All posts by löker

Koray Löker – loker _a t_ radiobrecht.org Okur, yazar, yönetir, anlatır, dinler, Beckett’in dediği gibi yeniden dener, yine kaybeder. Daha güzel kaybeder ama…

Kimden bağımsız bir festivalse if?

!f Istanbul festivali başlıyor… Haberleri interneti, afaganlar da beni bastı… Bu festivale bağımsız filmler festivali deniyor, iyi hoş ama… festivaline kendisi niye bu kadar bağımlı???

Hayatı yaşamanın farklı yollarını anlatan, ödüllü örneklerle Gökkuşağı.

Bu gökkuşağı filmleri, bildiğimiz gökkuşağı filmleri değil miydi? Yani eşcinsel filmleri gösterilmiyor muydu geçtiğimiz senelerde… Hatta baktım hala öyle… Peki bu ne biçim tanım allaşkına… polyanna uyarlamaları özel gösterimi tanıtır gibi… Yazsanıza kardeşim aslan gibi oraya eşcinsel filmleri kuşağı diye…

!f 2006′nın biletleri 8-12 Şubat tarihleri arasında Biletix üzerinden %10 indirimli ön satışta, 13′ünden itibaren de AFM Fitaş, AFM Caddebostan ve Biletix gişelerinde satışa sunulacaktır. Bilet fiyatları tam: 10,50 YTL, öğrenci: 8,50 YTL. Normal satış döneminde biletler Yapı Kredi University Telecard sahiplerine %50 indirimli. Telecard sahipleri için fuayede özel gişe açılacaktır. Ayrıca gnçtrkcll abonelerine günün ilk seansında “bir bilet alana bir bilet bedava” uygulaması olacaktır.

Festival mi yapıyorsunuz, pazar mı açıyorsunuz? Öncelikle bunlar ne biçim bilet fiyatı; ayrıca niye bütün indirimler muhtelif bankaların, şirketlerin müşterilerine yönelik… Sponsorluktan anladıkları böyle bir şey mi bu firmaların?

Peki bu festivalin neresi bağımsız ve kime olan bağlarını koparmış… Anlayan var mı?

Hamiş: İki yıl sonra, iki tanesi daha bittikten sonra, hiç değilse bilet fiyatları günün koşullarına uygun hale getirilebildi… Fakat politik angajmanlar, sponsorluk anlaşmaları, sunumlar vb. açılardan hala bir “bağımsız film festivali” olma iddiasından çok uzakta olduğuna inandığım kimliği çok dönüşmedi, değişmedi. Bu yazıyı, o günlerde böyle düşündüğümü sonra da görebilmek, hatırlayabilmek için eski blogumdan taşıdığım yazılardan biri olarak seçip o günün tarihiyle yayınladım.

İstanbul işi uyarlama…

‘Trainspotting’ Semaver’de bu başlığı görünce şüphe duymaksızın anladım: Irvine Welsh’in romanı İstanbul’un eli yüzü düzgün, kafası çalışan tiyatro gruplarından Semaver Kumpanyası’nda sahnelencekti…

“içine de etmezler, gider rahat rahat izleriz” diye de düşündüm açık açık söyleyeyim… ama haberin tamamını okuyunca istanbul işi bir çorbanın detayları da ortaya çıktığı için korkmaya başladım…  Belli olmaz belki de harika bir iş çıkar, ama… Hani insan kodları, simgeleri böyle net bir alt-kültür üzerine kurgulanmış, çok da iyi bilinen bir öykünün sahneye taşınması sırasında böyle deneysellikler planlandığını duyunca korkuyor… Hele ki, İstanbul’un sen-ben-bizim oğlan mantığı eklenince daha da ürkütücü bir tablo oluşturuyor.  Zira haberin detaylarında görebileceğiniz gibi sahnede Semaver Kumpanya’ya “Çıplak Ayaklar Kumpanyası” dansları, Baba Zula müzikleri ile eşlik ederlerken Nehir Çinkaya da o an yarattığı resimleriyle oyuna katılacak.  Tabii yorum meselesi, dans da bir anlatı aracı olarak eklenir buraya, resmin yaratım performansı da… ama bunlarla oluşturulacak hangi dil böyle bir kültürle makul bir ilişki kurabilir, işte onu merakla bekliyorum… inşallah korktuğum gibi “Elimizin altında dansçı da vardı, ressam da… biz de oyunu böyle yaptık” mantığı değildir…

Çıplak Ayaklar Kumpanyasını ve dansçılarını pek severim, yaratıcı ve başarılı bir ekiptir… Güzel iş çıkartacaklardır.  Baba Zula benim gözümde artık iyice Beyoğlu horozu olmuş sahneye dansözle çıkan imaj meraklısı, eklektik saçma sapan bir topluluk ve fakat işin doğrusu böyle bir anlatının müzikleri için doğru isim olabileceklerini de düşünüyorum…  Tek sorun şu ki, bu çalışmaya çok ilginç başka katkılar yapabilecek onlarca müzisyen / topluluk varken bu grubun seçilmiş olması müzikalite mi, isim derdi mi sorusunu akla getiriyor…

Yine hiç sevmiyor olmama rağmen birebir anlatılan konuyu da dert ederek müzik yapan sokak toplulukları var, ev-stüdyolarda çalışan ve internet üzerinden yayın yapan müzisyenler var ve gerek Semaver gerek Çıplak Ayaklar ekiplerindeki genç arkadaşlar bu müzisyenlerin bir çoğunu şahsen tanıyor. Bu da önceki kaygılarımı arttırıyor.  Ressamı ise hiç tanımıyorum, zaten niye canlı resim yapacak onu da anlamış değilim… Neyse Mart ayında görürüz…