Türkiye’de etkinlik vaziyetlerine dair…

Kimi zaman organizasyon firmaları, anlaşabildikleri mekanlar ve yapmak istedikleri organizasyon arasındaki ilişkinin sağlıklı olup olmadığını gözardı ediyor gibi geliyor bana…

4 Temmuz 2006’da Esma Sultan Yalısı Sergent Garcia konseri için evsahipliği yaptığında İKSV bu örneklerden birini yaratmıştı örneğin. İKSV’nin organizasyon yapısına bakınca caz festivali (klasik müzik festivalinde getirmeyeceklerdi ya…) kapsamında getirmeleri anlaşılır, ama neden Esma Sultan Yalısı? Ki, gitmemiştim, ama giden arkadaşlarım bu tuhaf birleşimin sonuçlarından beklenebilecek her türlü olumsuzluğa tanık olduklarını anlatmışlardı.

Bir kaç hafta önce de (18 Şubat) Tindersticks dinlemeye Cemal Reşit Rey konser salonuna gittiğimizde rastladığım herkes aşağı yukarı benzer tepkiler veriyordu. Tindersticks orada dinlenebilir miydi?

Ben grupla gerçek tanışmamı o gün, orada yaşadığım için peşin bir hükmüm yoktu, ama müziklerindeki dinlendirici tavır o koltuklar ve öncesinde altı saat ders anlatmış olmakla birleşince “bunu saymayız, bir daha tanışalım” diye düşündürdü…
tindersticks
Gelgelelim, aklıma takılan başka bir tuhaflık o gün kafamı azıcık kurcaladı, bugünse yolda yürürken aniden bir daha geliverdi. Neden yurdumda (başka yerlerde de böyledir belki ya, nereden bileyim) insanlar bir şarkıları ya da bir tanecik albümleriyle tanıdıkları müzisyenlerin konserlerini dolduruverir ve sonra tuhaflık dediğim şey yaşanır?

Konserin tanıtımında Tindersticks’in son albümünün tanıtımı çerçevesinde Türkiye’de olacağı, ağırlıkla bu albümden parçalar yer alacağı yazıyordu. Ben sevdiceğimle (onun tercihiyle) gideceğim bu konseri biraz daha iyi hissedebilmek için evdeki eski albümlerden biraz beslenmeyi de denemiştim.

Konser güzel güzel aktı, gitti ve selam verip sahneden çekildi grup. Ardından hıncahınç bir alkış. Her tiyatro oyununu illa ki ayakta alkışlayan bir kitlenin var olduğu memleketimde bis yapmadan dönebilen müzisyen de olmaz. Ayıp falan sanılıyor belki genel olarak baktığımızda, bilemiyorum. Burada durum daha farklıydı, seyirci gerçekten de henüz beklediğini alamamış, veda etmeye hazır olmadığını bağıra bağıra duyuruyordu gruba. Beklenen oldu, grup yeniden sahne aldı, herkeste bir mutluluk, tekrar selam ve bir daha alkışlar.

Şimdiye dek gittiğim en etkileyici konserlerden biri Manu Chao ve Radio Bemba Sound System’in Maslak Venue (doğru hatırlıyorsam)’de verdikleri konserdi. Konserin sonlarına doğru Manu Chao sahnede bir yere oturmuş, elindeki şişeden su içiyor, müzik ve seyircilerin dansı tam gaz devam ediyordu. Öyle bir elektrik vardı ki, kimse konserin bitmesini istemiyordu ve bunu alkışla, bis isteğiyle ifade etmeye gerek bile kalmamıştı. Organizasyon yasal nedenlerle (saat gece 02.00 olduğu için) konserin son bulmak zorunda olduğunu açıkladığında, adım atacak hali kalmamış yüzlerce seyirci ve grup aynı mutluluk ve “keşke bitmeseydi” duygularıyla dağıldı…

İki kere bis’e çağrılan bir grup için de, insan düşünüyor önceki parçaları çalarken bitse de gitsek elektriğiyle dolu bir salon neden bu kadar gaza gelebiliyor diye… İşte ikinci bis için sahneye gelen grubu karşılarken bağrılan istek parçalarından o motivasyon da belli oldu. İlk albümdeki hit parçalar konserde çalınmamıştı ve seyirci o parçaları canlı dinlemek istiyordu.

Evet, anlaşılabilir bir durum, adamların Türkiye’ye ikinci gelişleri, bir önceki de epey önceymiş. Bir sürü grubun efsane parçası vardır ve onları canlı dinleyebilen her hayran, o efsaneleri de dinlemeyi ister. Haksız değiller… Yine de, bir de grubun yerine koydum kendimi… Belki de “ulan bir tanecik albüm çıkarmadık ya biz, sonrakileri de dinleyin azıcık” diye hissedebilirdim… Ya da düpedüz saçmalıyorum. Elimden başka türlüsü gelmiyor, gerçekten de her tiyatro oyunu ayakta alkışlanmayı (hele bu ülkede pek çoğu tam tersini hak ederken) her konserin sonunda bis beklemeyi alışkanlık haline getirmiş bir izleyici topluluğunun, alışkanlıklar, sahne adabı gibi motivasyonları, duygularından daha önde çalışıyor gibi hissetmekten alıkoyamıyorum kendimi.

Aklıma Dream Theatre geliyor. Grup, aynı şehirde çok sık arayla iki konser verdiği durumlarda ikinci konserlerini bir başka grubun bir albümünün baştan sona yorumlanmasıyla vermiş bir kaç kez. Dream Theatre’dan Master of Puppets albümünü baştan sona dinlemek gibi bir olanakla karşılaşınca şaşkınlıkla öğrenmiştim. Acaba Türkiye’ye iki-üç ay arayla gelseler ve ikinci konserlerinde kendi parçalarının hiçbirine yer vermeseler seyirci nasıl davranırdı?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *