Radikal’in haberine göre, TDK çeşitli terimlere Türkçe karşılıklar önermiş. Bence değil TDK gibi, aklı başında, kitap okuyabilen herhangi bir insan için salakça denebilecek bir zihniyet yanlışlığının ürünleri var listede… Örneğin voleybol için “uçan top” önermiş pek sevgili TDK’mız. Koca kurumda, kimsenin aklına da “vaktiyle futbol yerine etimolojisini temel alarak ayaktopu önermiştik. Çok da tutmamıştı ama, daha iyidi.” minvalinde bir mantık yürütme olasılığı gelmemiş, örneğin “file topu” diyememişler. Hayır zaten aspiratör gibi, voleybol gibi 90 yaşında nineye de, 8 yaşında çocuğa da söylendiğinde aynı karşılığın anlaşılabildiği sözcüklerin Türkçe olmadığı hissiyatına kapılma yanlışlığını geçiyorum. Bari terim uydurulacağı zaman bunun bir karşılığı olsun değil mi? Örneğin dart yerine oklama denmiş… Canım kardeşim, dart o oka verilen özel isim zaten, sen o okun kültürünü, tarihçesini falan filan silip, şeklinden mülhem “ok” deyince okçuluk ile arasındaki ilişki nice olur?

Bir sözcüğün Türkçe olması, o dili kullanan insanların duyduğunda karşılık olarak zihinlerinde canlanan bir şey olup olmadığı değil midir? Türkçe konuşabilen insanlara dart deyince gözlerinin önünde belirli bir tip ok ve onunla oynanan bir oyun birlikte geliyorken, ne demeye “oklama” diye kim bilir ne kastediliyor diye kafamızı allak bullak edecek bir sözcüğü, bir de sanki üzerine çalışılmış da, bilimsel bir kaynağı varmış gibi kurum ağzından, basın toplantısında söyler ki insan?

Başka facialar da var… migren yerine “yarım baş ağrısı” demişler ki, o alanda çalışan her doktor ve o hastalıktan muzdarip her insan bence o terimi önerenin sırtında oklava kırmayı hak ediyor. Kapora yerine güvenmelik diye bir şey önermişler, hiç zahmet etmeselerdi, biz halk arasında “güvence” diyorduk zaten. O binadan kafayı çıkartıp iki dakika sokakta konuşulan dili dinleseler görürlerdi diye söylenesim geliyor. Anchorman yerine “ana haber sun” diye emir kipinde fiil mi, yarım kalmış isim mi belli değil öneriye hiç girmiyorum bak.

Sonra halk nezdinde oturgaçlı götürgeç diye dalga geçiliyor memlekette dil üzerine çalışan tek kamusal kurumla… Sonuna kadar da hak ediyorlar ne yazık ki… Olmamış, otur, sıfır!

  4 Responses to “Terim çevirisinde imam yeli…”

  1. Bu çeviri yaklaşımı yeni yeni moda oldu: Tek başına “moleküler” diyebileceğimiz bir kavrama (örn. metroseksüel) karşılık olarak genel bir veya daha fazla kelimeyi belki bir-iki ekle birlikte kullanarak birşeyler üretmek (bakımlı erkek). “Metroseksüel” gayet belirgin bir erkek modelini anlatıyor, oysa “bakımlı erkek” olabildiğine geniş bir kavram. “Dart” ve “oklama” da aynı türden. Prime time (altın saatler), uçan top hemen göze çarpan diğer örnekler.

    Fiilden isim türeten eklerle (-me, -mek) üretilen kelimeleri fiil olarak çok kullanıyoruz uzun süredir (yoklama yapmak..), bu listeye “oklama”yı da eklemek hatalı bir davranış; dart (oklama) kelimesiyle birlikte kullanılacak fiilleri düşünmeden hareket ettikleri de ortada.

    Senin de dediğin gibi saçma çeviriler de işin cabası.. Emmeç, oklama, aksakal, özel ulak, güvenmelik, görümsetme, bakımlı erkek, yarım baş ağrısı, ruh göçü, seçal, geçgeç.. Karşılık olarak önerdikleri kavramları karşılamıyor, bazıları yaklaşmıyor bile. Önerdikleri karşılıkları görünce hepsine sabah başladıkları ve öğle arası yaklaştıkça seçilen karşılık sayısının arttığı bir toplantıda karar vermişler gibi geliyor insana.

    Bence Türkçe bir lisan olarak rekabet gücünü çoktan kaybetti. Diğer dillerde çok belirgin anlam taşıyan cümle ya da kelimeleri dilimize çevirmek giderek daha da zorlaşıyor. “Special”, “specific”, “private”, … gibi çok sayıda kelime var ki, yeri geliyor, arıyorsun, tarıyorsun, hepsinin dilimizdeki en uygun karşılığı (elbette yerine göre değişmekle birlikte) “özel” oluyor, nerede bu dilin zenginliği? Belirli kişiler durmadan “Türkçe şöyle güzel, böyle zengin..” deyip duruyor, ama TDK yıllardır herhangi bir kavrama adam gibi karşılık bulamadığı gibi (şu anda aklıma gelen yok en azından), gözle görülür, elle tutulur hiç bir iş yapmıyor (üzerinde konuştuğumuz kavramları işten saymıyorum, kimse kusura bakmasın).

    Böyle şeyleri gördükçe insanın tepesi atıyor. Oha mı denir, yazık mı denir, bilemedim.

  2. Hayır arada fena olmayanlar da yok değil.

    Yani biraz itinalı, kafası biraz çalışan birkaç adam koysan o komiteye neredeyse önerileri ciddiye alınacak bir kurum haline bile gelebilecek.

    PS: bunu yazdıktan sonra örnek vermek için tekrar açtım sayfayı, hiçbir şey zerre kadar anlamlı gelmedi. Sabah gördüğümde birkaç tanesini beğenmiştim. Adamların bu karşılıkları çekinmeden ortalığa salarken kendilerinde olmadıkları nereden belli bak. Uykulu iken “yaa biyiki tanesi OK işte” diyorsun, uyanınca “bu ne saçmalık”. Neyse. Bu da böyle bi anımdır.

    PPS: Şu yorum boşluğunu biraz daha küçültsen de her satıra bir karakter denk gelse. Böyle düşey düşey…..

  3. anchorman, ana haber sun değil yahu, ana haber sunucusu. radikal’in sitesinde noktayla kısaltılarak yazılmış.

    http://www.tdkterim.gov.tr/karsilik/?kategori=karsilik_liste&ayn=bas&kelime=anchorman

  4. Bu benim kaynaktan kontrol etmeden laf etme konusundaki hıyarlığımın bir göstergesi olarak tarihe geçse de, ortada bir sorun olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Zira anglosakson dünyasının anchorman’den anladığı şey ana haber sunuculuğu değil, anchor lafının çapa şeklindeki karşılığından gelen bir gönderme ile, bir mevzunun nerede sabitleneceğini, nereye doğru yöneleceğini işaret eden kişi… Zaten Türkçe’de anchorman/enkırmen falan gibi ucube şekillerde kullanılmasın, ona desteğim tam. Fakat ilk akıllarına gelen yerdeki karşılığını koymak çeviri yapmaktır, karşılık bulmak değil.

 Leave a Reply

(required)

(required)

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>