Kültür özelleştirmesinde son nokta! DRM ile tüm mülkiyet (ve iktidar) sermayeye…

Temmuz 2005’te, yanlışlıkla planlanan günden önce satılıveren 14 adet Harry Potter ve Melez Prens kopyası Kanada’yı epeyce karıştırmıştı. Kitapların Kanada yayıncısı Raincoast Books, mahkemeye başvurarak kitap sahiplerinin resmi yayın gününden önce kitabı okumaları ve tartışmalarını engelleyen bir karar çıkartmayı başardı. Hemen sonrasında da bu kişilere kitapları ertesi gün getirmeleri karşılığında imzalı birer kopya ve tişört hediye edeceğini duyurdu.

Aynı gün, iki yakası arasında yarım güne yakın saat farkı bulunan ülkede ilk basılan gazetede yer alması planlanan bir eleştiri de mahkeme kararıyla engellenmeye çalışıldı. Batı yakasındakilerin kitabı almalarına saatler kala yayınlanacak olan eleştiri, firmanın halkla ilişkiler ve reklam adına yaptığı bütün tantananın çöpe gitmesi anlamına geleceği için, yayının ticari sırları deşifre etmek anlamına geleceği iddia edildi. Bu hamle tüm kuzey amerikada sert tepkiler ve boykot çağrıları doğurunca firma geri adım attı ve bir özür yayınladı. Bununla birlikte, kitabı yayın tarihinden önce almayı başaran 14 kişinin, kendilerine aynı anda gösterilen sopa ve havuca verdikleri yanıt meçhul. Orjinal imzalı birer kopya uğruna kitabı geri verip vermediklerini, meraklarına yenilip suç olmasına aldırmadan okuyup okumadıklarını bilemiyoruz.

Maddi mecralarla ilişkileri her geçen gün zayıflayan ve asıl kar alanlarını gayri maddi meta üzerine kurmaya yönelen eğlence endüstrisinin son numarası, Digital Rights Management (DRM – Dijital Hakların Yönetimi) adlı yeni bir telif koruma mekanizması. Yani dijital teknolojiler yaygınlaştığından beri yaşanan korkularına bir çözüm: kopyalanamayan içerik.

Gerçekten de doksanlı yıllar boyunca eğlence endüstrisinin tüm vahşi yöntemleri, dev tazminat davaları ya da magazin yönü ağır basan korsan operasyonları, kamuoyunda eser sahiplerinin hakları korunuyor düşüncesiyle destek topladı. Tüm vatandaşlar haklar için seferber oldu. Gelişip karmaşıklaşan telif düzenlemelerinin sadece kartellere hizmet ediyor olduğu, küçük plak şirketleri, yayınevleri ya da benzeri bağımsız organizasyonların bu düzenlemeler sayesinde daha güvende olmadığı pek duyulan bir bakış açısı olamadı. Hal böyle olunca, DRM teknolojileri de, aynı düşünceyle destek görüp kamuoyunda sahiplenilmeye müsait görünüyor.

Oysa madalyonun diğer yanında, yaşamının kültürel alanını dijital yollardan dolaşıma giren içerikle dolduran insanların haklarına ne olduğu sorusu var. DVD-BluRay filmler, CD üzerinde satılan müzikler ve hatta doğrudan gayri maddi formda satışa sunulan elektronik kitaplar, müzikler, diziler, filmler ve bilgisayar programları bu düzenlemenin doğal nesneleri. Milli Eğitim Bakanlığının başlattığı pilot uygulamaya bakacak olursak yakında bu alana ders kitapları da girecek. Ya da başka bir deyişle, ders kitaplarına veda edeceğiz, yerlerini, M.E.B.’in onayladığı içerikle dolu ve dijital olarak korumalı bilgisayarlar, elektronik kitaplar alacak gibi görünüyor. Tabloya böyle bakınca kaygı yaratan gelişmelerin ne kadar büyük bir alanı ilgilendirdiği de ortaya çıkıyor.

Amazon’un Kindle’lardan Orwell’i silişini takiben DRM nereye gidiyor sorusunun ardından kafamın içinde dönüp duranları yazmaya böyle başladım, devamı Express Ağustos sayısında sizi bekler… Doğru düzgün edit edilmiş, toplanmış hali okunsun diye böyle yazıyorum, az sonra meraklısı olduğumdan değil elbette. Dergi yayınlandıktan sonra ilk fırsatta buraya da tam metni koyacağım…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *