Sanal gettolar

Express dergisi Haziran 2009 sayısından…

Youtube’a erişimin engellenmesinin birinci yılı geride kaldı. Ana akım medya, kamunun bu konuda ilk günlerdeki hararetli sıkıntısını görmeyince bu yıldönümünü şöyle bir geçiştirdi. Malum, memleketin “sabık düşünce suçlusu” başbakanı, yasağın hâlâ sıcak olduğu günlerde sivil itaatsizliğe çağrırcasına mı bilinmez, “ben giriyorum youtube’a, siz de girin” demişti. Eh, insanlar da boş durmayıp öğrenmeye koyuldular besbelli, sansürü aşıp Youtube’a girmeyi…


İnternet, Amerikan ordusunun fonlarıyla yürütülen bir araştırma projesiyken (ARPANet) öngörülen durumlardan biri de, merkezsiz bir ağ yaratarak, “düşman” belirli bir noktayı ele geçirdiğinde, başka yollar kullanarak haberleşmeye devam edebilmekti. Bu öngörü, bugün milyonlarca Türkiyeli İnternet kullanıcısının sansürü aşabilmesini sağlayan temeli de beraberinde getirdi.
DNS, hosts dosyası, proxy, ip derken Türkiye’de yaşayan ve İnternet kullanımı konusunda hevesli olan herkes, bilgisayar ağlarının işleyişine dair, bugüne dek bilmeden de yaşayabildikleri ayrıntılara boğuldu. Yine de öğrenmek denmez, çoğunlukla kopyala-yapıştır şeklinde, elden ele, blogdan bloga anlatılan taktiklerle sansürü aşma derdindeyiz.
Bu sansürün etrafından dolaşabilme başarısı, ne yazık ki beraberinde ciddi problemler de getiriyor. Bu problemlerin başında da, sansürün olağanlaşması, insanların bu alana yapılan müdahaleleri içselleştirmesi tehdidi geliyor.ateist.org, geocities.com, anarsist.org gibi sitelere uygulanan sansürün aynı biçimde haber olmayışı, WordPress adlı, dünyanın en büyük blog sağlayıcısına erişim engellenince pek de umursanmaması, bu içselleştirmenin olumsuz sonuçlarını hemen gözler önüne seriyor.
Ancak bu olumsuz sonuç, herkesi aynı şekilde rahatsız etmiyor elbette. Ortaya attığı safsataları çözümleyen ve içindeki yanlışları gösteren her siteye erişimin engellenmesini sağlayan Adnan Oktar, nam-ı diğer Adnan Hoca, evinde mutlu mutlu oturuyor olmalı. Büyük rating kavgaları sonucu, çalışanların zaten kıt olan haklarını tamamen gasp etme pahasına süreleri her geçen gün uzayan dizilerin, TV yerine YouTube’da izleniyor olmasından haz etmeyen yapımcılar da o kadar şikâyetçi değildir herhalde. Elbette sektörün sorunlarını sürekli kulak ardı eden, yine altyapıda çalışan binlerce insanın haklarını koruyacak hiç bir girişimde bulunmadan, kendi hakları için dünyaları ayağa kaldırıp, korsan CD’leri dozerlerle ezen müzik piyasası da, şarkıların Youtube’a rahatlıkla yükleniyor ve oradan kitlelere ulaşıyor olması sorunu, böyle kendiliğinden çözülüverince pek de üzülmemiştir diye tahmin edebiliriz.
Elbette, “giren giriyor” ama, ya böyle egzantrik “hacker” yöntemlerine, türlü bilgisayar kurnazlıklarına ulaşımı hâlâ son derece sınırlı olanlar ne yapsın?
Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkın, 2007 yılında yaptığı bir açıklamada, kamuya açık mekanlar dışında, evlerde 7.5 milyon bilgisayar olduğunun tahmin edildiğini, oysa Türkiye’den 21 milyon MSN hesabı açıldığını söylüyor. Bu rakamları başka türlü yorumlamak da mümkün, ama İnternet’e ulaşım yolu, her üç kullanıcıdan bir tanesi için kendi evi diye yorumlarsak büyük bir yanlış yapmış olmayız herhalde. Başka bir deyişle, Türkiyeli kullanıcılarının üçte ikisi, üzerinde değişiklik yapma şansı bulamadığı bilgisayarlarla İnternet’e bağlanıyor. Daha kötümser bir veri, Türkiye Bilişim Derneği’nin Dünya Bankası araştırmalarına dayandırdığı Ocak 2008 tarihli bir raporla karşımıza çıkıyor. Rapora göre, Türkiye’de her bin kişi için elli dört bilgisayar bulunuyor.
Polisin, sürekli baskınlar aracılığıyla “İnternet’i düzenleme” ve vatandaşların “sakıncalı sitelere girmediğinden emin olma” çabalarından bunalmış, sansür aşma adımları atması mümkün olmayan İnternet kafelerden “bilgi otobanına” ve çağa ulaşmaya çalışan, evinde “hackercılık” oynayabileceği bir bilgisayar alma olanağı bulunmayan bu kitle ne yapacak?
Sansür sorununun önemli bir ayağı, bu soruyla ortaya çıkıyor. İnternet’in temel özelliği kabul edilen merkezsizliği bir avantaj olarak kullanarak bir sunucuya bağlantı kurabilmek için, o sunucuya ait bilgilerin edinilebilmesi gerekiyor. Bugün, YouTube’a sanal tüneller, vekil sunucular dışında en önemli erişim yolu, YouTube sunucularına ait IP numaralarının, bağlanılacak bilgisayara kaydedilmesi. Böylece bir anlamda, başka bir bilgisayara yol tarifi sormak zorunda kalmadan, doğrudan ulaşılabiliyor. YouTube popüler bir site olduğu için, bu şekilde erişmek üzere ihtiyaç duyulan her bilgi başka sitelerde de kolaylıkla bulunabiliyor. Peki ya ateist.org? Ya da evrim kuramı üzerine çalışmalarıyla tanınan ve Adnan Hoca’nın kitaplarının çöp olduğunu anlatmaktan yorulmayan Richard Dawkins’in sitesi? Onlara erişmek için ihtiyaç duyulan “özel bilgilere”, o sitelere erişim bir kez engellendikten sonra kolayca ulaşılamıyor.
Bu anlayışla izledikleri sitelerin bir parçası olanlar, gerekli bilgilere ulaşıyor ve teknik engelleri aşıyor. Peki bilgi çağı, hali hazırda organik bağlar içindeki insanlar arasında haberleşmeyi kolaylaştırmak demek mi? Bilgiyle dünyayı değiştirmekten bahsedeceksek, bunun yolu tamamen anonim olarak her türlü bilgiye ulaşmaktan geçmiyor mu? Sansürü, içeriği sunan bilgisayarlara doğrudan ulaşacak yöntemlerle aşmak, böylece beraberinde düzenli izleyici olmayı gerektiren bir çeşit müdavimlik hali getiriyor. Bu yöntemlere alışarak sansürü içselleştirmek, cemaatler halinde hareket eden, tabiri caizse, sanal gettolardan İnternet dünyasına katılan bir kullanıcı tipi de yaratmaya başlıyor.
Gettolar, tarih boyunca belirli dışlanmışlıkları özetleyen, ortaklaştıran, ötekileştiren örgütlenmeler olarak, çoğunlukla üyelerinin zorunlu bırakıldığı yapılanmalar olarak bugüne geldi. Bugün sanal gettolar, üyesi olabilmeniz için imtiyazlar gerektiren birer örgütlenme halinde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden, hemen bugün sansürü sağlayan tüm işleyişi, erişim engellemelerini sağlayan politika ve kanunları ortadan kaldırmak üzere harekete geçmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, zenginlerin ve yoksulların, elinde yeterli bilgisayar donanımı olanlarla olmayanların, ayrı birer İnternet’i olacak. Sınıfsal ayrıcalıkların, maddi olanakların bugüne dek en az fark yarattığı bir sanal dünyayı, bir yolunu bulup yine bölmüş olacağız. İnternet erişimi kafeler, kütüphaneler, okullar olan, kendine ait bir bilgisayar şansı olmayanları, başka türlü bir İnternet’e; üstelik tamamıyla, gerçekten devlet üstü bir tahakküm anlayışıyla sınırları çizilmiş, Adnan Hoca’cılar, kültür özelleştirmecileri, kendinden başka her sesi yok sayan despotların tümü tarafından içerik sağlanan bir İnternet’e mahkûm edeceğiz. Sanki, eğitim, sağlık, barınma gibi konularda yeterince dışarda bırakılmamışlar, fizikî dünyada hakikî gettolara mahkûm değillermiş gibi, sanal dünyada da gettolaşmanın kurbanı edeceğiz.
Bu yüzden, bırakalım başbakan girsin YouTube’a, biz giremediğimiz sitelerin siyaset yapma nedenlerimiz arasında olduğunu bir kere daha hatırlayalım.

Faydalı bilgiler:

sansuresansur.org

Bu alanda en sistemli mücadelelerden biri, bloglar aracılığıyla örgütlenen kullanıcılar tarafından sansuresansur.org adresinde yürütülüyor. Geçtiğimiz ay başlayan ve Yay Hareketi adını verdikleri yeni kampanya ile çıkartmalar, broşürler, posterler kullanarak sokakta da bu konuya dikkat çekmeye çalışıyorlar. Son gelişmelerden biri de, kısa propaganda filmleri hazırlayıp dolaşıma sokarak daha çok insanın dikkatini çekme çabası. Kendi sözleriyle: “SansüreSansür, kollektif bir heyecanın, hep beraber ses çıkarmanın oluşumudur. Sansüre karşı durmak isteyen herkesin öneri, fikir ve katılımıyla günden güne büyüyen, gelişen bir harekettir, bir tepkidir.”

kampanya.org.tr

Bu kampanya, İnternet’in tüm faydaları bir kenara atılıp, başlı başına bir sorun kaynağıymış gibi gösterilmesinden şikâyetçi olan, uzmanlık alanı bilişim olan dernekler tarafından yürütülüyor. Bu uzmanlığın bir faydası, kanunun İnternet’e uygun şekilde planlanmadığı gibi, kendi içinde de tutarsız biçimde işletildiğini göstermeleriyle ortaya çıkıyor. Zararlı olarak tanımlanan içeriğin engellenmesi uğruna, herhangi bir şikâyete konu olmayan bir çok sitenin, kanunun bile öngörmediği şekilde mağdur oluşunu ısrarlı biçimde gündeme getirenkampanya.org.tr‘nin somut talebi, İnternet’e özel bir düzenleme getirilmesi isteniyorsa uzmanlık mahkemeleri kurularak, hukukî mevzuatın geniş kitlelerce tartışılarak yeniden oluşturulması.

Özgür p0rn0 hareketi

Kaan Sezyum ve Memo Tembelçizer’in öncülünü yaptığı hareket, gündeme çocuk pornosu ile mücadelenin bir bahane olduğunu ekliyor. Çocuk pornosunun, çocuk istismarının bir parçası olarak suç olduğunu savunan hareket, bu suça karşı çıkmanın yetmediğini, aile içi şiddet, çocuk işçilik gibi çeşitli çocuk istismarı biçimlerine de aynı şekilde karşı çıkılması gerektiğini ekliyor ve pornonun ancak kapitalizm kadar sömürü olduğunun iddia edilebileceğini ortaya atarak, tutarlılık talep ediyor.

Rakamlarla Sansür

engelliweb.com sitesinin yayınladığı bilgilere göre, bugüne dek bir mahkeme kararı duyurularak erişimi engellenen 1329 site bulunuyor. Öte yandan herhangi bir mahkeme kararı ya da erişimi engelleyen kurumun kimliği açıklanmadan 330 site erişime engellenmiş görünüyor. Bu siteler arasında Yaratılış Atlası adlı hikâye kitabının, bilimsel yayın olarak okullarda dağıtılmasına karşı basın açıklaması nedeniyle Eğitim-Sen’in resmî sitesi bile yer alıyor, ki başlı başına bu vaka sendikal hakların engellenmesi şeklinde bir anayasal suç. Ne var ki, bu suçun failleri tam olarak belli değil, çünkü kanun ve kararnameler kimin hangi yetkiyle hareket ettiği konusunda hiçbir ipucu vermiyor.

Bu alanda kişisel bir hukuk mücadelesi başlatan Erhan Ekici’nin, blogundan öğrendiklerimiz epey eğlenceli. Bilgi edinme hakkı çerçevesinde Telekomünikasyon Kurulu’na bugüne dek hangi sitelerin, hangi mahkeme kararlarına riayet edilerek kapatıldığının bir listesini soran Ekici,  kurumun basın ve tüketiciler ile ilişkiler müşavirliğinden şu yanıtı alıyor:

“Bir soruşturmaya esas olabilecek suç teşkil eden içerik nedeniyle erişimi engellenen sitelerin isimlerinin yayımlanması, mücadeleye ilişkin yöntemin ve bu sitelerin isimlerinin deşifresine yol açacaktır. Ayrıca İnternet’in doğası gereği bir siteye erişimin yüzde 100 engellemediği de dikkate alındığında, söz konusu sitelerin adlarının yayınlanması adeta suç işlenmesini teşvik etmek anlamına gelecektir..” Bu vahim yanıtın devamında, yasa tarafından sorumlu gösterilen İnternet servis sağlayıcıların da kendi kendilerine erişim engellemesi yaptığı vurgulanarak, tam sayının bilinmesine olanak olmadığı itiraf ediliyor ve içinde bulunduğumuz vahim tablonun sınırları böylece iyiden iyiye muğlak bir hal alıyor.

One thought on “Sanal gettolar”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *