İnternet çağında gönüllülük hâllerine dair deneme: Doğa İçin Çal vaka incelemesi

Doğa İçin Çal logosuSosyal medya iyi güzel, ama bir anlamda söz uçar, yazı kalır ikilemini yaşatıyor sanki… Sanki akmak üzerine kurulmuş, kayıp giden o içerik mantığı sözün karşılığı ve zaman içinde kaybolup gidiyor gibi… Blog da ne kadar yazmak olur tartışılır, ama daha oturmuş bir yapısı olduğu için dinlendirilmiş, derlenip toplanmış fikirleri kaydetmek adına blog yazısına çevirmek anlamlı görünüyor. Bu yazıyı da kategorize ettiğim defterden taşınanlar, kimi zaman yanımda gezdirdiğim bir deftere aldığım notları dijital olarak saklamama, kimi zaman başka bir dijital mecrada olup bitenin özetle saklanmasına yarayabiliyor böylece…

İki hafta olmuştur, Düygü’nün friendfeed‘de paylaştığı bir video sayesinde Doğa İçin Çal projesi ve Ağaçlar.net‘le tanışmış oldum. Sıcağı sıcağına yazdıklarımdan bir alıntıyla gireyim konuya:

 …çiçek gibi çekimler, kayıtlar… besbelli gayet becerikli bir ekibin işi… Madem doğa için farkındalık yaratacaksın, ağaçlar.net diye bir olayın var, internet meme olmaya oynamak işi yazık etme hali… 10 tane solist olsun, döne döne kurgula (ilham aldığın amcaların reçetesi gibi) o kişiler azıcık aklımızda kalsınlar, zaten enstürman çalan bir sürü şeker insan bulmuşsun, onlar arada küçük tuşelerde görünseler yeterler, ince ince örersin hikayeyi… Resmen elinin ayarı kaçmış ve boku çıkmış bir iş yahu. Kim ne çalıyor, ne yapıyor anlamadım. Ne çalana, ne mesaja hayrı var bunun. Ağaçlar, doğa falan video ile ilgili değil zaten, başındaki logoyu at, “adamın teki, kız arkadaşına doğum günü hediyesi olarak yapmış” diye sal youtube’a… mis gibi tutar… proje mroje diye aklın çıkmadan önce, azıcık da medya nasıl işler, mesaj nasıl verilir bakılacak demek ki…

Hissiyatımın en özeti bu aslında. Gerçekten de, iki ayrı şarkı ile elden ele dolaşacak, herkesin birbirine bahsetmesi sağlanacak bir iş hedeflenmiş fakat (tekrarları saymazsak) 150 civarında müzisyen ile çalışılarak, en hafif tabirle suyu çıkarılmış bir proje var elimizde.

Bu kadar kalabalık bir kadro, iki şarkıda harcanır mı?

Projenin ilham kaynağı Playing For Change ekibinin yaptığı işlere bakınca bu abartının nasıl ters teptiği görülebilir diye düşünüyorum. PFC ekibi, dünya barışına katkıda bulunmak, kültürler arası iletişim kurmak gibi naif fikirler etrafında dünyanın dört bir yanından müzisyenlerin aynı şarkıyı seslendirdikleri projeler üreterek başlamışlar. Bunun ne kadar güçlü bir dil olduğunu fark ettiklerinde de kurdukları bir vakıf ile ticari dönüşü paylaşmaya çalışmışlar. Arada müzik okulu inşa etme deneyimleri, çeşitli konserler falan da var. Sonuçta temelde yer alan şey müzik ve müzisyenlerin bir aradalığı. Oradan bir video ile DİÇ’ten bir video yanyana konduğunda ben Türkiye’li müzisyenlerin neredeyse geçiştirildiğini hissettim. Bu kadar kalabalık bir kitle ile iş yapılabildiğinde daha çok üretim, belki bir albüm amacın kendisine hizmet açısından da daha doğru bir hedef olabilirdi diye düşündüm.

Projenin dil açısından sorun yaratan bir başka ayrıntısı müzisyenlerin “memleket” bilgilerine yer verilişi… Bu, ilham alınan PFC videolarında da rast gelinen bir bilgi, fakat orada müzisyenin yaşadığı coğrafyaya gidilerek kayıt yapılıyor. O şekliyle, yaratılan kolektiflik iyice büyüleyici hale geliyor. DİÇ videolarında Tokat, Trabzon, Antep, İzmir diye giden bir listenin aslında müzisyenlerin babalarının doğum yeri bilgisi olduğu, kayıtların önemli bir kısmının (belki de tamamının) İstanbul’da yapıldığı ortaya çıktığında bu ayrıntının anlamı karışıyor. Hatrı sayılır kısmı 80-85 sonrası doğmuş  müzisyenler İstanbul doğumlu olsalar ne değişirmiş belli değil. Hiç bir yerellik katılamamış. O şehir isimleri boş birer kafa kağıdı bilgisi olarak kalmışlar.

Videoları, şarkıları beğendik, hani yok olan doğa?

Projenin dilinde, kendine içkin olanı tartışmanın sınırı burada bitiyor herhalde. Zira sanatçı tercihlerini tartışırken, iş “ben olsam şöyle yapardım…” demeye varınca eleştirinin anlamı yok oluyor. Fakat dilin,  amaçladığı mesajla ilişkisinde başka sorunlar da var. Bu tür işlerde mesaj net olmaz, izleyici/dinleyici bir mecraya ya da bir slogana yönlenmezse işin kendisi, taşıdığı mesajın önüne geçiyor ve artık sadece kendi var oluşuyla ilgili hale geliyor. Yani doğa ile ilgili bir projenin parçası olarak değil, müzik parçası olarak konuşmak gereken bir hale dönüşüyor. Belki kalabalıktan şikayet ederek başlamamın bir nedeni de bu…

Doğanın yok oluşuna dikkat çekmek için hazırlanan bir videoda, bu motivasyonu görmek işe yarayabilirdi. Videonun başındaki logo görünmediğinde -ki İnternet kullanımında arka planda o video yüklenip, müzik başladığında görülebilir hale kolaylıkla gelir- huzur içinde İstanbul’un dört bir yanında şarkı söyleyen, enstürman çalan insanlar mesaj vermiyor.

Mesajdaki bu silikliğin nedenini çözmenin yolunun Ağaçlar.net projesini anlamaktan geçtiğine inanarak biraz da orayı kurcaladım.

ağaçlar.netAğaçlar.net projesi, doğanın yok oluşu karşısında endişe duyan, sorumluluk hisseden bir grubun projesi. Genel anlamda çevre duyarlılığını, çok daha özel bir alana odaklanarak projelendirmişler. Ağaçlar konusundaki cehaletimiz. Gerçekten de, memlekette ziraat, botanik gibi konularda ancak sayılı devlet üniversitesinde araştırma yapılabildiği, bunların da ne kadar kısıtlı kaynaklarla yürütülebildiği göz önüne alınınca sadece cahil değil, ilgisiz olduğumuz ortaya çıkıyor.

Kıymetli emekler, yanlış tercihlerle harcanıyor

Sitede gönüllü katkılarla büyüyen bir veritabanı var. Resimlerle, bilimsel bilgilerle desteklenerek bir fauna dizini yaratılmış. Amaçlar bölümünde, projeyi duyan insanların katkılarının çoğaltılması ve bu veritabanının önemli bir referans niteliği taşımaya uygun hale getirilmesi beklentisi açıkça görülüyor. Ne yazık ki, -bu konudaki eksikliklerini ana sayfadaki ilanlarından anlamak mümkün olsa da- veritabanı kavramının, dijital dünyada sahip olduğu olanaklar handiyse tamamen ıskalanmış.

Web2.0 devriminin milyar dolarlık cirolar yaratan sonuçları, bunları ortaya çıkartan teknolojiler göz önünde dururken; harika bir fikrin peşinden harcanmış, fakat neredeyse boşa harcanmış bir emeği görüp üzülmemek elde değil. İnternet üzerinde erişime açık, harika kaynaklar ayrılan veritabanı uygulamaları var. Wikipedia gibi kolektif birikim denemeleri ve bunları mümkün kılan özgür yazılımlar var. Neden, -muhtemelen- bir sponsorun iyiniyetten başka hiç bir şey verememiş olduğu çözümü ile böyle bir veritabanı yaratılmış anlamak zor.

Bu sitenin gönüllüleri, ürettikleri içeriği pekâlâ Wikipedia benzeri bir siteye yükleyip, oradaki linkleri derleyerek de Türkiye Bitki Haritası çıkartabilirlerdi… Böylece yaratılan bilgi birikiminden daha çok insan faydalanır, daha da önemlisi katkıda bulunmak daha kolay olurdu. Mevcut haliyle, katkı çağrısı her fırsatta tekrarlansa da, ortada bir yöntem yok.

İnternet alışkanlıklarının evrildiği noktada, gönüllü katkı beklenilen projelerin “bize katkıda bulunun, işte e-posta adresimiz” demeleri pratikte iki iş çıkartmak anlamına geliyor. Gönüllülerin, herhangi bir projeye doğrudan katkıda bulunmasını sağlayacak arayüzler mevcutken, önce “nasıl katkıda bulunabilirim?” diye e-posta atarak zaman kaybetmesini önermek verimsiz bir yöntem. Bu belki katkıda bulunabilecek insanların üşenmesine neden oluyor. Zira aynı gönüllü, başka bir şey yapmadan, o e-postayı attığı süre içinde Wikipedia’da bir madde yazıp, bitirdiği anda yayınlandığını görebiliyor. Böylece gönüllülük motivasyonunun karşılığı olan “faydalı olma” amacını anında yaşıyor.

Daha önce değişik sivil toplum kuruluşlarında çalışırken gördüğüm beklentiler, tavırlar üzerinden giderek anlamaya çalıştım bu projeleri. İşin kendine ait piyasasının kurallarını göz önünde bulundurmaya çalıştım. Eleştirilerim her ne kadar kendine özgü sorunlara olsa da, aslında memleket sathında var olan nice proje için de geçerli. Böyle eksikler konusunda birbirini bilgilendiren insanlar olmayı öğrenmek hepimizin işine yarar diye düşünüyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *