Geç olsun, güç olmasın: Community Leadership Summit nedir?

Community Leadership Summit, 2009’da Ubuntu’da Community Manager olarak çalışan Jono Bacon tarafından başlatılan ve devamında Dave Nielson (CloudCamp), Van Riper (CLS-West organizatörü ve Google community manager), Sara Ford, Marsee Henon (community manager ve O’Reilly irtibatı) gibi isimlerin de katılımıyla sürdürülen bir na-konferans (unconference).

Zamanından ötesinden gelen edit: Sözlük jargonundan apararak, yazı bittikten sonra en başına ekleyeyim şu notu: Çok uzadı, bu yazı sadece bu etkinliğin genel olarak ne olduğunu anlatıyor. Sonraki yazılarda günler halinde etkinlik izlenimlerine sıra gelecek…

Başlarken bir terminolojik ayrımda yarar var. Nihan Katipoğlu ile birlikte, Pardus’un daha kurumsal bir yapıya kavuşturulması döneminde giriştiğimiz camia koordinatörlüğü ile community manager olarak tanımlanan kavram arasında farklar var. Dolayısıyla hoppadanak bir çeviri yapamıyorum bu terim için. Şöyle ki, biz camia koordinatörleri olarak projenin, gönüllüleriyle ilişkilerini geliştirmek; katkıcıların, gönüllülerin ihtiyaçlarının proje tarafından karşılanmasını sağlamaya çalışmak gibi bir alanda görev yapmayı deniyoruz. Buna aslında iş ortakları da belirli alanlarıyla girebiliyor. Ubuntu ya da bu görevi tanımlayan başka projelerden tanıştığım insanların durumuysa farklı. Onlar gönüllülerin organizasyonunu yapan ekiplerin liderleri olarak çalışıyorlar. Oradaki manager sözcüğü, tam çevirisiyle müdür desek başımız ağrımaz bir alana denk geliyor. Topluluğun müdürü değiller elbette, topluluktan sorumlu olarak çalışanların müdürü olarak görev yapıyorlar. Belki, sonra iş başında gördüklerimden yola çıkarak sezgisel biçimde yakıştırdığım topluluk lideri tamlamasını kullanabilirim diye düşünüyorum.

Etkinlikte ilk öğrendiğim ve şaşırdığım noktalardan biri bu oldu. Yıllardır falanca projesinin sırf ofis paketi için şu kadar geliştiricisi var, bilmemkimler kernel için şu kadar geliştirici çalıştırıyor efsaneleriyle Pardus’u kıyaslarken hüzünlü bir asimetriyi görür dururduk, ama bu alanda bu kadar ciddi bir farkla karşılaşmayı beklemiyormuşum demek ki… Yani artık geliştirici kardeşlerimin imrenmelerine eklenip “bizim de etkinlik planlamaya ayrı, sosyal medyaya ayrı, basına ayrı atayabildiğimiz elemanlarımızın olduğu koca bir takımımız olsaydı… Nerdee, çamaşır bende, bulaşık bende…” diyebiliriz. Neyse…

Etkinliğin amacı temelde topluluk çalışmalarına dair kafa yoranları bir araya getirerek, bu alanın geleceğine dair ortak planlar yapmak, mevcut sorunlar üzerine ortak kafa yormak ve kişilerin kendilerini geliştirmelerine olanak sağlamak.

O’Reilly tarafından düzenlenen epey büyük ve önemli bir başka etkinliğin, OSCON‘un hemen öncesinde, aynı mekan kullanılarak gerçekleştirilmesi de ilk günden beri gelenek olmuş. Bu yönteme mekan paylaşımı (co-location) deniyor ve etkinliklerin ekonomik anlamda kolaylaşması için önerilen yöntemlerden biri. O’Reilly beş değil de yedi gün için mekanla anlaşıyor, iki gün bu etkinliğin mekan sponsoru oluyor. Sıfırdan bir etkinlik mekanı kiralanmasına kıyasla çok daha az maliyeti olduğu için sponsor açısından olumlu bir talep. O etkinliğe katılmaya gelecek insanlar da aynı şekilde planlarını iki gün fazladan yaparken (hele benim gibi kıtalar arası uçunca) epeyce anlamlı hale geliyor.

Etkinliğin şekli de dikkate değer, verimli ama riskli bir yöntem ve başlı başına üzerine konuşmayı hak ediyor.

Na-konferans

Na-konferans olarak kullandığım terimin İngilizcesi konferans olmayan anlamına gelen unconference sözcüğü. Wikipedia bu kavram hakkında şöyle diyor: “Na-konferans, katılımcılar tarafından yürütülen bir etkinliktir. Geleneksel konferansların bir ya da birkaç yönünden kaçınmayı ifade eder. Bu özellikler yaygın olarak sunumların sponsorlar tarafından yapılması, yüksek katılım ücretleri ve hiyerarşik örgütlenme biçimleridir.

Türkiye’de birkaç konferansa katılınca, neden konferans mantığına karşı çıkan insanlar olduğunu anlamak zor olmuyor. Özellikle sponsorlar tarafından sunum yapılması, genellikle belirli bir ürünün reklamından ibaret oluyor. Konferans ne kadar kavramsal çerçeveyi belirlese de, bir yol bulunup olay firmaya çekiştirilebiliyor. Dolayısıyla gerçekten insanlara temas etmek, ortak akıl yürütmek için konferans tek başına iyi bir yöntem olmayabiliyor.

