacağını kalibre etmek ve farklı seçenekler istediğimizde bunu tekrar düşünmek hiç pratik değildi. Burada yine Ziya’nın kıvrak zekası devreye girdi. Ankara’da yıllar önce bu işlerle uğraştıkları bir arkadaşıyla buluştuğu hafta üstteki kutu ortaya çıktı. İçindeki dtmf çözücü ve deklanşör kablosuna arkadaşlık eden mikrofon sayesinde fotoğraf makinası elle ya da dtmf sinyalleriyle kumanda edilebilir hale gelmişti.

Cep telefonlarında Java çalıştırmak böyle durumlarda işlevsel olabiliyor. Şimdi evdeki bütün telefonlarda bu küçük kutuya, istediği sıklıkta dtmf sinyali gönderen küçük bir programcık yüklü. Sıra geldi stop-motion yapmaya…