Archive for the ·

express

· Category...

Bir+Bir 4. sayı çıktı

3 comments

Haziran-Temmuz 2010 sayısı bu dördüncü sayı. Kara Tren başlığını pek çok kullanmak zorunda kalmanın üzüntüsü var biraz.

Bolca hata var, adet olduğu üzere… Mithat Fabian Sözmen yerine Sönmez yazmak gibi bir hıyarlık yapmışız ki, evlere şenlik.

Sonra sen kalk güzel blogları duymayan kalmasın diye A’dan X’e köşesinde B harfine daimi Blog gözüyle bak, ilk tanıtımı Kediler ve Kitaplar için yap, sonra da adresini yazma oraya. (Araştırmacı okur mu istiyoruz nedir?) Umut ve Çavlan kusura bakmayın, atıfta bulunalım derken, dedikodu yapmış gibi olmuşuz.

Ha bu arada, söylemek lazım ki Cemal Kafadar’ı da fena işletiyoruz. Ropörtaj yaptık sanıyor, kendisine köşe verdik, haberi yok. 3. kez, şarkılı tarih gene doyasıya…

Kişisel bir şey eklemek gerekirse nefret cinayetleri, Filistin meselesi, sanal emek sömürüsü konuşurken fırsat bulamadığım bir hayalimi gerçekleştirdim, içinde (gülüyor) geçen bir ropörtaja imza attım. Göksel cover albümlerinin hikayesini anlattı… Üstüne Betül de bir çeviriyle manevi katkıdan maddi katkıya geçti…

Sonra Grup Yorum 25. yıl konseri var uzun uzun… Derginin müzik kanadındaki mühim kalem Murat (Meriç), Merve (Erol)’yle birlikte İnönü’den hemen sonra ruh halini nakletmişler, misler gibi. İrfan aslında düşünüyordu bu ropörtajı yapmayı ama, adama iki dakika soluk aldırmıyorlar ki vakit bulup da yapsın.

Michel Marian’la “Ermeni Tabusu” üzerine söyleşi devam ediyor. “Millî gurur neyin gururu?” Ankara’nın grisine güzel bir queer damgası vuran Judith Butler anlatıyor.

Gene uzun uzun okunacak bir dergi işte… Temmuz gelip çattığı için bunu ona da sayın dedik, Ağustos’ta görüşürüz… Kitapçıları seviniz. Bir+Bir bulabileceğinizden emin olduğumuz kitapçıların bir listesini http://www.birdirbir.org adresinde bulabilirsiniz. Yakında burada bir eXpress, Roll, Bir+Bir sitesi bulabileceğiniz de rivayetler arasında. Fakat samimi olmak gerekirse, yine adet olduğu üzere azıcık gecikmekteyiz. Temmuz demiştik, ortalarını bulacak gibi. O da açılış, tamamlanması biraz peyderpey… Fakat güzel olacak…

Milyonlarca blog sahibi Matt Mullenweg: Önce ifade özgürlüğü, sonra para

1 comment

eXpress’in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress’in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye’de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir araya getirdiği için benim de katkıda bulunabilmekten mutluluk duyduğum Yeni Medya blogunda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey kitapçılarda… Söz Mullenweg’de:
Bloglar kişisel birer mecra olarak tanınıyor, ama uzun zamandır küresel şirketler, büyük kurumlar ve hatta zaten İnternet yayını olan gazeteler ya da televizyonlar bile birer blog açıyorlar. Kurumsal blogların amacı nedir, neyi temsil ediyorlar?

Firmaların blogları olmalı, çünkü bu müşterileriyle insani bir diyalog kurmalarının en iyi yolu. Böylece ürünlerin arkasında insanlar olduğunu gösterebilirler. İletişimin tek yönlü bir sokak gibi algılanması artık mümkün değil.

Amatör ve kişisellik vurgusundan devam edersek, bloglar BBS kültürü gibi, alt kültürlere uygun bir mecra özelliği de gösteriyor. Blogculuk kültürünü nasıl tanımlıyorsun? Bir blogu blog yapan nedir?

Blog kültürünü gündelik anlamıyla bildiğimiz kültürden ayrıştırabilecek çok fazla özellik görmüyorum. WordPress ile her gün milyonlarca insan kişisel günlüklerden, kanserle savaşa kadar, Fortune 500 sitelerinden Wired.com gibi dergilere kadar her şeyi yayınlayabiliyor.

Yayın yapmayı basitleştiren bir araç olarak bloglar insanların sözlerini yaygınlaştırmasını çok kolaylaştırdı. Öyle ya da böyle, ifade özgürlüğünün gelişiminden bahsetmek mümkün… Ana akım gazetelerin, yayıncıların blog yazarlarını keşfetme eğilimini bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsun? Konvansiyonal medya ve yeni medya arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsin?

Bir gazete yayınlamak için gerekenleri garajıma koyup da bu işe girişmem mümkün olamazdı. Fakat WordPress gibi araçları kullanarak fikirlerini yayınladığında, New York Times ile aynı şartlara, üstelik de önemli maliyetlerden bahsetmeden sahip olabiliyorsun. İnternet üzerinde her iki adres de eşit uzaklıkta. Bu durum, becerikli olanın daha ön plana çıkabilmek, kendini gösterebilmek için fırsat eşitliğine sahip olmasını sağlıyor. Bu da okunmak için fırsat eşitliğini artırıyor.

Fikir özgürlüğü konusunda WordPress’in kurumsal tavrı da dikkat çekiyor. Adnan Oktar’ın çalışmalarını afişe eden bloglar yüzünden WordPress.com adresine Türkiye’den erişim engellendiğinde ya da Çin hükümeti içeriği filtrelemenizi istediğinde ciddi trafik kaybına mal olmasına rağmen ifade özgürlüğünden yana tavır koymuştunuz. Üstelik de, topluluk kanadının örgütlendiği WordPress.org adresinin aksine, .com adresi bütünüyle ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen… Bu bir şirketten kolayca beklenebilecek bir tavır değil, özgür yazılım modeli acaba ticaret anlayışını da etkiliyor mu?

Kesinlikle! .com adresi tamamen ayrı ve kâr amaçlı bir yapı. Buna rağmen, orada aldığımız kararlar da, yıllardır katkılarıyla büyüdüğümüz bir toplulukla çalışmanın deneyimlerinden çok etkileniyor. Kişisel olarak sansür ve ifade özgürlüğü konularını çok önemsiyorum. Tıpkı GPL ve özgür yazılımı önemsediğim gibi. Uzun vadede, 5-10 ya da 20 sene sonra, ticari müşteri camiamız da ilkelerimize bağlı olmamıza hak verecektir, bu Çin’de tamamen yasaklı olmamız pahasına olmuş olsa da.

Blog ve şirket profili demişken, İstanbul ziyaretinin sebebi de olan WordCamp etkinliği, “WordPress hakkında her şey” sloganıyla düzenleniyor. Fakat yıllar içinde blog kültürü, teknik gelişmeler gibi konulardan çok girişimcilik, risk sermayesi ve ekonomik düzeni, WordPress’le nasıl para kazanırsınız gibi konular öne çıkmaya başlamış görünüyor. Blog kültürünün ticarileşmeye başladığını, değiştiğini düşündüğün oluyor mu?

Türkçe konuşmadığım için Tim Ferriss’in konuşması dışındaki konuşmaları dinleyemedim. Bu nedenle burada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum… Yine de, dünya çapında onlarca WordCamp etkinliğine katıldım ve ticarileşmeyle ilgili konular konuşulurken bile insanların merakı ve hevesi daha çok kendini ifade edebilme, yaratıcılık, özgürlük ve nasıl okuyuculara ulaşırım sorularına kayıyor diye gözlemledim. Bunlar benim de WordPress’in temel ilkeleri arasında saydığım düşüncelere paralel olanlar.

eXpress 112 – Bu dergi İsrail’de çıksaydı?

no comments

Olağan şüphelileri (Mavi Daktilo, Radyo Express, Radyo Brecht, Ağır Çekim, Kılavuz gibi) Eyal Weizman’la İsrail üzerine, Selahattin Demirtaş, Bilgi Üniversitesi’nde sendika, Zeytinburnu’nda deri işçileri, Ayazma’da TOKİ yalanları, Türkiye’nin tarım raporu, Avrupa’nın göçmen zulmü, 1870’lerde Ermeniler, Judith Butler gibi başlıklar sıralanabilir.

Son hazırlıkları süren http://www.birdirbir.org adresinde hangi kitabevlerinde bulunabileceği listesi olduğunu, http://www.birdirbir.org/dava adresinden de hapis ve para cezası aldığımız davayla ilgili tepkileri, yorumları, haberleri derlediğimizi hatırlatalım.

Eylül ayına kadar pause tuşuna bastığımız da bu sayının havadisi olsun. Meram’dan naklederek:

More: Read the rest of this entry…

Adalet tellalı TARAF emekçiyi sömürüyor

1 comment

Evrim Kepenek basın açıklamsıTaraf Gazetesi’nde “stajyer” konumunda bir sene çalıştırılan ve ardından seni kadroya almıyoruz denilerek ilişiği kesilen Evrim Kepenek’in gazeteye açtığı tazminat davasının ikincisi yarın saat 11′de, Kadıköy’deki iş mahkemesinde gerçekleşecek. (basın bülteninden)

Klasik hikayeler ne yazık ki bunlar… Ne hak ve hukuk taraftarı olmak, ne meselelere soldan bakıyor olmak, birilerinin hakkını çiğnemeye engel olmuyor bu ülkede. Taraf’ın sicili pek iyi sayılmaz zaten… Daha önce Ahmet Şık atılmış ve gazete yönetimi bunu “bir mücadele veriyoruz, arada böyle şeyler yaşanır” diye geçiştirmişti. Ankara bürosuyla yönetim arasındaki gerginlik kendine çok daha geniş yer bulmuştu… (ekşisözlük’ten bir express alıntısı)

Bu davayı takip etmek lazım… Bu hikayeyi yaygınlaştırarak başlayalım… Bunun için Picasa’daki fotoğrafları özgürce kullanabileceğinizi hatırlatmak isterim.

Express 111. sayı kitapçı ve posta kutularında

no comments

Express Sayı 111Yeni sayısı kitapçılara dağıldı, yine geç yazıyorum. Bolca direniş öyküsü var… TÜBİTAK’tan, İstanbul’daki itfaiyecilerden, Mersin’den işçi öyküleri naklediliyor. Muğla’da meydana gelen faşist saldırı ve sonrasında yaşananlar, mağdurların, tanıkların sözlerinden derleniyor.

Van’a uzanıp Türkiye’de mülteci olmak üzerine yaşananlara tanık olmanın yanında Kıbrıs’taki atmosfer geçen sayıdan devam ediyor.

Ağır Çekim “iki film birden” diyor bu kez: “Son Mevsim:Şavaklar” “Dersim’in Kayıp Kızları” filmleri enine boyuna…

Sabit odaklar her zamanki gibi, Manzara, Şehir Hatları, Mavi Daktilo, Radyo Express, Kıraat & Dumanı Üstünde, Radyo Brecht, Meşin Yuvarlak, Müzik Dolabı ve Kılavuz yerli yerinde…

Abone olmak için expressroll@gmail.com adresine yazabilirsiniz.

Express 110. sayı yetmedi Bir+Bir 3. sayı da çıktı…

no comments

Bir+Bir 3. sayı kapağıExpress 110. sayı kapağı

Express Dergisi Sayı:110 (1 Mayıs – 15 Mayıs 2010)

CHANTAL MOUFFE’UN PERSPEKTİFİYLE AKP
Yeni dostlar, yeni düflmanlar

KIBRIS’TA HAVA DURUMU
Türkiyelilerin bilmedikleri

RANT AÇILIMI FUTBOLDA DA TAM GAZ
Üç büyüklerden ofsayt goller

ESKİ PONTUS VE “ROMEYİKA’NIN TÜRKÜSÜ”
Kaybolan dilin peflinde

BİR+BİR, Mayıs 2010, Sayı 03

A’DAN Z’YE ENGİN GÜNAYDIN
Zihin trafiği

ALEX FERGUSON VE ARSENE WENGER’İN
Siyaset karnesi

İSTANBUL’DAN ARTHUR H GEÇTİ
Başıbozuk kozmonot

AYNUR’LA YENİ ALBÜMÜ ÜZERİNE
Hepimiz Rewend’iz

CEMAL KAFADAR’LA ŞARKILI TARİH
Gecenin fethi

MICHEL MARIAN’LA “ERMENİ TABUSU” ÜZERİNE
Erzurumlu Hripsime ve torunları

YILGI VE KILGI

1 comment
Express dergisi 109. sayı bayilerde ve kitabevlerinde.. Meram’ı okumak, düşünmek, paylaşmak şart… Hatırlatalım, bu sayıda Cihan Tugal ile AKP’nin “pasif devrim”i incelenmeye devam ediliyor, Bilgi Üniversitesi’ndeki sendikalaşmaya mercek tutuluyor, Reha Erdem’in “kozmos”una bir göz atılırken Kırgızistan, Irak’la Radyo Express ihmal edilmiyor. Kıraat, Müzik Dolabı, Emek Yıkılıyor hadisesini de içeren Manzara, Şehir Hatları hep…
More: Read the rest of this entry…

E-kitap dosyası

no comments

Express’in 105 (15 Şubat 2010) ve 106. (01 Mart 2010) sayılarında yayınlanan iki yazı birden….

Korsan sözcüğünün kültür endüstrisiyle bir arada kullanımı Türkiye’de ”korsan kitap” tamlamasıyla popüler oldu. Büyük olasılıkla film ve müziğin aksine ortaya çıkan ürünü, başka bir ürüne gerek duymadan tüketebilme şansı korsanın ilk olarak kitaplarla yaygınlaşmasının nedeni. Satın alındığı anda kullanılabilen, korsan alındığında yarı yarıya ucuza bulunabilen kitaplar, özellikle çok satanlar söz konusu olduğunda sokaktaki insana cazip geldi ve yaygınlaştı. 90′lı yılların ortalarında, ana caddeler zabıta gördüğünde iki yanındaki ipleri kavradığı gibi bohça haline getirerek kaçan halleriyle işportacı olduklarını hatırlatan korsan kitapçılarla doldu. Sonra ilk korsan karşıtı kampanyalarla tanıştık. Yayınevleri, ünlü yazarlar, çevirmenler kamuoyunu bilgilendirmeye başladılar. Yasal düzenlemeler, belediyelerin işbirliği derken büyük şehirlerde işporta korsan satıcılar oldukça görünmez oldu. Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celal’e göre hala her on kitaptan dördü korsan olarak basılıyor. Ancak korsan yayıncılık sadece işporta tezgahlarındaki çok satan kitaplardan ibaret değildi. İşin ders kitapları, test kitapları, yayınevleri tarafından korsan basılan kitaplar gibi birçok yönü daha var ve birkaç şehirdeki işportacıların yok oluşu, korsanı sadece vitrinden indirdi gibi görünüyor.

More: Read the rest of this entry…

Eylem sanal ama örgüt gerçek…

1 comment

Ünlü tuvalet yazısı “Kilroy was here” kadar anonimleşmiş, pasifist bir iyi dilek olarak “Bir gün bir savaş çıksa ve kimse gitmese…” sloganı, dilin mesaja uygunluğu konusunda en başarılı örneklerden biri herhalde. Bunu sağlayacak bir mekanizmaya işaret etmeyen, kendiliğinden, itaatsizlikten ibaret bir öngörü ve hayalle örülü bir direniş çağrısı. Sakladığı “hayırlısı” duygusunun yanında, tersine çevrilmeye bu kadar müsait bıkkınlığı da tedirgin edici. Ya bir gün sadece ürettiklerimizi satın alabileceğimiz kadar boş vaktimiz olsa, kalan bütün vakitte anlamsız koşullarda çalıştırılsak ve kimse isyan etmese? Bu da mümkün görüldüğü kadarıyla. Demek ki birbirimizle konuşmaya, haberleşmeye ve “o gün hiç birimiz gitmiyoruz savaşa, anlaştık değil mi?” diye son bir kontrole ihtiyacımız olabilir.

More: Read the rest of this entry…

Kültür özelleştirmesinde son nokta! DRM ile tüm mülkiyet (ve iktidar) sermayeye…

no comments

Temmuz 2005′te, yanlışlıkla planlanan günden önce satılıveren 14 adet Harry Potter ve Melez Prens kopyası Kanada’yı epeyce karıştırmıştı. Kitapların Kanada yayıncısı Raincoast Books, mahkemeye başvurarak kitap sahiplerinin resmi yayın gününden önce kitabı okumaları ve tartışmalarını engelleyen bir karar çıkartmayı başardı. Hemen sonrasında da bu kişilere kitapları ertesi gün getirmeleri karşılığında imzalı birer kopya ve tişört hediye edeceğini duyurdu.

More: Read the rest of this entry…