Anlatının canevi, esas oğlanın yoldaşıdır…

İngilizce’de sidekick terimiyle ifade edilen, Türkçe’ye kader arkadaşı, yardımcı gibi karşılıklarla çevrilen karakterler her anlatının, ama illa ki dizilerin en belirleyici, ayırt edici karakterleri. Özellikle polisiye türü ikili ekiplerle kurgu yapmayı sever. Büyük bir icat olmasa gerek bu fikir…

Amerika’da polisler iki kişilik devriye ekipleri halinde organize edilmiş. Türkiye’de ordunun erlere birbirlerini zimmetleme yöntemi olarak seçtiği ve isminden yine Amerikan kökenli olduğu tahmin edilebilen badi yöntemi de hakeza. Eli silahlı mesleklerin doğasında en küçük birimin iki kişi olması var gibi görünüyor. Öykü daha kalabalık grupların varlığını getirse bile, tıpkı bir lise sınıfında en yakın arkadaşların aynı sıraya oturmaya çalışması gibi oluşan ikilileri seçiyoruz yine de. Örneğin NCIS: Los Angeles üç ayrı ikiliden teşkil bir grubu anlatıyor.

Sırasıyla Kate Beckett, Marty Deeks, Danno Williams, Tony DiNozzo karakterleriKolajda soldan ikinci arkadaş, Eric Christian Olsen ya da karakter olarak Marty Deeks bu diziden. Aslında bu dizideki esas oğlan Chris O’Donnell‘ın oynadığı G. Callen; resmi yancı da LL Cool J‘in oynadığı Sam Hanna ama bence dizinin en klasik ve güzel karakteri açık ara Deeks! Gerçi Hetty rolünde Linda Hunt da inanılmaz eğlenceli bir karakter yaratmış, ama Deeks olmasa bu dizi çoktan batmıştı. Peter Cambor kimbilir hangi sorunla diziden ayrılana kadar gayet özgün bir karakter olarak bir açık dolduruyordu. Şöyle ki, Cambor Nate adlı bir psikologu oynuyordu ve sürekli kılık değiştirerek (undercover) hafiyeliğe koşan bir ekibin akli dengesinden şüphe edilebilir varsayımıyla ekibin asil üyelerinden biri olarak çizilmişti. Daha ne olsun! Fakat Cambor’un diziden ayrılmasıyla birlikte başka bir psikolog atanması öyküsü yerine Los Angeles polisiyle irtibat elemanı olarak Deeks ekipte kalıcı hale getirildi. İyi de oldu, zira son derece klasik bir polisiye unsuru olarak çizilen karakteri dayanak noktası oluşturuldu.

Kolajdan tarifle devam: Deeks’in hemen yanında bence Vural Yaşaroğlu’na benzeyen (en azından Umutsuz Ev Kadınları gibi çakmalarını yapacaklarsa ona oynatmalılar) Scott Caan‘ın oynadığı Danno duruyor. Bu karakter de ziyadesiyle polisiye klasiği, ama bu kadar mı güzel oynanır, bu kadar mı ölçülü ve güzel karakter çizilir. Karşısında oynadığı Alex O’Loughlin ‘in canlandırdığı Steve McGarrett karakteri ne kadar itici, özenti ve abartılıysa, Danno karakteri de o kadar müşfik, nüktedan ve sevimli. Gelgelelim, karakterin asıl anlatı özelliği, önemi, nedeni başka… Yan karakterlerin, hele ki bu kolajda bir araya getirilmeye çalışılan cinsten “ikinci adam” rollerinin ortak özelliklerinden birini görmeyi, anlamayı diğerlerine göre kolaylaştırıyor, açık hale getiriyor.

Bir öykünün insanda etki bırakmasını sağlayan unsurların çoğu -belki üretildiği dili kullanma biçimi hariç hepsi- kurgulanma biçimindeki derinlikle ortaya çıkıyor. Kurgu, olay örgüsü ne kadar sofistike olursa, olup bitenler bizi o kadar koltuğumuza çiviliyor, gözyaşlarına ya da kahkaya boğuyor… Bu derinliğin formülü Aristoteles’den beri üç aşağı beş yukarı aynı (meraklı okuyucuya ev ödevi olarak anahtar sözcük: catharsis). Formülün etkin şekilde işlemesini sağlamanın yollarından biri çatışma unsurlarını çoğaltmak ve birbirleriyle ilişkili hale getirmek. Çözülmesi gereken ne kadar çelişki varsa, esas mevzu o kadar zor ilerler. Ağır aksak akan konuyu seyirlik hale getirmenin formülleri de devreye sokulursa, işte başarılı bir anlatım.

Senaristler açısından polisiye, en küçük birimin iki kişi olduğu bir alan olarak, birbirine sarmalanmış iki ayrı hikaye sunuyor. Baş öykü kişisinin derdi, zaten dizinin de konusu oluyor. Böylece ikinci sıra da genelde öykünün başka bir temel çelişkisiyle ilgili baş rol anlamına geliyor. Örneğe bakarsak, Danno karakteri, velayeti eski eşinde olan kızıyla yakın olabilmek için nefret etmesine rağmen Hawaii adasına taşınmış New Jersey’li bir polis. Dizinin mekansal olarak anlamını kurgulayan Hawaii ve Danno çelişkisi zaten nakarat halinde konu üretmeye (leitmotif) tek başına yeterli…

Bir önceki örneğe bakarsak, Deeks diğer ekip arkadaşları gibi bir federal ajan değil, polis teşkilatında dedektif. Aradaki fark bize sıkça yeni bölüm konusu olarak dönmeye müsait ve dönüyor.

Kolajdaki diğer karakterler, Antony DiNozzo ve Kate Beckett ise sosyal/sınıfsal anlamda ait oldukları çevrenin genellikle rağbet etmediği (tenezzül etmiyorlarmış gibi gösterildiği de oluyor) bir meslek seçmiş karakterler olarak kurgulanmış. Beckett’in ana öyküsü zaten bu seçimin nedenleri üzerine kurulu. Annesi bir cinayete kurban giden parlak ve başarılı genç kız, hayatını cinayetleri çözmeye adıyor. Tony’nin durumu ise biraz daha karışık, babasının sürdüğü zengin hayatından kalma bir görgü ve alışkanlık düzeni var. İngilizcede old-money diye tarif edilen durum. Bu düzen girişimciler cenneti gibi lanse edilen Amerikanın donanması için çalışan bir çeşit dedektif olmakla çatışan yanlar içeriyor. Öyküye güçlü biçimde dahil edilmemesine rağmen, Tony’nin de aslında Jethro Gibbs karakterini babasının yerine koyarak hayatını anlamlandırması onu teşkilat içindeki var oluşunu anlamlandıran bir ilişkiye sokuyor.

Neticede, dizinin kendi olay örgüsünü, izlenir kılacak olan zemin, düzen (setting) aslında ikinci karakterlerden doğru kuruluyor. Onlar olmasa, ne tadı kalacak yoksa… Bir düşünsenize, Harun olmasa Behzat Ç. izlenir mi? Tamam soru biraz provokatif oldu, Hayalet ve Akbaba gibi yardımcı karakterler de en az Harun kadar bu görevin asli adayları ama, bir tek Behzat karakteri, bütün derinliğine rağmen bir diziyi bu kadar sürüklemeye yeter miydi?..

 

2 thoughts on “Anlatının canevi, esas oğlanın yoldaşıdır…”

  1. Bunu dinlememiştim, dinleyip cevap yazayım dedim, onu da beceremedim hâlâ :(

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *