Category Archives: Defterden bloga taşınmışlar

Akıl defteri denen minik şeylerle dolaşmayı öğrenmeye çalışıyorum. Sonra unutmayayım diye aldığım kaotik notları yazıya çevirmeye çalışıyorum. Süreç içinde pişerek oluşan, birbiriyle bağlanan konular oluyor bunlar genelde… Yine genellikle, başka konu başlıklarına da temas ettiği için sadece bu kategoride yer alan yazı pek yer almıyor. Dolayısıyla bir etiket olarak da kullanılabilirdi, böyle oldu…

Geç olsun, güç olmasın: Community Leadership Summit nedir?

Community Leadership Summit, 2009’da Ubuntu’da Community Manager olarak çalışan Jono Bacon tarafından başlatılan ve devamında Dave Nielson (CloudCamp), Van Riper (CLS-West organizatörü ve Google community manager), Sara Ford, Marsee Henon (community manager ve O’Reilly irtibatı) gibi isimlerin de katılımıyla sürdürülen bir na-konferans (unconference).

Zamanından ötesinden gelen edit: Sözlük jargonundan apararak, yazı bittikten sonra en başına ekleyeyim şu notu: Çok uzadı, bu yazı sadece bu etkinliğin genel olarak ne olduğunu anlatıyor. Sonraki yazılarda günler halinde etkinlik izlenimlerine sıra gelecek…

Continue reading Geç olsun, güç olmasın: Community Leadership Summit nedir?

Portland macerası – bölüm 2

İlk günün şaşkınlığını takiben birbirinden ilginç insanların olduğu Community Leadership Summit 11’e katıldım. Bu konuyla ilgili notları ayrıca özgür yazılım ve copyleft maslahatgüzarlığında bulabilirsiniz. Burada ufak tefek notlarla Amerika deneyimi yazmaya devam edeyim diye düşündüm.

Tekman, Portland’la ilgili tavsiyeler veriken parkı gösterip “tanışmasalar da nazikçe selamlaşan insanları göreceğin yer de burası” demişti. Bu aslında en ufak bir ortaklık söz konusu olabilen her yer için geçerli. Hepsinden önce, bir şeyler satın almaya çalışırken önden bir nezaket selamlaşması şart. Sadece günaydın falan demek değil, ufak bir hal hatır sorma, elektriğe bağlı olarak azıcık havadan sudan konuşma falan epey kabul gören bir davranış şekli. Öyle ki, uluslararası organizasyonların yapılanmalarına ilişkin sorunları tartışırken, ikinci dil olarak İngilizce konuşanların yaşadığı sorunları sıralayıp, olası çözüm önerilerini listelemeye çalışmayı önerdiğimde kimi noktaların utangaç insanlar için de geçerli olabileceği epey geç gündeme geldi. Biriyle konuşurken çekindiği için aklındakini söylemekten kaçınmak çok sık rastlanan bir şey değil gibi görünüyor. Öyle algılanıyor demek daha doğru belki de… devamını oku

Portland macerası – bölüm 1

Hayatımda ilk kez ABD’ye gelmenin sonuçlarından biri de, ilk kez kıtalararası uçmak oldu. Hayatımın en uzun günüydü. Perşembe sabahı bir kalktım, iki kere cuma yaşadım, daha da bitmedi. Neyse ki toplu taşıma araçlarında uyumakla ilgili üstün bir yeteneğim var. Öyle Erzurum’a uçar gibi manzara seyredilecek bir durum da olmadığından koridorda ayak uzatılabilecek bir pozisyonu başarıyla alıp, bir iki kere dolanmayı saymazsak uyuklaya uyuklaya cumalardan birini yedim. Yoksa giderken iyi de, dönünce jet-lag oluyorsun yollu deneyimlerin aldatmaca olduğunu acı biçimde öğrenirdim gibime geliyor. Gerçi sağlaması dönüşe, galiba uçak uykusu da kurtarmayacak, öyle derler. devamı oku

Yitik bir yazının tıpkıbasımı: mencoder profil desteği ve Onur Küçük…

04 Şubat 2008, 22:54’te yayınlanmış bir yazı imiş bu, bugün twitter’da sohbeti dönünce arşivciliğiyle ünlü arkadaşlardan biri (yazsam kızar diye tırstım gizem katıyorum) gönderiverdi:

Pardus’un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük’le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz… Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır… “Bilgi konuşur, bilge dinler…” Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük… ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık… Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:
devamını oku

Çizgi roman yayınlamak kolay iş değil…

Favori çizgi romanlarımın dönmüş olması, bu aralar en çok duyduğum haliyle, eski baharların olmamasını benim için önemsizleştiriyor. Günler uzadı, işten çıktıktan sonra sahil kenarında yürüyüş yaparken ortalık aydınlık olabiliyor. Bir de neredeyse yıllar sonra tekrar Julia ve Dampyr okuyabiliyor olmaktan güzeli olamaz…

Continue reading Çizgi roman yayınlamak kolay iş değil…

O gün orada olmak…

Hani insan zaman zaman başına gelen bir şeyi, “bir gün çocuklarıma anlatabileceğim bir hikaye bu…” diye hisseder ya… (Gerçi bu genelde filmlerde olur herhalde ama…) Bundan sekiz yıl önce, neredeyse yirmi gün boyunca, gece gündüz demeden Ankara sokaklarında yürüttüğümüz kampanyanın sonucunda yüzbinlerce insanın bir araya geldiği dev mitingle Türkiye’nin Irak’ın işgal edilmesine taraf olmasına engel olmuştuk. Ben de bugünü öyle hatırlıyorum… 1 Mart 2003 muhteşem bir gündü…

Sonbahar albümleri

Son zamanlarda takıldığım bir kaç albümü not etmek geldi içimden. Konser yazdım bir iki kere ama müzik yazabileceğimi sanmıyorum. (İçimdeki ukala -henüz- yaz diyor…)

Sadece çağrışım yapacak insanların bir göz atmalarını sağlamak ya da yıllar sonra dönüp de yazdıklarıma baktığımda bugünlerimi bu albümlerle geçirdiğimi hatırlamak güzel bir fikirmiş gibi göründüğü için…

Continue reading Sonbahar albümleri

İki romana (geç kalmış) bir selam…

Aylardır düzenli bir işte çalışmaya dönmüş olmanın belki en keyifli yanını yaşıyor ve düzenli kitap da okuyabiliyorum. Aslında biraz daha öncesinden başlayan bir geri dönüş ama verimli haline rutin yolculuk düzeniyle kavuştu diyebilirim. Bu süre içinde okuduğum bir sürü leziz ve gereksiz kitabın arasından iki tanesi ayrıca ilgiyi hak ediyor. Her ikisinin de tanınan, duyulmuş kitaplar olmaları gerektiğine inanıyorum.

devamı için tıklayın

film ve dijital mecralar arasında görüntünün dili…

Kafayı uzun zaman önce dijital görüntünün sinemayı nasıl değiştirdiğini anlamaya çalışmakla bozunca, (sonradan tamir etmişliğim de yok zaten, sadece kafanın bozuk olmasının hayır getirmediğine ikna olmayı başardım) bu konuda değişik tartışmaları takip etmeye çalışıyorum. D.N. Rodowick pek muhterem bir insan mesela, güzel sorular soruyor. Dil nasıl değişiyor diye anlamaya çalışanlar arasında en bir eski kafalı sinemacı olarak dikkat çekiyor falan…

Bir yandan özgür yazılım, bilişim teknolojileri, İnternet gibi konularda da kafayı bozuk vaziyetteyim ve zamanla birlikte bu konuda kavramlar nasıl değişiyor diye anlamaya çalışıyorum. Aslında bu cümlenin daha anlaşılabilir bir karşılığı umuyorum ki önümüzdeki sayıda Express’teki Radyo Brecht’te tartışılıyor olacak… Çok kısaca: Bilişim dünyasındaki gelişmeler, yeni nesillerin bu alandaki kavramlarla tanışma sürecinde nasıl deneyimler getiriyor, bu deneyimler, öncekilere kıyasla neleri değiştirecek potansiyeller içeriyor bunu merak ediyorum, anlamaya çalışıyorum.

Bugün inanılmaz ilgisiz bir konudaki tartışmayı okurken verilen bir örnek nedeniyle bu iki konu arasında bir kısa devre yaşandı. Amerikan Kongre Kütüphanesi arşivinde yer alan Carmencita adlı bir film var (youtube’da izlenebiliyor). Edison’un ilk yapımlarından biri, C. Musser’a göre, İspanyol bir dansçı olan ablamız, Edison’un kamerasına oyun vermiş ilk kadın. Bu filmin Kongre Kütüphanesi tarafından yüklenmiş kopyasında dijital temizleme yapılmamış gibi görünüyor. Filmin yıpranmış olmasının sonucu olarak kimi görsel bozulmalar videoda yoğun biçimde görülüyor. Acaba hiç film kullanmamış, filmlerin üzerindeki kimyasal bozulmanın nasıl işleyebildiği, nasıl sonuçlar verdiği deneyimini hiç yaşamamış insanlar bu filmi gördüklerinde bu bozulmayı nasıl yorumluyorlar? Dijital müdahale ile kar yağıyormuşçasına bir efekt uygulandığını düşünen çıkar mı aralarından? Bir dil tercihi olarak bu unsurların filme “katıldığını” düşünen olur mu?

Sansür hikayesinin hızlı bir özeti ve sezon finali

Sansür sözcüğü uzun zamandır 5651 sayılı kanuna dayalı olarak kimi internet sitelerine erişimin engellenmesini kapsayan uygulamanın adı oldu. Bu kanuna ve planlanan uygulamaya göre, kanunda yer alan katalog suçların işlendiği tespit edilen internet sitelerine mahkeme kararıyla erişim engelleniyor. Oysa pratikte durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Uygulamanın teknik sorunlarını hızlıca hatırlayalım: devamını oku