14. Gezici Festival’den film notları – 1

Feragatname: 14. Gezici Festival, 07-13 Kasım 2008 tarihleri arasında Kars’taydı. Geçen sene olduğu gibi BelgeSeyir atölyesine liderlik etme fırsatı buldum. Bu kez Ankara yerine İstanbul’dan ve Betül’le birlikte yola çıktık. Kars’ta dolandığımız hafta boyunca defterime aldığım notları blogda saklamak, bu filmlerle ilgili fikir almak isteyen insanlar için derneğin sitesinden başka bir kaynak daha yaratabilir diye düşündüm.

Bu nedenle, kısa, öznel ve zaman zaman karman çorman film notlarını izlediğimiz günlere göre yazıyorum. Filmleri izlemiş olanlarla, üzerlerine konuşmak hoşuma gidebilir. Ama sevmiş olduğunuz filmleri sevmemişsem, bana küfretmek için yorum yazarken harcayacağınız zamanda çok daha güzel şeyler yapabileceğinizi hatırlatmak boynumun borcudur. Bir de, zaman zaman zübük köşeyazarı tonunda birinci çoğul ifade kullanmam Betül’le yazdığım notları aktarırken düzeltmemiş olmamdan…

07-11-08

Duygudan da Öte / Ae Fond Kiss (Ken Loach – İngiltere/İtalya/Almanya/İspanya 2003)

Festival kapsamında milliyetçilik konulu bir panele katılan Ferhat Kentel’in seçimi Duygudan da Öte. Vizyon zamanı kaçırdığım bir filmdi, yakaladığıma sevinerek işaretledim programda. Kentel filmi şu sözlerle anlatmış:

“İskoçya’nın Glasgow kentinde ‘birbirine benzemeyen ötekiler’, mesela Katolik İrlandalılar ve Pakistanlılar arasında önyargılar nasıl ürer, nasıl yeniden üretilir, gündelik hayatın içine siner ve orayı ele geçirir? Renkleri, gittikleri ibadethaneler ya da annelerinden öğrendikleri diller farklı olsa da, aslında birbirlerine birçok konuda çok fazla benzeyen insanlar nasıl ‘benzemez’ hale gelirler?”

Loach en sevdiğim yönetmenlerden biri. Yine de kabul etmek gerekir ki, sadelik olarak gördüğü dil, kimi zaman temponun seyirciyi zorladığı bir durağanlığa dönüp filmi aşağı çekebiliyor.

Bu filminde hiç o duyguya kapılmadım. Bununla birlikte filmi Loach’un sevdiğim filmleri rafına koymak da içimden gelmedi. Öncelikle, Kentel’in tarifinin karşılığını filmde görmek kolay değil. “İngiltere’de yaşayan Asyalılar” fenomeni üzerine bir şey biliyor sayılmam elbette. Yine de, izlediğim başka filmler, Asian Dub Foundation‘un hikayesi vb. ile kafamda kimi fikirler var. Filmde Pakistanlı ailenin temsili bu gözle baktığımda kolaya kaçılmış, yer yer klişe duygusu yarattı.

Yine de sinemada Loach izlemek, festivalin açılışını kendi açımızdan böyle yapmak güzeldi.

08-11-08

Güneş açarak “bulutta dondurur, güneşte terletir Kars” ile tanışmamızı sağladı. Gerçekten havanın bir anda nasıl ılıyıverdiğini görmek şaşırtıcı ama ağır kış koşullarına hazırlıksız halimize merhem bir durumdu. Biraz kenti dolaşıp, biraz da otelden geride bıraktığımız işler yapılabilir mi, internet kararlı mı gibi soruların yanıtlarını aradık. Pazar günü biraz daha dolu görünen bir gün olduğu için, p.tesi sabahı yapılması gerekli işlerin yetişmesi için güzel bir fırsatı, üşenmeyip getirdiğimiz şömbik sayesinde mis gibi kahveyle kutladık. Bir tek film, festivale yakışmasa da, hala ısınma turlarındayız denilebilir.

Ceza Parkı / Punishment Park (Peter Watkins – A.B.D. 1970)

Amerikanın tarihinde sosyal hareketlerle ilgili altın çağ denebilecek döneme ait bir çok imgeyi, vietnam savaşı protestolarında bir araya gelen farklı muhalefet renklerini ve onlara yönelik baskının akıl dışılığını vurgulamak için çekilmiş, Mockumentary – Çakma Belgesel tarzının öncülerinden kabul edilen bir film.

Belgeselmiş gibi dili güzel kotarılmış, taraflar arasındaki çatışmada ajitasyonu çok güçlü kullanabilen bir işti, ama sistemin akıl dışı baskısına ve baskının kaynağı olan tipikleşmeye dair öfkeyi kusacak bir şey bulamamak filmi çok da hoş duygularla hatırlamaya büyük engel. Kaliteli ve özenli bir işi içi burkarak hatırlamak politik filmlerle ilgili hep rahatsız olacağım bir şey mi diye ayrıca düşünmem gerekebilir.

09-11-08

Güne Ani gezisiyle başladık. Ani, üzerine epeyce düşünülebilecek bir yer. Gerekli kaynak ve irade ile dünyanın sayılı açık hava müzelerinden biri olabilir. Tam da Çambel’den bahsettiğimiz günlerde böyle düşünüyor olabilirim, ama gerçekten kurulu olduğu vadi sırtı, çevresindeki mağaralar, içerdiği kültürel hazineyle Ani gerçekten çok etkileyici bir alan.

Karşınızda Spinal Tap / This Is Spinal Tap (Rob Reiner – A.B.D. 1984)

MockumentaryÇakma Belgesel temasının devamında izlediğimiz filmde bir heavy metal grubunun Amerika turnesi boyunca yaşananlar, yanlarındaki bir belgeselcinin gözünden aktarılıyor. Bu mizansen belgesel dili dönemin müzik endüstrisi ve metal müziğin klişelerine dair yaratılan parodileri çok başarılı biçimde sunarken, filmin en başarılı yanı belgesel olduğuna handiyse inanacağımız hale getiren müzikler oluyor. Film için bestelenmiş heavy metal parçaları gerçekten başarılılar.

One thought on “14. Gezici Festival’den film notları – 1”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *