Anlatı nedir bir anlasak gerisi kolay da…

Memlekette medya okur yazarlığı diye bir kavram önemli dendi, apar topar, yalan yanlış bir müfredatla kim kime, dum duma ders olarak verilmeye başlandı. Hayrı görülebilecek en ufak bir yanı yok tahminen. Hal böyle olmasa, anlatı nedir dersi de konsun, bu mevzu da gündemde yer alsın isterim… İsterim ama, medya okur yazarlığına dönmeyecekse…

Ne acıklı, ne tuhaftır ki, hikaye anlatıcılığının türlü çeşit formunun kadim tarihlere sahip olduğu coğrafyada bir anlatı nedir, nasıl oluşur diye kafa yoran da pek az, konunun özüne vakıf olan da…

Bugün Timaş yayınlarından bir kitapla karşılaştım. Emir Kıvırcık dedesini yazmış. “Büyükelçi” adlı biyografik bir eser. Kıvırcık’ın dedesi Behiç Erkin, son yıllarda özel bir önemle anılan 2. Dünya Savaşı dönemi büyükelçilerinden. Yahudilerin kıta avrupasından kaçırılmalarına yardım eden nice insandan ve anlaşılıyor ki bu konuda en başarılı olanlardan biri olmuş eski Paris büyükelçisi.

Kıvırcık, kitabın giriş bölümünde şöyle talihsiz bir açıklamaya yer veriyor:

Oscar Schindler’in Yahudilerden aldığı parayla kurduğu fabrikada kendi ticari menfaatleri için çalıştırması sonucu kurtulan 1200 Yahudi ile ilgili hikâye kitap olup, film olup, Oscar Ödülü kazanıyorsa; neden hiçbir menfaat gütmeden Schindler’inkinden kat be kat daha fazla, 18.800 civarında Yahudinin sadece insaniyet namına kurtarılmasının hikâyesi kitap olmasın, Hollywood filmi olmasın ve Oscar kazanmasın diye düşündüm ve bunu kendime hedef edindim.

Geçtim anlatı nedir anlamamayı, ya izlediği filmi anlamamış ya da filmi izlememiş, sadece konusunu biliyor hissi uyandıran cinsten bir karşılaştırma bence bu sözler. İnsaniyete istatisliklerle yaklaşmayı zaten görmezden geliyorum.

Kendisine ulaşıp söylemek isterdim, fakat birincisi üşeniyorum, ikinci ve daha önemlisi de bu memlekette eleştiri kaldırmaya yatkın az insan olduğu için çekiniyorum. Dolayısıyla bir gün okursa ne âlâ, olmazsa ben içimi dökerim, bu bir örnek olur, mevzunun özünü daha nice insanla paylaşmış olurum diyerek açık mektuba çevirmek aklıma geldi.

“Sevgili Emir bey,

Schindler’in Listesi bir belgesel değil. Drama yapımı. Evet, gerçek hayattan ilham alınarak, yaşamış kişilerin öykülerinden yola çıkılarak olaylar anlatılıyor. Bununla birlikte gerçek hayattaki her şeyi taşımak, bunu da bir amaç uğruna yapmak gibi bir iddiası yok. Sözlerinizde Schindler’in yaptıklarının o kadar da önemli olmadığı, daha önemli işler başarmış insanlar varken onun anlatılmaması gerektiğine yönelik ima o kadar anlamsız, o kadar cahilce ki… Üzülüyorum. Gerçekten üzülüyorum.

Bir hikaye, anlatıcısı tarafından kırk bin nedenle neşredilmeye aday bulunabilir. Bu amaçların arasında “önemli” olmak da yer alabilir, “insani” olmak da. Bunlar terazisi olmayan başlıklar olduğu için yoruma açık heyecanlı bir konu bu. Herkesin kendinden katması beklenecek cinsten. Zaten çok doğru bir hamle ile, siz de bu konuda elinizi taşın altına sokup, daha öncelikli anlatılması gerektiğine inandığınız hikayeyi bize nakletmişsiniz. Elinize sağlık.

Keşke “aslında en önemlisi buydu, bunu değil, onu anlattılar” gibi bir aşağılık kompleksine hiç girmeseydiniz. Özellikle de kitabınızın çok satması, bir gün filme çekilirse Oscar alması gibi amaçlarınız varken çok daha iyidi. Zira soğukkanlı bir gözle bakarak, “Schindler’in bu kadar anlatılacak neyi varmış ki?” diye değerlendirebilir, başarılı bir öykü anlatımının ayrıntılarını görebilirdiniz.

Fabrika zaten yahudilerden alınan parayla kuruldu diye, hikayenin anlatılmaması gerektiğini düşünüyorsunuz. Emir beyciğim, tam da bu yüzden bu hikaye daha öne çıkması gereken bir çelişki içermiyor mu? İyiliğin kaynağı insanın ruhundaki en karanlık hesaplaşmalar olunca hikaye doğmaz mı?

Schindler, Nazi sisteminin saygı gören bir üyesi ve neferi olmasına rağmen (bu rağmen önemli) yahudilerin onun için çalışarak, toplama kampından kurtulabileceğini görüyor. Bu bir kurtuluş mudur ki diye sorabiliriz. Böyle bir ahlak kabul edilebilir mi diye sorabiliriz.

Zaten bu soruları soralım diye anlatıyor Spielberg o hikayeyi. Çünkü çelişkiler ve kararsızlıklar içinde bir insan portresi çiziyor, ama o portrenin arka planında bütün savaş, politikalar ve yaşananlar gözümüzün önüne seriliyor. Dedeniz de kuşkusuz değerli bir insanmış. Spielberg’in dedeniz gibi kahramanlar yerine, Schindler gibi bir figürü seçmiş olmasının nedenlerini kendinize sorarsanız hikaye anlatımının olanaklarını genişletmekle ilgili fikirler bulabilirsiniz. Başka kitaplar da yazmak istiyorsanız, bence bunu bir düşünün…

Sevgiler,
Bir ukala”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *