Size ayrılan sürenin sonuna geldik Fotoritim…

Sevgili meren ve elif‘in düzenli olarak link göndererek, yeni sayılardan ve konulardan haberdar ederek duyurdukları bir fotoğraf dergisi vardır. Fotoritim. Ben de bu dergiyi, son aylarda böyle iki insandan duymanın da etkisiyle, sık sık bakıp, çeşitli yazıları okuyup, düzenli olarak takip etmeye gayret gösterdim.

Geçtiğimiz günlerde, bu dergi sayesinde haberdar olduğum ve yazılarını okumaya başladığım Faika Berat Pehlivan’ın Gökşin Sipahioğlu ile, İstanbul’daki sergi açılışını takiben yaptığı bir ropörtaj yayınlandı.

Gökşin Sipahioğlu, kısaca 6-7 Eylül olayları olarak bilinen faşist katliamda halkı provoke eden üretilmiş haberin (bir nevi yalan haber de denilebilir) kitlelere ulaşmasından sorumlu olan ve bu konuda en ufak bir utanç, pişmanlık sergilemeyen, dolayısıyla benim gözümdeki en özet tanım ve sıfatıyla anarsak faşist bir gazetecidir. Bu konudaki düşüncelerimi daha geniş olarak okumak isteyenler http://loker.radiobrecht.org/goksin-sipahioglu-ve-6-7-eylul-olaylari/ adresine bakabilirler. Fotoritim’le ilgili kısmı tesadüfen bu olayla ilişkili denilebilir.

Ben bu ropörtajın altına, çok duygusal ve sert bir yorum yazdım. Yorumum yayınlanmadı. Derginin yayın kurallarına baktığımda, yorumumun yayınlanmamasının nedenlerini anladım; ancak yorumu kendimde saklamadığım için düzeltip tekrar gönderme imkanım yoktu. Derginin iletişim formunu doldurarak, yorumumu düzeltmek istediğimi belirttim. Yanıt alamadım.

Yazıyı yazan Faika Berat Pehlivan’a yazdım, henüz yanıt alamadım.

Bunun üzerine, iletişim formunu tekrar doldurara, bu tavrın açıklığa kavuşturulmasını talep ettiğimi belirttiğimde, yorumumun kurallara uygun olmadığı takdirde yayınlanmayacağı, kurallar açık olduğu için, ayrıca açıklama yapılmasının da alışılmış bir yöntem olmadığı yanıtı geldi.

Haklı bir yanıt olduğunu düşündüm, her yorumla tek tek uğraşılması kolay bir iş değil diye düşündüm ve aşağıda alıntıladığım bir başka yorumu, derginin talep ettiği şartlara uygun biçimde sıfırdan yazıp yollayarak, bu ropörtajın algılanmasına katkıda bulunmayı hedefledim.

Yorum aşağıda:

Öldürmeyen, güçlendirir. Galiba tıp dünyasına ait bir ifade ya da belki metafor demeli… Bir canlının kanına giren virüs, onu öldüremezse, bağışıklık kazanmasına yol açarak güçlenmesine yol açıyor gibi bir mantık zincirinin özeti herhalde.

Elbette insan ilişkilerindeki gerilimlere de, soyutlayarak taşımak mümkün. Bu yazı vesilesiyle aklıma gelen, Gökşin Sipahioğlu’nun 6-7 Eylül Olaylarıyla ilgili herhangi bir pişmanlık izine rastlamamanın ne kadar acı olduğu… Ama ondan daha acıtıcı olanın, görsel kültür üzerine kafa yoran bir grup insanın, uzun zamandır büyük çabalarla yayınladıkları güzel bir dergide, bu adamı, o korkunç katliamdaki sorumluluğundan bağımsız, sıradan bir fotoğrafçı gibi ele alabilmeleri…

Baştaki metafor ne diyordu, öldürmeyen güçlenir. Sipahioğlu’nun mesleki etikle son derece uyumsuz ve sonuçları itibariyle de, kelime anlamıyla öldürücü etkiyle sahip bir sorumsuzluğunun tartışılmaması, bir anlamda onu yok saymaya doğru evriliyor.

Geçmişin suçları, hesapları sorulmaksızın unutuldukça, sahiplenilmeye başlanıyor. Başka türlü bugün yaşadığımız ortamda giderek artan ırkçılığı nasıl ele alacağız? Dün 100bin vatandaşımızın, doğdukları, birlikte cennet eylediğimiz bu ülkeyi bırakıp, gurbet ellerde yaşayıp ölmelerine yol açan faşist saldırıların hesabı sorulsa, bugün ürkek güvercin katili çocuklar gezebilir miydi aramızda?

Bu yazı yayına girdikten sonra duygusal ama sert bir yorum yazısı yazmış, içinde bulunduğum ruhhaliyle, edebi bir amaçla da olsa sinkaf kullanmıştım. Bu nedenle yorumum yayınlanmadı. Ben de daha sakin bir ruh haliyle düşündükten sonra, ropörtajı yapan Berat hanıma bir mesaj atarak duygularımı anlatıp, bu adamın, salt bir fotoğrafçı olarak ele alınmasında bir sorun görüp görmediğini sordum. Henüz bir yanıt alamadım. Belki yanıtını burada paylaşır, böylece fotoğraf kavramını, bizi kuşatan tüm dünya olaylarından ne kadar soyutlayabileceğimize, bir fotoğrafçıyı bir insan olarak davranışlarından bağımsız olarak tanıma şansımızın ne olabileceğine dair yaratıcı bir diyalog şansını tüm okuyucularla birlikte yaşarız diye umuyorum.

Gökşin Sipahioğlu’nun alet olduğu katliamla ilgili pişmanlık duymamasının, benim açımdan ne derece korkunç bir yaklaşım olduğunu kendi sitemde dile getirdim. Duygularımı biraz daha açıklamak gerekirse, “delikanlı” lafının anlamını sonuna dek hakeden yaşlarımda ve yaşamımda gerçekten de kanatlandığımı hissettiren Le Vent nous portera’yı, Bernard Cantat sevgilisini öldürdükten sonra duymaya bile tahammülüm kalmadı.

Artık o yumuşak ezgilerle sarılı, hayata dair her duyguyu barındıran müzik, yalnızca kendini kaybettiğinde adil olmayan bir şiddet denkleminde, yüzlerce yıldır ezilen kadını fiilen bir kez daha ezmiş sıradan bir katile dönüşüveren bir şarkıcı hayaletini düşündürdü bana…

Sipahioğlu’nun zerre pişmanlık duymadan, sonradan yaptığının bir komplonun parçası olduğu açık biçimde ortaya çıktığında bile üzülmeden “gerekeni yaptım” diyen hali, onu bu komploya ortak etmiyor mu gerçekten? Bu komplonun bir ortağıyla, başka bir konuyu konuşabilecek soğukkanlılığı nereden bulabiliyorsunuz?

Konuyla ilgili yazım: http://loker.radiobrecht.org/goksin-sipahioglu-ve-6-7-eylul-olaylari/

Bu yorumum da yayınlanmadı ve yine iletişim formunu doldurarak yanıt talep ettiğimde şu yanıtı aldım:

Merhaba,

Aşağıda yer alan yorumunuz da; “suçlama içermesi”, “polemik yaratıcı olması” ve “hukuksal neticeler doğurması” sebepleri ile yayınlanmamıştır.

Görsel kültür (fotoğraf başka hangi alana aittir ki?) çalışan bir derginin bir yazısına, teknik olarak bu imkan tanındığı ve kurallar çerçevesinde özendirildiği halde yorumlarla katkıda bulunamamak biraz tuhafıma gitti.

Dergi yönetimi yorumlarla ilgili şu açıklamaya yer vermiş:

Konulara Yorum Yazılması :

Fotoritim Fotoğraf Dergisinde, istediğiniz konuya yorum ekleyebilirsiniz.
Ancak bu yorumlar;
– T.C. Anayasası’na ve Hukuk’una aykırılık içermesi, suç içermesi,
– Konu ile alakasız olması,
– Aynı yorumun arka arkaya gönderilmesi,
– Kullanılan Türkçe’nin düzensiz ve çalakalem olması,
– Argo kullanılması,
– Ahlaka aykırı sözler, küfür ve hakaretler içermesi,
– Polemik yaratıcı olması ve/veya suçlama içermesi,
– Yorumu yazanın ad ve soyadının olmaması,

gibi durumlarda onaylanmayarak, silinir. Benzer şekilde devamlı onay dışı yorum gönderen ziyaretçiler IP numaralarından engellenerek, siteye girişleri kapatılır. Eksikliklerine rağmen bir yorumu onaylayıp, onaylamamak yine Fotoritim Dergisi Yönetimi’nin insiyatifindedir.

Bu kuralların, pratikte “biz canımızın istediği yorumu onaylarız, durum tamamen keyfidir” olarak işletilmesi mümkün. Örneğin argo kullanımı ne demektir? Bir tabir olarak “cuk oturdu” deyişini kullandığımda yorumumun yayınlanmamasına neden olarak bu deyiş gösterilebilir mi? Bildiğimiz argodur bu da neticede?

Haydi bunu geçelim, “Polemik yaratıcı olması ve/veya suçlama içermesi,” başlığının somut ölçeği nedir? Yazdığım yorumun polemik içerdiği iddia edilebilir mi? Edilir elbette, sonuçta kişisel bir kanaatten, bu kanaati oluşturan ve yine tamamıyla kişisel olan kavramlardan, olaylardan bahsediyorum. Hangi yorum polemik yaratıcı değildir peki? Polemikten ne anlamalıyız?

Sözün özü, beğenilen fotoğrafçıların işlerini alt alta dizip, yorumları da tebrik ve teşekkür mertebesine indirmek bir blog sitesini, bir fotoğraf dergisine çevirmeye ne yazık ki yetmiyor.

Dergicilik, tam da burada, bu şekilde itiraz ve tepkileri, belirli bir çerçeve içinde tartışmaya açarak, gündelik yaşamla fotoğraf arasındaki ilişkileri tanımlayarak gündeme getirmeyi gerektiriyor.

Fotoritim, bu bağlamda tam anlamıyla sınıfta kaldı. Son derece önemli bir konuda, anlamlı olacağına inandığım bir tartışmayı tamamıyla çöpe attı.

Benim, ciddiye aldığım için, yaptıkları yayına dönük bir katkı sağlama hedefi güden ve yazmak için oturup zaman harcadığım metinleri, keyfi biçimde yayınlamayarak bir dergi sorumluluğuyla değil, bir arkadaş grubu olarak davrandıklarını gösterdi.

Bu nedenle bundan böyle Fotoritim okumayacağım. Mevcut/olası okuyucularını, derginin bu keyfi ve şahsi tavrı hakkında bilgilendirmeyi zorunlu görerek, kaçındıkları polemiğin dik alasını kendi blogumdan yapmak zorunda kalıyorum, zira yayıncılık açısından sorunlu gördüğüm tavırlarına ilişkin kendi mecralarında yanıt hakkı vermiyorlar.

8 thoughts on “Size ayrılan sürenin sonuna geldik Fotoritim…”

  1. Cok saçma seyler bunlar…

    Izmir’de fotograf meraklilari tarafindan daha ciddi, daha ‘seçici’ islere yer veren Fotomat Dergi diye bir sey var. Onu tavsiye ediyorum.

  2. Sağol Anıl, gerçekten de okuyacak bir şeylerin açlığıyla bakınıyordum, bu dergiyi de okumak isterim.

  3. İki yıldan fazla zaman geçmiş… Yazının ardından dergidekilerle konuyu her açmaya çalıştığımızda (benden çıkıp, başka insanların da konuyu sahiplenmesiyle…) görmezden gelindiğimizi, yok sayıldığımızı, facebook sayfasında mesajların silindiğini, insanların gruptan atıldıklarını da hatırlayalım… Bu tavrı gösterenleri fotoğraf camiasında saygın noktalara getirecek süreçlerle karşılaşırsak, özellikle hatırlayalım!

  4. Tüm tartışmanın üzerinden oldukça uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen kısaca düşüncemi paylaşmak istedim. Dergiyle yaşadığınız durumda haklı olduğunuzu düşünüyorum, özellikle burada alıntıladığınız haliyle yorumunuzun yayımlanmamış olması anlaşılabilir bir şey değil.

    Ancak sanatçı ve eserlerinin ya da bu durumda photojournaliste ve fotoğraflarının birbirlerinden ayrı olarak ele alınabileceklerini düşünüyorum. Gökşin bey iyi bir fotoğrafçıydı, fotoğraflarının kalitesi yadsınabilir değildir. Türkiye’de doğmamış 6-7 eylül olaylarından hiç haberi olmayan birisi de internette gökşin beyin fotoğraflarını görüp, beğenip, bunun üzerine bir yazı yazabilirdi, bu durumda sanırım o kişiye siz bu adamı nasıl basit bir fotoğrafçı olarak gösterebiliyorsunuz demek anlamsız olurdu. İş bu noktada kendisi hakkındaki herhangi bir yazıda illa 6-7 eylül olaylarıyla dolaylı ya da dolaysız bağının ortaya atılması gibi bir gereklilik olmadığını düşünüyorum.

    Kaldı ki gökşin bey hem türk toplumuna hem insanlığa önemli denilebilecek katkılarda bulunmuştur, israil-mısır savaşından, o dönemde kapalı bir kutu olan arnavutluk’a, çin’den, küba’ya kadar gidip belgesel değeri olan fotoğraflar çekmiştir, bunlar insanlığın görsel hazinesinin parçasıdırlar. diğer yandan siyasi hassasiyetlerinizi göz önüne alırsak kendisi aynı zamanda cibuti’de fransız yönetimine başkaldıranlara ateş eden fransız jandarmaları, 68 paris öğrenci ayaklanmasını, çekoslovakyanın işgalini fotoğraflarıyla dünya gündemine taşımıştır.

    Bunun yanında sipa press i kurarak hem fotoğraf sanatına, hem gazeteciliğe yaptığı katkıların önemini anlatmak zor olacaktır. Kendisinin ön ayak olduğu fotoğrafçılar bugün dünyanın en önde gelenlerinden bazılarıdır.

    Tüm bunlardan sanırım aslında siz de haberdarsınızdır. Fotoritim’le olan bitenden bağımsız olarak neden kendisinden her bahsedildiğinde 6-7 eylül’ü hatırlamam gerektiğini anlayamıyorum.

    Ailesinin evini ipotekleyip Aziz Nesin ve Çetin Altan yazıları yayımlayan biriyle kesinlikle karşılaştırılabilir bulmuyorum ama Leni Riefenstahl bile tüm nazi ilişkilerinden bağımsız olarak sinema sanatına ve tekniğine katkılarıyla bugün büyük saygı görmektedir.

    Le vent nous portera’yı umarım tekrar eskiden olduğu gibi zevkle dinlemeye başlamışsınızdır.

  5. Bir konuyu özüne inerek düşünmek, üzerine kafa patlatmak hem nadir bulabildiğimiz bir fırsata dönüştü, hem de öyle olmasaydı bile zamansız ele alınması gereken bir zevk olurdu. Dolayısıyla gerçekten de geç olsun da güç olmasın…

    Aradan geçmiş yıllar, Sipahioğlu artık rahmetli derken ilk yazdığım mesajı tekrar düşünmek de kışkırtıcı. Gerçekten de acaba zorlama mı yazmışım ben onu, şu mesaj ispatlamıyor mu diye sordum kendime. Sanırım beni öyle sekter bir tepkiye iten asıl neden, söyleşinin hem sohbet hem metinleştirme anlamında mesajınızın yarısı kadar özenilmiş olmayan derinliği olmuş. Bu mesaja, o söyleşiye verdiğim tepkiyi vermekte epeyce daha zorlanıyorum çünkü. Söyleşi bu derli toplu bir portre çizebilseydi, tahminen o kadar kolay kestirip atan bir bakış açısına sarılamayacaktım. Belki de Faika Berat Pehlivan’la bir karşılaşmaya saklayacaktım illa sormak istesem bile.

    Devamını da getirebiliriz aslında. Şimdi bilgisayarı bırakmak zorunda kaldığım için kısaca yanıtlayabilmiş oldum.

  6. Devamı daha enteresan olabilir. Eserin üreticisinden ayrı ele alınması gerektiğini düşündüğümü söyledim ama diğer yandan fotoğraf fotoğrafçısının dünyasından ne kadar bağımsız olabilir, o biraz daha tartışmalı bir konu.

    Riefenstahl bu konuda biraz karikatürize denebilecek kadar uç bir örnek ama iyi de bir çıkış noktası sanırım.

    http://www.counterpunch.org/2002/09/11/riefenstahl-s-fascist-aesthetic/

    Sontag’ın dediklerine katılmakla beraber, gözlerimi nuba’ların bu güzel fotoğraflarından alamıyor oluşum da içinden çıkamadığım ikilemimin sebebi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *