All posts by löker

Koray Löker – loker _a t_ radiobrecht.org Okur, yazar, yönetir, anlatır, dinler, Beckett’in dediği gibi yeniden dener, yine kaybeder. Daha güzel kaybeder ama…

Buna kitap denmez!

Geçtiğimiz ay Kapı Yayınları, Molla Davudzade — Mustafa Nazım Erzurumi imzasıyla Rüyada Terakki‘yi yayımladı. Tam adı “Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet” yani Rüyada İslam Medeniyetini ve İlerlemeyi Görme olan bu Osmanlı bilim kurgusu, 1913 yılında katlı boğaz köprüsü tasvirleriyle merak uyandırıcı görününce kitapçının yolunu tuttum.

Elime alır almaz ilk hayal kırıklığı ilk yirmi sayfa boyunca göze çarpan, üstüste binmiş harfler, özensiz baskı. Bu tür hatalar bağımsız yayıncılarda olunca gene sineye çekmek mümkün oluyor. Hatalı baskıları imha etme maliyetini yılda üç kitap ancak basabilen bir yayınevinden bekleyecek kadar küstah olamıyorum. Fakat bu kitabın yayıncısı, Alfa grubunun bir markası; yani küçük, bağımsız bir yayıncı değil, dev bir sermaye grubunun operasyonu.

Rüyada Terakki iç sayfa görünümü

Daha can sıkıcı olan bölümse güncelleştirmeyle ilgili verilen kararın kitabı okunamaz hale getirmiş olması.

Bir asır önce basılmış kitapları anlayamadığımız malum, o sırada kullanılagelen sözcüklerin bugünkü karşılıklarına ihtiyacımız var. Fakat metni çevrimyazıyla aktarıp, kelimeleri dipnotla açıklamak bir yayıncılık eylemi değil, belge turşusu kurmak. Hilal Aydın ve Öykü Özer aslında gayet özenli bir çalışma göstermiş gibi görünüyorlar… Net bir şey söyleyemiyorum, zira kitabı okumaya başlayamadım. Daha kitabı okumadan yazmaya başlamamın nedeni de yanda görünen sonuç.

Bu herhangi bir sayfanın görüntüsü… Böyle denk gelmemiş, kitap aslında yatay olarak ikiye bölünmüş hissi uyandıracak kadar açıklama ile dolu ve bunun görsel yerleşimi akademik bir dipnotla aynı şekilde yapılmış olunca pek okunaklı bir sonuç elde edilmiyor…

Ne yapılabilirdi? Tamamen günümüz diline uyarlanmış bir metin sayfanın ana alanını kaplarken, daha dar bir sütunda ya da çerçeve ile yine metin altında özgün metin verilebilirdi… Ya da belki özgün metin (hatta osmanlıca harflerle, onun da meraklısı var neticede) kitabın arkasından önüne doğru konabilirdi. Böylece hem bu iki yayıncının emeği okunaklı bir roman olarak sunulmuş hem de çok değer verilen özgün metin layıkıyla sunulmuş olurdu…

Şimdi kendimi zorlaya zorlaya okumaya girişeceğim. Bakalım memleketin ilk bilim kurgu meraklıları neler düşünürmüş…

hamiş: Aynı kitabın bir de Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi baskısı varmış. Bu baskıyı hazırlayan Engin Kılıç Gülenay Börekçi’ye verdiği söyleşide sözlük olmadan okunabilecek bir metinle özgün metnin içiçe sunulduğundan bahsetmiş. Ben gidip yanlış kopyayı almış hissiyatıyla doldum, okuyanların aklında bulunsun…

Anlatı nedir bir anlasak gerisi kolay da…

Memlekette medya okur yazarlığı diye bir kavram önemli dendi, apar topar, yalan yanlış bir müfredatla kim kime, dum duma ders olarak verilmeye başlandı. Hayrı görülebilecek en ufak bir yanı yok tahminen. Hal böyle olmasa, anlatı nedir dersi de konsun, bu mevzu da gündemde yer alsın isterim… İsterim ama, medya okur yazarlığına dönmeyecekse…

Ne acıklı, ne tuhaftır ki, hikaye anlatıcılığının türlü çeşit formunun kadim tarihlere sahip olduğu coğrafyada bir anlatı nedir, nasıl oluşur diye kafa yoran da pek az, konunun özüne vakıf olan da…

Continue reading Anlatı nedir bir anlasak gerisi kolay da…

Tiyatrocular politik bir birlik olmadan kazanamayacaklar

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü Görev ve Çalışma Yönetmeliği yayınlayarak, Darülbedayi-î Osmani’den günümüze İstanbul Şehir Tiyatroları olarak süregelen kurumun yapısını, rolünü ve yönetim biçimini değiştirmiş. Dün yönetmeliğin açıklanmasıyla birlikte twitter’da sehirtiyatrolariyokedilemez etiketiyle gösterilen tepkilerden sonra ortaya çıkan tablo bu.

Dün bu etiketle duyurulan basın açıklaması bugün Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde saat 13.00’de gerçekleşecekti. Cuma sabahları üniversitede ders veriyorum. Dersi biraz erken bitirerek açıklamayı takip etmeye gittim. Kimkime, dumduma, yarım saatlik bir gecikme ile yapıldı açıklama. Bir yandan da sitemkar bir yaklaşım var. Seyircilerin de sahip çıkması gerekirmiş açıklamaya… Nasıl? Continue reading Tiyatrocular politik bir birlik olmadan kazanamayacaklar

Web sayfalarını Kindle’da okumak

Tabletlerin yaygınlaşmaya başlaması, bulut bilişimin sunduğu olanaklarla gelişen çeşitlilik derken yıllardır kullanageldiğimiz kimi teknolojilerde yepyeni yaklaşımlar var. Örneğin Firefox’ta bin yıldır severek kullandığım Scrapbook eklentisi, web sitelerindeki içeriği, istediğim görünümde ve yerelde saklama olanağı sunuyor. Şimdilerde yerelde tutmanın yerini bulutta tutmak alıyor. Çevrimiçi bir hesapta depolanan içerik, istenen herhangi bir cihaza ayrıca kopyalanabiliyor. Mesele sadece kopya çıkarmak değil, bir okuma listesi oluşturmak. İçeriği reklamsızlaştırmak, yeri geldiğinde tasarımı daha erişilebilir kılmak gibi fiziksel müdahaleler de mümkün ve yararlı.

Okuma listesi yapmanın, sonraya bırakmanın da bir alışkanlık olmaya başladığı söylenebilir. İş arasında çağrışımlar, bağlantılar üzerinden karşımıza çıkıveren kimi yararlı kaynaklara o an zaman ayıramayacak olduğumuzda, unutmamak için sadece adresi not etmek yerine, metni kenara atıvermek… Bu bir web sitesi için anlamlı olmayabilir, ama bir yazışma, twitter mesajı ya da benzeri daha dinamik içeriklerde o an gördüğümüz şeyi saklamaya da yarıyor…

yazının devamı

Kindle nedir, ne işe yarar?

Some rights reserved by RachelC / Kindle out of box
CC-BY-NC / RachelC

Amazon’un elektronik mürekkeple çalışan ve e-kitap pazarının büyük dilimini almasında aslan payına sahip olan okuyucusu Kindle bu yıl Türkiye’de de satılmaya başlandı. Resmi satıştaki fiyatlara kıyasla biraz yüksek bir bedele de olsa teknik servisli, garantili bir satış seçeneği hiç yoktan iyi…

Tabii yurtdışına gidip gelen birileri olduğunda “gitmişken bana da bir kindle getirsene…” nazı yapmak da bugüne kadar olduğu gibi işlemeye devam eden bir formül olacaktır.

Peki, Kindle nedir, nasıl kullanılır, ne işe yarar, avantajları, dezavantajları neler?.. Cihaz bir yana, bu dünyanın temel kavramları, sık karşılaşılan konuları neler?..

devamını oku

Konum etiketi – geotag

Konum etiketi ya da İngilizce kısa adıyla geotag, bir içeriğin küresel konumunu (GPS bilgisi) meta bilgi olarak içerikle ilişkilendirme… Konumla ilişkili sosyal medyasından, haber servisine (foursquare, yelp vb. gibi) birçok servisin hızla yayıldığı, sevildiği günlerde bu kavram üzerine düşünürken, bir yandan da kent üzerine düşünmek kaçınılmaz olarak ikisi hakkında aklıma gelen her şeyi birbirine çarpıştırıyor.

Amazon’un önlenebilir yükselişi

Yaklaşık iki yıl kadar önce, iPad’in duyurulmasına paralel olarak iBooks, yani Apple firmasının e-kitap platformu hayata geçerken Express dergisinde iki sayı boyunca süren bir e-kitap dosyası hazırlamıştım. Bilişim dünyasının altın çağını yaşayan taze kralı Apple, e-ticaret dünyasının yıllanmış patronu Amazon’la kılıçları çekmiş, öte yandan kitap içeriklerine erişim için çalışmalarını yoğunlaştıran Google da piyasa dinamiklerine yön verme çabalarını sürdürmekteydi… Google’ın bedavalaştırarak sahiplenme politikalarına karşı isyanını kaleme alan Ursula K. LeGuin’e kulak vermiş, tartışmaların Türkiye’deki yankıları için yayın dünyasında farklı rollerden deneyimli isimlerden yorum almıştık.

İki yıl sonra, Apple iBooks platformunda istediği kadar yayıncıyı yanına çekememiş, hatta müzik endüstrisiyle yaşadıklarını göz önüne alırsak, kıyasla çuvallamış olarak ikinci bir atağa kalkalı çok zaman olmadı. devamını oku

Anlatının canevi, esas oğlanın yoldaşıdır…

İngilizce’de sidekick terimiyle ifade edilen, Türkçe’ye kader arkadaşı, yardımcı gibi karşılıklarla çevrilen karakterler her anlatının, ama illa ki dizilerin en belirleyici, ayırt edici karakterleri. Özellikle polisiye türü ikili ekiplerle kurgu yapmayı sever. Büyük bir icat olmasa gerek bu fikir…

devamını oku

Zamanla başım(ız) dertte

David Hall amca 70’lerin başında video üzerine denemeler yazar ve de yaparken, zaman temelli sanat (time-based media/arts) kavramını ortaya atmıştı.

Tiyatro, sinema ve belgesel gibi şeylere bir arada kafa yorunca, bazı ortak dert ve tasaları tartıştıkça sanki bunların hepsini kapsayan bir isim varmış gibi hissedip, adını koyamadığım olmuştu. Hall tarafından ortaya atılan bu kavram aslında şıppadanak bu disiplinlerin ortaklığını önemli ölçüde tarif ediyor. Duyduğumdan beri üzerine düşünmeyi sevdiğim bir kavram. Somutlaştırabildiğim çok şey olmasa da, yazmanın iyi bir düşünme yöntemi olduğunu bilmekten, biraz da böyle düşüneyim diye başladım bu yazıya… devamını oku

Pırıl zeki, cesur, “erkek gibi” karakter ver. Arızasından olsun…

Değil bilimsellik, blog yazısına konu olmak için bile fazla öznel bir tespit olmakla birlikte, hakkı olan meze saatlerinde ilgi çeken bir genellemeyi, dizi kategorisine ilgi gösterme bahanesiyle yazmak bayram gününe yakışmaz mı?

Dizilerin belki de en ayırt edici özellikleri karakterleri oluyor. Hani falanca sayıda öykü var, dönüp dolaşıp onları anlatıyoruz iddiasına nazire, karakterler çeşitlenebilir… Bir yandan da eğilimler, kanal rekabetleri, seyirci beklentileri derken karakterler de benzeşiyor gibi görünüyor… İlk örnek,  özellikle polisiyelerde sık karşılaşılan bir kazak erkek tipi… Continue reading Pırıl zeki, cesur, “erkek gibi” karakter ver. Arızasından olsun…