Bu yönteme benzeyen etkinlik modellerinden biri de boot camp terimi ödünç alınarak ya da ondan devşirilerek isimlendirilen etkinlikler. Boot camp İngilizce’de askeri eğitimi tarif ediyor. Tam bir çevirisi Acemi Eğitimi olur herhalde. WordPress’in WordCamp etkinliği bunlara bir örnek.

Bu etkinliklerde program önceden belirlenmiyor. İlk gün katılımcılar üzerine konuşmak istedikleri konuları birer kağıda yazarak sıra oluşturuyor, bir dakikalık süre içinde niye böyle bir oturum istediklerini açıklıyor ve program tahtasında boş bir oturum alanına yerleştiriyorlar.

Bir oturum öneren herkes konuşmasını tamamladıktan sonra bir moderatör (genellikle organizasyondan biri bu sıkıcı işi üstlenmiş oluyor) önerilen oturumların yerleşimlerine bakıyor. Tüm önerenler de o sırada sınav sonucu açıklanmasını bekleyen insanlar gibi tahta etrafında yarım çember halinde bekleşiyor. Bu sırada sığmayan oturumlara yer ayarlamak, birbirine benzeyen konulardaki oturumları önerenler kabul ederse birleştirmek, ilgi alanına göre takip edilebilecek oturumları paralel yerleştirmemeye özen göstermek gibi bazı düzenleme işlemleri yapılabiliyor. CLS 11 bu konuda epey rahat ve kendinden organize bir topluluk tarafından yürütüldüğü için bu seans çok yaşanmadı desem yeridir. Program tamam olunca -ilk oturumdan beş-on dakika önce bitirmeye çalışılıyor)- herkes temiz hava, nikotin, kafein ihtiyaçlarını karşılamaya dağılıyor ve kısa bir aranın ardından ilk oturum başlıyor.

CLS 11’de ikinci gün ancak akıl edebildiğimiz iki detay sonradan işimizi çok kolaylaştırdı. Önceki yıllardaki iki etkinlik boyunca akıl edilmedi mi, deneyim aktarmada bir sorun mu var diye de düşündüm, ben bundan sonra katıldığım her na-konfereansta buna dikkat ederim mesela… Detaylar şunlar:

Program tamamlanır tamamlanmaz düzgün bir telefonla fotoğrafını çekip etkinliğin hashtag‘i ile yayınlamak, böylece herkesin telefonundan da takip edebilmesini sağlamak…

Bir gönüllünün, oturum notlarının tutulduğu araçta oturumların hazırlığını yapması.

Bu ikinci detayı biraz açmam lazım tabii. CLS 11 boyunca düzenlenen tüm etkinliklere dair notlar wikia’da bu iş için açılan bir sayfada toplandı. Her oturum başladığında oturumu öneren, katılımcılardan dizüstü bilgisayar ile gelen bir gönüllü soruyor, kabul eden biri wikia’da oturum başlığıyla sayfa oluşturuyor şeklinde bir süreç. Fakat notları düzenli olarak tutanlar dışında, sonradan katılımcılar kendi verdikleri örnekleri, linkleri eklemek isteyebiliyorlar ve ismi bulamayınca başka isimle sayfa açabiliyor ya da başka karışıklıklar yaşanabiliyor… Bunların önlenmesi için programın sayfaya linkleştirilerek girilmesi yetiyor. Wiki yapısı, olmayan bir sayfanın linkini doğrudan onu yaratmaya yönlendirdiği için herkes programda katıldığı oturuma tıklayınca ortak bir alana ulaşmış oluyor.

Oturumun ne şekilde olacağı tamamen o oturumu gerçekleştirenlere kalan bir konu. Yine de bu konuda epeyce tavsiye ve deneyim biriktirmek de mümkün oldu, wiki’de detayları var. Benim kendi açımdan önemsediğim püf noktalardan biri, kullanılan dile yabancı ya da çekingen olanların konuşmaya katılmalarını kolaylaştırmak için kimi taktiklerin kullanılması önerisi. Mesela, söz alarak konuşmak ya da giriş ve çıkış sırasında birer tur herkesin tek tek söz almasını bir moderatörün sağlaması… Bu tür yöntemler genellikle hararetli ve üretken konuşmaların önünü kesebiliyor, ama ikinci yöntem (oturum başı ve sonunda birer tur) zaten konuşabilen insanların o turları pas geçmesi, ama lafa giremeyenlerin de iki kelam etmesi açısından faydalı oluyor.

Özellikle Amerikan kültüründe topluluk çalışmasından anlaşılan şey çoğunlukla etkinlik düzenlemek, zira işi paylaşırken zaten belirli ortaklıklar işliyor. Herkes anladığı işe karışıyor, birbirinin alanına saygı duyuyor falan derken ihtiyaç duyulan şey genellikle sosyalleşmeye dönüyor. Haliyle bu na-konferansı kapsayan günlerin de oturum dışı zamanları ağırlıkla bu yaklaşımla örülmüştü. Şehirde ayarlanan bir barda, sponsor ayarlanabildiği zamanlarda hesabı onlara yıkarak, hep birlikte içmeye giderek akşamı doldurmak. Sonra da kongre vadisi ismini hatırlatan bölgedeki otellere dağılmak…

Yazı iyice kontrolden çıkmadan, gün gün oturumlar ve insanlar hakkındaki izlenimlerimi aktarmak üzere ve soru, yorum ve katkılara her daim açık olduğumu hatırlatarak bunu bitireyim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *