Orhan Cem Çetin*

* Yeni bir kategori açmanın anlamlı olacağını düşündüm. Çalışmalarından/düşüncelerinden etkilendiğim fotoğrafçılardan bahsedebileceğim yazıları toparlayabilme olanağı verecek bir kategori olarak: “Bir Fotoğrafçı:” kategorisi. İlk konuğu da Orhan Cem Çetin.

Kendi sitesinde fotoğraf, fotoğrafçı ve izleyici arasındaki ilişkiye dair şu paragrafı kim olduğuna dair metnin sonuna eklemiş:

Fotoğraf esasen, ancak ona bakan birey tarafından, oldukça karmaşık ve çoğunlukla bilinçaltı süreçler sonucunda anlamlandırılan, kendisi kör ve anlamdan yoksun bir görsel imgedir. Fotoğrafa, izleyen değil de onu üreten kişi tarafından belli anlamların yüklenmesi, fotoğrafın bir taşıyıcı hale getirilmesi de bir o kadar karmaşık süreçler gerektirir ve net ifadeler oluşturmak oldukça güçtür. Sadece görsel tatminlerle ya da izleyicinin serbest çağrışımlarıyla yetinmek istemediğimde, iletmeye çalıştığım ifadenin tarih ve coğrafyadan bağımsız olarak netleşmesi, net kalması için fotoğrafın dışında başka malzemelere, başka yapı taşlarına, ek ifade olanaklarına ve özellikle de “söze” yani metinlere başvuruyorum. İfadenin net, anlaşılır ve incelikli olabilmesinin bir yolunun da lokal olmak, şimdi ve buradaki izleyici için üretmek olduğunu, bunun için de izleyiciye çok yakın durmak gerektiğini düşünüyorum.”

Benim böyle birini duymama ve sonrasında yaklaşımından etkilenmemi sağlayan şey,  muhtemelen ipuçları bu metinde de görülebilen  disiplinlerarası yaklaşıma verdiği önem. Fotoğraflarını çekerken de, sunarken de, başka kişilerle bir arada üretmeyi denerken de tek bir yönde kısıtlı kalmıyor olması, sonuçta ortaya çıkan herşeye yaratıcı bir yan katıyor. Daha da önemlisi, ürünlerin kimliğini, kitlesini, konularını dönüştürüyor diye düşünüyorum.

Memleketin en önemli sorunlarından biri olarak, bir çok kültür üreticisinin (eleştirmen, çevirmen, oyuncu, ressam her türlü kültür/sanat üreticisini düşünebiliriz) sadece kendi alanına dair düşünmeyi alışkanlık haline getirmesine takıldığım için ben bu durumu ayrıca önemsiyorum.

Haydi böyle bir kategori açıp da bahsedeyim, diye düşünmeme yol açan bu aralar fotoğraf üzerine okuyacak bir şeyler bulmak için göz attığım Fotoğrafya dergisindeki yazılarını taze okumuş olmam sanırım. Özellikle kendi tanımlarıyla külliyatını sergilediği serinin son yazısındaki yaklaşım, işte ben bu adamı bu yüzden seviyorum diye düşündürdü.

Yukarıdaki kare 1.3Megapx’lik kameralarla birlikte sunulan ilk cep telefonunu test etmesi istendiğinde Roma’da çektiği fotoğraflardan biri.

Fotoğrafya’daki yazıda Çetin bizimle, belki de fotoğraf çekmek için kullandığı aracın buna fiziksel yatkınlığının da sayesinde, Roma fotoğrafları için çok kısa bir menzil seçişinin öyküsünü paylaşıyor.

5cm’lik bir net alan yaratmak üzere telefona bir büyüteç yapıştırdıktan sonra bütün Roma gezisini detaylar üzerine nasıl kurduğunu ve aradan zaman geçtikten sonra fotoğraflara baktığında Roma’yı nasıl hatırladığını ve yorumladığını anlatırken, araç seçiminin başlı başına bir bakış açısını nasıl kurduğunu okumak güzel, ama önemli olan kısmı bu alanda ender örneklerden biriyle karşı karşıya olduğumu hatırlatması.

İş görüntülerle bir kayıt yaratmak olduğunda, yeni bir dilin hangi araçlarla yaratılacağını kestirmek kolay bir iş değil. Hele ki kavramsal derinlikten yoksun biçimde, körükörüne bakıyorsanız elinizdeki meseleye bu tip bakış açılarını görmeniz zor oluyor. Eğer uyaklı mısraları tekerleme gibi okumak hoşunuza gidince kendinizi bir şiir meraklısı olarak tanımlar, sonra da başka türlüsünü şiirden saymazsanız, Garip akımı karşınıza çıktığında koca Orhan Veli’ye “bu da şair mi canım?” demeniz işten bile olmaz. Yıllar önce bir arkadaşım, fotoğraf paylaşmak ve üzerine tartışmalar yürütmek için bir web sitesi açtıklarında “cep telefonu ile çekilen fotoğrafları göndermeyin” diye bir kural koymuşlardı.

Yukarıdaki kareyi görüp, bu fotoğrafın ait olduğu seriye ulaşmak, o serinin ardında yatan yaklaşımı tanımak, tartışmak gibi fırsatlar dururken, cep telefonu deyip geçmek mümkün mü?

Kural koymak, kolaylıkla yaratıcılığa sınır koymaya dönüşebiliyor. Öte yandan elbette her kural yıkma eylemi yaratıcı bir eylem olmayı başaramıyor. Peki hem kendini genel geçer anlamda kabul gören bir sanatçı olarak yetiştirmiş olmak, hem de kuralları pek ciddiye almamak mümkün mü diye bakınca, özellikle Türkiye’de gerçekten az örnekle karşılaştığım için Orhan Cem Çetin’in yerini önemsiyorum. Bu önemi arttıran unsurlardan biri, işi bu alanda üretmek, düşünmek olacak bir çok insanın da hayatına yaptığı etkiler. Zira kendisi şu an Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümünde yeni insanların ufuklarını açmak için mesai yapıyor.

Yetinmeyip bir çok başka insanla birlikte belgesel fotoğrafçı yetiştirmek üzere kurulan bir okulda görev alıyor. Bu okul, aslında 2011 yılında açılması hedeflenen Fotoğraf Akademisinin kuruluş süreci olarak değerlendiriliyor, ki bu da önümüzdeki yıllarda alanın daha da genişleyeceğinin bir göstergesi. Ne diyeyim, yolları açık olsun!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *