<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; express</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/category/express/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 10:54:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bir+Bir 4. sayı çıktı</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 12:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[bir+bir]]></category>
		<category><![CDATA[cemal kafadar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni tabusu]]></category>
		<category><![CDATA[göksel]]></category>
		<category><![CDATA[grup yorum]]></category>
		<category><![CDATA[judith butler]]></category>
		<category><![CDATA[maradona]]></category>
		<category><![CDATA[michel marian]]></category>
		<category><![CDATA[mithat fabian sözmen]]></category>
		<category><![CDATA[saramago]]></category>
		<category><![CDATA[şarkılı tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[Haziran-Temmuz 2010 sayısı bu dördüncü sayı. Kara Tren başlığını pek çok kullanmak zorunda kalmanın üzüntüsü var biraz. Bolca hata var, adet olduğu üzere&#8230; Mithat Fabian Sözmen yerine Sönmez yazmak gibi bir hıyarlık yapmışız ki, evlere şenlik. Sonra sen kalk güzel blogları duymayan kalmasın diye A&#8217;dan X&#8217;e köşesinde B harfine daimi Blog gözüyle bak, ilk tanıtımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.birdirbir.org"><img class="alignright size-full wp-image-293" title="Bir+Bir 4. sayı kapağı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/41596_229362079280_9461_n.jpg" alt="" width="200" height="278" /></a>Haziran-Temmuz 2010 sayısı bu dördüncü sayı. Kara Tren başlığını pek çok kullanmak zorunda kalmanın üzüntüsü var biraz.</p>
<p>Bolca hata var, adet olduğu üzere&#8230; Mithat Fabian Sözmen yerine Sönmez yazmak gibi bir hıyarlık yapmışız ki, evlere şenlik.</p>
<p>Sonra sen kalk güzel blogları duymayan kalmasın diye A&#8217;dan X&#8217;e köşesinde B harfine daimi Blog gözüyle bak, ilk tanıtımı <a title="Kediler ve Kitaplar" href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/" target="_blank">Kediler ve Kitaplar</a> için yap, sonra da adresini yazma oraya. (Araştırmacı okur mu istiyoruz nedir?) Umut ve Çavlan kusura bakmayın, atıfta bulunalım derken, dedikodu yapmış gibi olmuşuz.</p>
<p>Ha bu arada, söylemek lazım ki Cemal Kafadar&#8217;ı da fena işletiyoruz. Ropörtaj yaptık sanıyor, kendisine köşe verdik, haberi yok. 3. kez, şarkılı tarih gene doyasıya&#8230;</p>
<p>Kişisel bir şey eklemek gerekirse nefret cinayetleri, Filistin meselesi, sanal emek sömürüsü konuşurken fırsat bulamadığım bir hayalimi gerçekleştirdim, içinde (gülüyor) geçen bir ropörtaja imza attım. Göksel cover albümlerinin hikayesini anlattı&#8230; Üstüne Betül de bir çeviriyle manevi katkıdan maddi katkıya geçti&#8230;</p>
<p>Sonra Grup Yorum 25. yıl konseri var uzun uzun&#8230; Derginin müzik kanadındaki mühim kalem Murat (Meriç), Merve (Erol)&#8217;yle birlikte İnönü&#8217;den hemen sonra ruh halini nakletmişler, misler gibi. İrfan aslında düşünüyordu bu ropörtajı yapmayı ama, adama <a title="İrfan Aktan davası" href="http://www.birdirbir.org/dava" target="_blank">iki dakika soluk aldırmıyorlar</a> ki vakit bulup da yapsın.</p>
<p>Michel Marian&#8217;la &#8220;Ermeni Tabusu&#8221; üzerine söyleşi devam ediyor. &#8220;Millî gurur neyin gururu?&#8221; Ankara&#8217;nın grisine güzel bir queer damgası vuran Judith Butler anlatıyor.</p>
<p>Gene uzun uzun okunacak bir dergi işte&#8230; Temmuz gelip çattığı için bunu ona da sayın dedik, Ağustos&#8217;ta görüşürüz&#8230; Kitapçıları seviniz. Bir+Bir bulabileceğinizden emin olduğumuz kitapçıların bir listesini <a title="BirdirBir.org" href="http://www.birdirbir.org" target="_blank">http://www.birdirbir.org</a> adresinde bulabilirsiniz. Yakında burada bir eXpress, Roll, Bir+Bir sitesi bulabileceğiniz de rivayetler arasında. Fakat samimi olmak gerekirse, yine adet olduğu üzere azıcık gecikmekteyiz. Temmuz demiştik, ortalarını bulacak gibi. O da açılış, tamamlanması biraz peyderpey&#8230; Fakat güzel olacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milyonlarca blog sahibi Matt Mullenweg: Önce ifade özgürlüğü, sonra para</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 13:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[blogosfer]]></category>
		<category><![CDATA[matt mullenweg]]></category>
		<category><![CDATA[ropörtaj]]></category>
		<category><![CDATA[wordcamp]]></category>
		<category><![CDATA[wordpress]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=280</guid>
		<description><![CDATA[eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-281" title="matt_wordcamp1" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg" alt="" width="286" height="302" /></a>eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir araya getirdiği için benim de katkıda bulunabilmekten mutluluk duyduğum <a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/06/15/bir-blog-ac-da-nesemizi-bulalim/" target="_blank">Yeni Medya blogu</a>nda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey <a title="eXpress bulunabilen adresler" href="http://birdirbir.org/dagitim.html" target="_blank">kitapçılarda</a>&#8230; Söz Mullenweg&#8217;de:<br />
<strong>Bloglar kişisel birer mecra olarak tanınıyor, ama  uzun zamandır küresel şirketler, büyük kurumlar ve hatta zaten İnternet  yayını olan gazeteler ya da televizyonlar bile birer blog açıyorlar.  Kurumsal blogların amacı nedir, neyi temsil ediyorlar?</strong></p>
<p>Firmaların  blogları olmalı, çünkü bu müşterileriyle insani bir diyalog  kurmalarının en iyi yolu. Böylece ürünlerin arkasında insanlar olduğunu  gösterebilirler. İletişimin tek yönlü bir sokak gibi algılanması artık  mümkün değil.</p>
<p><strong>Amatör ve kişisellik vurgusundan devam edersek,  bloglar BBS kültürü gibi, alt kültürlere uygun bir mecra özelliği de  gösteriyor. Blogculuk kültürünü nasıl tanımlıyorsun? Bir blogu blog  yapan nedir?</strong></p>
<p>Blog kültürünü gündelik anlamıyla bildiğimiz  kültürden ayrıştırabilecek çok fazla özellik görmüyorum. WordPress ile  her gün milyonlarca insan kişisel günlüklerden, kanserle savaşa kadar,  Fortune 500 sitelerinden Wired.com gibi dergilere kadar her şeyi  yayınlayabiliyor.</p>
<p><strong>Yayın yapmayı basitleştiren bir araç olarak  bloglar insanların sözlerini yaygınlaştırmasını çok kolaylaştırdı. Öyle  ya da böyle, ifade özgürlüğünün gelişiminden bahsetmek mümkün&#8230; Ana  akım gazetelerin, yayıncıların blog yazarlarını keşfetme eğilimini bu  bağlamda nasıl değerlendiriyorsun? Konvansiyonal medya ve yeni medya  arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsin?</strong></p>
<p>Bir gazete  yayınlamak için gerekenleri garajıma koyup da bu işe girişmem mümkün  olamazdı. Fakat WordPress gibi araçları kullanarak fikirlerini  yayınladığında, New York Times ile aynı şartlara, üstelik de önemli  maliyetlerden bahsetmeden sahip olabiliyorsun. İnternet üzerinde her iki  adres de eşit uzaklıkta. Bu durum, becerikli olanın daha ön plana  çıkabilmek, kendini gösterebilmek için fırsat eşitliğine sahip olmasını  sağlıyor. Bu da okunmak için fırsat eşitliğini artırıyor.<br />
<strong><br />
Fikir  özgürlüğü konusunda WordPress&#8217;in kurumsal tavrı da dikkat çekiyor.  Adnan Oktar&#8217;ın çalışmalarını afişe eden bloglar yüzünden WordPress.com  adresine Türkiye&#8217;den erişim engellendiğinde ya da Çin hükümeti içeriği  filtrelemenizi istediğinde ciddi trafik kaybına mal olmasına rağmen  ifade özgürlüğünden yana tavır koymuştunuz. Üstelik de, topluluk  kanadının örgütlendiği WordPress.org adresinin aksine, .com adresi  bütünüyle ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen&#8230; Bu bir şirketten  kolayca beklenebilecek bir tavır değil, özgür yazılım modeli acaba  ticaret anlayışını da etkiliyor mu?</strong></p>
<p>Kesinlikle! .com adresi  tamamen ayrı ve kâr amaçlı bir yapı. Buna rağmen, orada aldığımız  kararlar da, yıllardır katkılarıyla büyüdüğümüz bir toplulukla  çalışmanın deneyimlerinden çok etkileniyor. Kişisel olarak sansür ve  ifade özgürlüğü konularını çok önemsiyorum. Tıpkı GPL ve özgür yazılımı  önemsediğim gibi. Uzun vadede, 5-10 ya da 20 sene sonra, ticari müşteri  camiamız da ilkelerimize bağlı olmamıza hak verecektir, bu Çin&#8217;de  tamamen yasaklı olmamız pahasına olmuş olsa da.</p>
<p><strong>Blog ve şirket  profili demişken, İstanbul ziyaretinin sebebi de olan WordCamp  etkinliği, &#8220;WordPress hakkında her şey&#8221; sloganıyla düzenleniyor. Fakat  yıllar içinde blog kültürü, teknik gelişmeler gibi konulardan çok  girişimcilik, risk sermayesi ve ekonomik düzeni, WordPress&#8217;le nasıl para  kazanırsınız gibi konular öne çıkmaya başlamış görünüyor. Blog  kültürünün ticarileşmeye başladığını, değiştiğini düşündüğün oluyor </strong><strong>mu?</strong></p>
<p>Türkçe  konuşmadığım için Tim Ferriss&#8217;in konuşması dışındaki konuşmaları  dinleyemedim. Bu nedenle burada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum&#8230;  Yine de, dünya çapında onlarca WordCamp etkinliğine katıldım ve  ticarileşmeyle ilgili konular konuşulurken bile insanların merakı ve  hevesi daha çok kendini ifade edebilme, yaratıcılık, özgürlük ve nasıl  okuyuculara ulaşırım sorularına kayıyor diye gözlemledim. Bunlar benim  de WordPress&#8217;in temel ilkeleri arasında saydığım düşüncelere paralel  olanlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eXpress 112 &#8211; Bu dergi İsrail&#8217;de çıksaydı?</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 23:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[Olağan şüphelileri (Mavi Daktilo, Radyo Express, Radyo Brecht, Ağır Çekim, Kılavuz gibi) Eyal Weizman’la İsrail üzerine, Selahattin Demirtaş, Bilgi Üniversitesi’nde sendika, Zeytinburnu’nda deri işçileri, Ayazma’da TOKİ yalanları, Türkiye’nin tarım raporu, Avrupa’nın göçmen zulmü, 1870’lerde Ermeniler, Judith Butler gibi başlıklar sıralanabilir. Son hazırlıkları süren http://www.birdirbir.org adresinde hangi kitabevlerinde bulunabileceği listesi olduğunu, http://www.birdirbir.org/dava adresinden de hapis ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.birdirbir.org"><img class="alignright size-medium wp-image-274" title="express 112 sayı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/Picture-2-218x300.png" alt="" width="218" height="300" /></a>Olağan şüphelileri (Mavi Daktilo, Radyo Express, Radyo Brecht, Ağır Çekim, Kılavuz gibi) Eyal Weizman’la İsrail üzerine, Selahattin Demirtaş, Bilgi Üniversitesi’nde sendika, Zeytinburnu’nda deri işçileri, Ayazma’da TOKİ yalanları, Türkiye’nin tarım raporu, Avrupa’nın göçmen zulmü, 1870’lerde Ermeniler, Judith Butler gibi başlıklar sıralanabilir.</p>
<p>Son hazırlıkları süren <a title="express dergisi" href="http://www.birdirbir.org" target="_blank">http://www.birdirbir.org</a> adresinde hangi kitabevlerinde bulunabileceği listesi olduğunu, <a title="express dergisi" href="http://www.birdirbir.org/dava" target="_blank">http://www.birdirbir.org/dava</a> adresinden de hapis ve para cezası aldığımız davayla ilgili tepkileri, yorumları, haberleri derlediğimizi hatırlatalım.</p>
<p>Eylül ayına kadar pause tuşuna bastığımız da bu sayının havadisi olsun. Meram&#8217;dan naklederek:</p>
<p><em><span id="more-273"></span>BURASI TÜRKİYE, İSRAİL DEĞİL! </em><br />
<strong>Bu dergi İsrail’de çıksaydı </strong></p>
<p>Mavi Marmara katliamından beri Türkiye medyası İsrail’in muhalif seslerine kulak kesiliyor, başta Ha’aretz olmak üzere muhalif basından iktibas yapıyor. Zehir zemberek yorumlar; İsrail hükümeti ve ordusu topa tutuluyor, ahmaklıktan giriliyor, canilikten çıkılıyor. Ve akla ister istemez şu soru geliyor: Aynı şeyler Türkiye hükümeti ve ordusu için yazılabilir mi?</p>
<p>Express İsrail’de yayınlansaydı, aşağı yukarı Ha’aretz’in söylediklerini söylerdi. Ve ne hapse mahkûm edilirdi, ne de para cezasına. Maçlarda polis taraftarlara copla giriştiğinde tribünlerden yükselen standart tezahürat bir ironi olarak duruyor önümüzde: “Burası Türkiye, İsrail değil!”</p>
<p>Müdavimlerinin gayet iyi bildiği gibi, Express her bakımdan bağımsız bir yayın. Hiçbir sermaye grubu veya türüyle, sivil toplum kuruluşuyla, fon mekanizmasıyla bağlantısı olmadığı gibi, hiçbir partiyle, örgütle, siyasal oluşumla da ilişkisi yok. Yüzde yüz bağımsız ve aynı zamanda yüzde yüz angaje. Neye angaje olduğumuzu Ocak 1994’te, ilk sayımızda ilan etmiştik, 16 yıldır o söze bağlıyız: Savaşsız ve sömürüsüz, efendisiz ve tahakkümsüz bir dünya idealine. Bu angajman, Express’in varoluş sebebi. Öyle olmasa, niye böyle bir yayın olsun ki? Varoluşumuzu ifade etmeyeceksek varolmamız abes olmaz mı?</p>
<p>“Burası Türkiye” olduğu için düzenle barışık olmayan herkese dendiği gibi, bize de “varoluşunu ifade etmeyeceksin” deniyor. Buna boyun eğecek değiliz.  Bedeli var tabii. En tazesi, “Kandil’de ve bölgede hava durumu” üstbaşlıklı yazı nedeniyle, İrfan Aktan’a 15 ay hapis, yazıişleri müdürü sorumluluğunu taşıyan Merve Erol’a 16 bin lira para cezası kesilmesi. Başka gazetecilere kesilenin yanında –örneğin Vedat Kurşun’a 166, Hacı Boğatekin’e 10 yıl– devede kulak, ama sancısı da sancı.</p>
<p>“AKP demokrasisi” 2006’da Terörle Mücadele Kanunu’nda yaptığı “düzeltme”, ifade özgürlüğünü eskisinden beter bir cendereye soktu. 2006 öncesinde olsaydık, böyle bir yazıya dava dahi açılmayacaktı. Zira, AKP öncesindeki düzenlemede, dava açılması için söz konusu “propaganda”nın “şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik” içermesi gerekiyordu. ﬁimdi ise “şiddet veya teröre teşvik” içermesi gerekmiyor, örgüt üyelerinin haber niteliğindeki beyanlarını nakletmek bile ceza için yeterli. Evet, 2010 Türkiye’sindeyiz ve “terör örgütünün propagandasını yapmak”tan hüküm giymiş durumdayız. Bütün Türkiye’nin “Kürt açılımı”nı konuştuğu günlerde, Eylül 2009’da işlemişiz o suçu. O günlerde Hasan Cemal’in, PKK’nın iki numaralı ismi Murat Karayılan’la Kandil’e giderek yaptığı söyleşi Milliyet’te tefrika ediliyor, hemen her köşeyazarı o söyleşiyi referans alarak yorum yapıyor, ekranlarda hemen her tartışma programında “PKK masaya yatırılıyor”, örgüt sözcülerinin açıklamalarına atıfta bulunuluyordu. Anaakım medyanın hemen her mecrasında “PKK silah bırakıyor” havasının estiği o günlerde, arkadaşımız İrfan Aktan durumun öyle olmadığını söylemişti, “Kandil’de ve bölgede hava durumu” üstbaşlıklı haber-analizde. Bunu da masa başında değil, bölgeye giderek, orada iki PKK militanı da dahil olmak üzere birçok kişiyle görüşerek, PKK sözcülerinin çeşitli demeçlerini inceleyerek ve ABD, İran, Irak ve Suriye’nin Kürt politikalarını irdeleyerek yapmıştı. İrfan’ın yazısına koyduğumuz “Mücadele olmazsa çözüm olmaz” başlığı, PKK’nın aldığı pozisyonu özetliyordu. Zira, PKK’da ağır basan eğilim, “silahlı mücadele bırakılırsa devletin çözümden yan çizeceği” yolundaydı. Ancak, bir de şerh vardı İrfan’ın yazısında. Birlikte okuyalım: “Örgüt içinde AKP’nin ‘açılım’<br />
projesini farklı yorumlayanlar var. Kandil’le yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz izlenim, açılım müjdesinin Türkiye’de yarattığı tartışma ortamının örgütte pek de pozitif bir yansıması olmadığı, PKK’nin hâlâ uzun vadeli çatışma planları üzerinde durduğu yönünde. Ayrıca PKK liderlerinden Cemil Bayık, TBMM’nin açıldığı gün çarpıcı açıklamasıyla ortaya çıktı. ‘Süreç savaş yönünde gelişmekte ve savaş kaçınılmaz görünmektedir’ diyen Bayık, PKK birliklerini ve Kürtleri ‘son ve büyük savaşa’ hazır olmaya çağırdı. Bayık’ın bu açıklamasının inisiyatifi ele geçirmek için yapılmış bir politik şantaj olup olmadığını önümüzdeki aylarda göreceğiz.”</p>
<p>Avukatımız Tora Pekin’in mahkeme heyetine sorduğu soruyu mealen tekrarlayalım: Örgüt propagandasını yapan bir yazıda, o örgütün liderlerinden birinin “politik şantaj” yapma ihtimalinin vurgulandığı nerede görülmüş?</p>
<p>Aradan geçen zaman haberimizi doğruladı. Kürt açılımı, moda deyişle “yalan oldu”: DTP kapatıldı, 1500 parti yöneticisi ve yüzlerce çocuk tutuklandı. PKK ise silah bırakmadı, aksine, tek taraflı ilan ettiği ateşkesi bozdu. Ve sadece son iki ayda 38 asker öldürdü. Perşembenin gelişini çarşambadan söylemenin “terör örgütü propagandası yapmak”la ne alâkası var? Her şey bir yana, Express niçin PKK propagandası yapsın?</p>
<p>O yazıya 15 ay hapis, 16 bin lira ceza kesilmesinin akla, mantığa, adalet kavramına, hatta ve hatta TMK’ya sığar bir tarafı var mı? Bu dergi İsrail’de çıksaydı, böyle bir “hukuk”a maruz kalır mıydı?</p>
<p>4 Haziran sabahı DGM (ismi değişti, cismi baki) önünde toplandığımızda da, beraat edeceğimize kaniydik. Ve “tatil”i konuşuyorduk. Daha önce ayrıntılarıyla anlattığımız dağıtım sorununu henüz çözemediğimiz için Express’i sonbahara kadar tatile çıkarmaya karar vermiştik. “Henüz çözemedik” diyoruz, zira bayilerde olabilmenin bir yolunu bulduk gibi. Ama, realize etmek vakit istiyor. Vakit, bu durumda da nakit ve o nakdi kaldırabilecek durumda değiliz. Mecburen tatile çıkıyoruz.</p>
<p>Laf aramızda, bu mecburiyetten şikâyetçi sayılmayız. Tatil, öyle ya da böyle, tatil. Bir teneffüsü çok özlemiştik. Yeni abonelerimiz merak etmesin, abonelik süreleri üç ay uzayacak elbette. Bu arada, tatilde boş durmayacağız: İnanması zor ama, temmuz ayında sitemiz (birdirbir.org.) yayına başlıyor. Başladığında erişebildiğimiz mecralarda duyurusunu yapacağız.  Aşağı yukarı okulların açılmasıyla birlikte, Express de bayilerde olacak.</p>
<p>Şimdi, eylülde buluşmak üzere, bayrağımızı göndere çekip türkümüzü söyleyelim; Ekşisözlük’te, “judge fudge” müstearının Express’in hüküm giymesi üzerine, “mensubu olmaktan kıvanç duyduğum yüce Türk yargısına göndermek istiyorum” dediği türküyü&#8230; ﬁiir Fazıl Hüsnü, beste Tahsin İncirci: “Deli Kuşun Öttüğü”. Ahmet Kaya yorumlamıştı, “Resitaller”de ve son albümü “Kalsın Benim Davam”da.</p>
<p>“Sen söylersin, o susar mı bel’olmaz” diyor Fazıl Hüsnü’nün “deli kuşu”. Ekşisözlük yazarı türkünün sonuna bir not düşmüş: “Siz söyleyeceksiniz, biz susmayacağız.” Aynen klaynen. 4 Haziran’da ve sonrasında Express’e destek veren herkese bin selâm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet tellalı TARAF emekçiyi sömürüyor</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 13:22:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[evrim kepenek]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvencesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Taraf Gazetesi&#8217;nde &#8220;stajyer&#8221; konumunda bir sene çalıştırılan ve ardından seni kadroya almıyoruz denilerek ilişiği kesilen Evrim Kepenek&#8217;in gazeteye açtığı tazminat davasının ikincisi yarın saat 11&#8242;de, Kadıköy&#8217;deki iş mahkemesinde gerçekleşecek. (basın bülteninden) Klasik hikayeler ne yazık ki bunlar&#8230; Ne hak ve hukuk taraftarı olmak, ne meselelere soldan bakıyor olmak, birilerinin hakkını çiğnemeye engel olmuyor bu ülkede. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://picasaweb.google.com/lh/photo/uWg_2JYgzXaZmx_WXC-FCQ?feat=directlink"><img class="alignright size-medium wp-image-265" title="Evrim Kepenek basın açıklaması" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/Picture-1-198x300.png" alt="Evrim Kepenek basın açıklamsı" width="198" height="300" /></a>Taraf Gazetesi&#8217;nde &#8220;stajyer&#8221; konumunda bir sene çalıştırılan ve ardından seni kadroya almıyoruz denilerek ilişiği kesilen Evrim Kepenek&#8217;in gazeteye açtığı tazminat davasının ikincisi yarın saat 11&#8242;de, Kadıköy&#8217;deki iş mahkemesinde gerçekleşecek. (basın bülteninden)</p>
<p>Klasik hikayeler ne yazık ki bunlar&#8230; Ne hak ve hukuk taraftarı olmak, ne meselelere soldan bakıyor olmak, birilerinin hakkını çiğnemeye engel olmuyor bu ülkede. Taraf&#8217;ın sicili pek iyi sayılmaz zaten&#8230; Daha önce Ahmet Şık atılmış ve gazete yönetimi bunu &#8220;bir mücadele veriyoruz, arada böyle şeyler yaşanır&#8221; diye geçiştirmişti. Ankara bürosuyla yönetim arasındaki gerginlik kendine çok daha geniş yer bulmuştu&#8230; (<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16893568" target="_blank">ekşisözlük&#8217;ten bir express alıntısı</a>)</p>
<p>Bu davayı takip etmek lazım&#8230; Bu hikayeyi yaygınlaştırarak başlayalım&#8230; Bunun için Picasa&#8217;daki <a href="http://picasaweb.google.com/108330664391035216645/EvrimKepenekBasNAcKlamas" target="_blank">fotoğrafları</a> özgürce kullanabileceğinizi hatırlatmak isterim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Express 111. sayı kitapçı ve posta kutularında</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-111-sayi-kitapci-ve-posta-kutularinda/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-111-sayi-kitapci-ve-posta-kutularinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 08:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[dersim'in kayıp kızları]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[mersin]]></category>
		<category><![CDATA[muğla]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[son mevsim: şavaklar]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[van]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=248</guid>
		<description><![CDATA[Yeni sayısı kitapçılara dağıldı, yine geç yazıyorum. Bolca direniş öyküsü var&#8230; TÜBİTAK&#8217;tan, İstanbul&#8217;daki itfaiyecilerden, Mersin&#8217;den işçi öyküleri naklediliyor. Muğla’da meydana gelen faşist saldırı ve sonrasında yaşananlar, mağdurların, tanıkların sözlerinden derleniyor. Van&#8217;a uzanıp Türkiye&#8217;de mülteci olmak üzerine yaşananlara tanık olmanın yanında Kıbrıs&#8217;taki atmosfer geçen sayıdan devam ediyor. Ağır Çekim &#8220;iki film birden&#8221; diyor bu kez: “Son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/picture-1.png"><img class="alignright size-medium wp-image-249" title="picture-1" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/picture-1-216x300.png" alt="Express Sayı 111" width="216" height="300" /></a>Yeni sayısı kitapçılara dağıldı, yine geç yazıyorum. Bolca direniş öyküsü var&#8230; TÜBİTAK&#8217;tan, İstanbul&#8217;daki itfaiyecilerden, Mersin&#8217;den işçi öyküleri naklediliyor. Muğla’da meydana gelen faşist saldırı ve sonrasında yaşananlar, mağdurların, tanıkların sözlerinden derleniyor.</p>
<p>Van&#8217;a uzanıp Türkiye&#8217;de mülteci olmak üzerine yaşananlara tanık olmanın yanında Kıbrıs&#8217;taki atmosfer geçen sayıdan devam ediyor.</p>
<p>Ağır Çekim &#8220;iki film birden&#8221; diyor bu kez: “Son Mevsim:Şavaklar” “Dersim’in Kayıp Kızları” filmleri enine boyuna&#8230;</p>
<p>Sabit odaklar her zamanki gibi, Manzara, Şehir Hatları, Mavi Daktilo, Radyo Express, Kıraat &amp; Dumanı Üstünde, Radyo Brecht, Meşin Yuvarlak, Müzik Dolabı ve Kılavuz yerli yerinde&#8230;</p>
<p>Abone olmak için <a href="mailto:expressroll@gmail.com">expressroll@gmail.com</a> adresine yazabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-111-sayi-kitapci-ve-posta-kutularinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Express 110. sayı yetmedi Bir+Bir 3. sayı da çıktı&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-110-birbir-3/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-110-birbir-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 20:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[alex ferguson]]></category>
		<category><![CDATA[arsene wenger]]></category>
		<category><![CDATA[arthur h]]></category>
		<category><![CDATA[aynur]]></category>
		<category><![CDATA[cemal kafadar]]></category>
		<category><![CDATA[chantal mouffe]]></category>
		<category><![CDATA[engin günaydın]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[michel marian]]></category>
		<category><![CDATA[romeyika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Express Dergisi Sayı:110 (1 Mayıs &#8211; 15 Mayıs 2010) CHANTAL MOUFFE’UN PERSPEKTİFİYLE AKP Yeni dostlar, yeni düﬂmanlar KIBRIS’TA HAVA DURUMU Türkiyelilerin bilmedikleri RANT AÇILIMI FUTBOLDA DA TAM GAZ Üç büyüklerden ofsayt goller ESKİ PONTUS VE “ROMEYİKA’NIN TÜRKÜSÜ” Kaybolan dilin peﬂinde BİR+BİR, Mayıs 2010, Sayı 03 A’DAN Z’YE ENGİN GÜNAYDIN Zihin trafiği ALEX FERGUSON VE ARSENE [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=31054389&amp;o=all&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=229362079280&amp;aid=-1&amp;id=1558828223#!/photo.php?pid=31054389&amp;o=all&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=229362079280&amp;aid=-1&amp;id=1558828223&amp;fbid=1423248872091"><img class="alignnone size-medium wp-image-244" title="Bir+Bir 3. sayı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/32260_1423248872091_1558828223_31054389_6927954_n-215x300.jpg" alt="Bir+Bir 3. sayı kapağı" width="215" height="300" /></a><a href="http://www.facebook.com/#!/photo.php?pid=31036892&amp;o=all&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=20462823410&amp;aid=-1&amp;id=1558828223"><img class="alignnone size-medium wp-image-245" title="Express 110. sayı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/28865_1413872117678_1558828223_31036892_501314_n-215x300.jpg" alt="Express 110. sayı kapağı" width="215" height="300" /></a></p>
<div id="photoborder"><a id="myphotolink" href="http://www.facebook.com/photo.php?op=1&amp;view=all&amp;subj=20462823410&amp;aid=-1&amp;pid=30998192&amp;id=1558828223&amp;oid=20462823410"><br />
</a></div>
<div id="photocaption_parent">
<div>
<div>Express  Dergisi Sayı:110 (1 Mayıs &#8211; 15  Mayıs 2010)</p>
<p>CHANTAL MOUFFE’UN PERSPEKTİFİYLE AKP<br />
Yeni dostlar,  yeni düﬂmanlar</p>
<p>KIBRIS’TA HAVA DURUMU<br />
Türkiyelilerin  bilmedikleri</p>
<p>RANT AÇILIMI FUTBOLDA DA TAM GAZ<br />
Üç büyüklerden  ofsayt goller</p>
<p>ESKİ PONTUS VE “ROMEYİKA’NIN TÜRKÜSÜ”<br />
Kaybolan  dilin peﬂinde</p></div>
</div>
<div></div>
<div>
<div id="photocaption_parent">
<div>
<div>BİR+BİR, Mayıs 2010, Sayı 03</p>
<p>A’DAN  Z’YE ENGİN GÜNAYDIN<br />
Zihin trafiği</p>
<p>ALEX FERGUSON VE ARSENE  WENGER’İN<br />
Siyaset karnesi</p>
<p>İSTANBUL’DAN ARTHUR H GEÇTİ<br />
Başıbozuk  kozmonot</p>
<p>AYNUR’LA YENİ ALBÜMÜ ÜZERİNE<br />
Hepimiz Rewend’iz</p>
<p>CEMAL  KAFADAR’LA ŞARKILI TARİH<br />
Gecenin fethi</p>
<p>MICHEL MARIAN’LA  “ERMENİ TABUSU” ÜZERİNE<br />
Erzurumlu Hripsime ve torunları</p></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/express-110-birbir-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YILGI VE KILGI</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/yilgi-ve-kilgi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/yilgi-ve-kilgi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 13:07:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[cihan tugal]]></category>
		<category><![CDATA[pasif devrim]]></category>
		<category><![CDATA[reha erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Wiki Leaks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=238</guid>
		<description><![CDATA[Express dergisi 109. sayı bayilerde ve kitabevlerinde.. Meram&#8217;ı okumak, düşünmek, paylaşmak şart&#8230; Hatırlatalım, bu sayıda Cihan Tugal ile AKP&#8217;nin &#8220;pasif devrim&#8221;i incelenmeye devam ediliyor, Bilgi Üniversitesi&#8217;ndeki sendikalaşmaya mercek tutuluyor, Reha Erdem&#8217;in &#8220;kozmos&#8221;una bir göz atılırken Kırgızistan, Irak&#8217;la Radyo Express ihmal edilmiyor. Kıraat, Müzik Dolabı, Emek Yıkılıyor hadisesini de içeren Manzara, Şehir Hatları hep&#8230; Bunca ağır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/04/n20462823410_5460.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-239" title="Express kapak" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/04/n20462823410_5460.jpg" alt="" width="200" height="278" /></a>Express dergisi 109. sayı bayilerde ve kitabevlerinde.. Meram&#8217;ı okumak, düşünmek, paylaşmak şart&#8230; Hatırlatalım, bu sayıda Cihan Tugal ile AKP&#8217;nin &#8220;pasif devrim&#8221;i incelenmeye devam ediliyor, Bilgi Üniversitesi&#8217;ndeki sendikalaşmaya mercek tutuluyor, Reha Erdem&#8217;in &#8220;kozmos&#8221;una bir göz atılırken Kırgızistan, Irak&#8217;la Radyo Express ihmal edilmiyor. Kıraat, Müzik Dolabı, Emek Yıkılıyor hadisesini de içeren Manzara, Şehir Hatları hep&#8230;</div>
<div><span id="more-238"></span><br />
Bunca ağır meselenin ortasında, müsaadenizle bu Meram’ı  Express’in dertlerine ayıralım. Zira, bıçağın kemiğe dayandığı  noktadayız. Bıçağın adı Doğan Dağıtım namındaki dağıtım tekeli.<br />
Doğan  Dağıtım’ın geçtiğimiz yıl içinde, başta Virgül olmak üzere, birçok  derginin kapanmasına, birçoğunun da bayilerden çekilmesine sebep olan  zorbalığı bizi de yıldırdı.<br />
Söz konusu zorbalık ﬂu (başka  zorbalıkları da var, ama onlar şimdi konu dışı): Etiket fiyatının  –Express’in durumunda 5 lira– yaklaş›k dörtte birini “komisyon” olarak  almaları yetmiyor, ona ilaveten sayı başına da 3 bin lira “dağıtım  bedeli” ödememiz gerekiyor.<br />
Zaten belimizi büken kâğıt ve baskı  maliyetine bir de bu “Deli Dumrul vergisi” eklenince, gemiyi su üstünde  tutmak binbir cambazlık gerektiriyor. Ali’nin külâhını Veli’ye,  Veli’ninkini Ali’ye, biriken borçları ödemek için banka kredisi, banka  kredisinin taksitlerini ödemek için yeniden borç, hülâsa taşıma suyla  değirmen ya da eski hesap makinelerinin markasıyla söylersek, “Facit  daire”&#8230;<br />
Doğan Dağıtım bıçağının kemiğe dayandığı bu noktada, içine  kısıldığımız döngüyü kırabilmek için bulabildiğimiz çare şu: Doğan  Dağıtım’ın ağından çıkmak. Yani, bayilerden çekilmek; varlığımızı,  ulaşılabilirliğimizi kitapçılarla sınırlamak.<br />
Dolayısıyla,  önümüzdeki sayıdan itibaren, üç büyük şehirde belli başlı kitapçılarda  ve muhtemelen D&amp;R’larda (muhtemelen diyoruz, çünkü malûm, onlar da  bir Doğan kuruluşu) bulunabileceğiz. Diğer şehirlerde ise tek bir  adresimiz olacak. O adresleri önümüzdeki günlerde çeşitli kanallardan  duyurmaya çalışacağız.<br />
Aslında, Express’i gazete bayilerinden  alanlar ve özellikle üç büyük şehir dışında oturanlar için iedal çözüm  abonelik. Evet, abonelik birçoğumuzun üşendiği bir “kılgı”.Ve fakat yeni  teknolojiler sayesinde eskiden olduğu kadar kıl bir mevzu değil.  Neticede bir e-mail’e (expressroll@gmail.com) ve bir havaleye bakıyor.  Cepten çıkacak meblağ aynı, tek farkı topluca. Ama o da at değil, deve  değil. Altı ay için, yuvarlak hesap 60 lira.<br />
Demin şaka yollu  kullandığımız “kılgı”, çok sevdiğimiz bir kavramın, “praxis”in karşılığı  aslında. “Kılmak”tan türetilmiş bir kelime, “varkılmak”tan,  “varetmek”ten. Express ilk çıktığı günden bugüne o anlamda bir kılgı.  Neyin kılgısı olduğunu burada uzun uzun anlatmaya lüzum yok, kavram  kendini izah ediyor zaten. Ayrıca, 109 sayılık (haftalık dönemiyle  birlikte, 263) “praxis” de ortada. Bunca yıldır sürdüğüne göre,  sürdürülebilir bir kılgı olduğu da hepimizin malûmu.<br />
Gelgelelim,  cefasını paylaşmak gerekiyor. Okurların payına düşen, biraz yol yapmak,  arayıp sormak, ezcümle nefes sarfetmek. Arzu varsa lafı bile olmaz. Arzu  yoksa, sağlık olsun, kılgının bu kadarı bile mucize kabilinden. Eski  sloganımızdır: Ne kadar nefes, o kadar Express&#8230;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/yilgi-ve-kilgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E-kitap dosyası</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/e-kitap-dosyasi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/e-kitap-dosyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 16:23:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[altkitap]]></category>
		<category><![CDATA[amazon]]></category>
		<category><![CDATA[drm]]></category>
		<category><![CDATA[e-book]]></category>
		<category><![CDATA[e-kitap]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[iPad]]></category>
		<category><![CDATA[kalem ajans]]></category>
		<category><![CDATA[kindle]]></category>
		<category><![CDATA[korsan]]></category>
		<category><![CDATA[metis]]></category>
		<category><![CDATA[müge gürsoy sökmen]]></category>
		<category><![CDATA[murat gülsoy]]></category>
		<category><![CDATA[nermin mollaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ursula k. leguin]]></category>
		<category><![CDATA[yayıncılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[Express&#8217;in 105 (15 Şubat 2010) ve 106. (01 Mart 2010) sayılarında yayınlanan iki yazı birden&#8230;. Korsan sözcüğünün kültür endüstrisiyle bir arada kullanımı Türkiye&#8217;de ”korsan kitap” tamlamasıyla popüler oldu. Büyük olasılıkla film ve müziğin aksine ortaya çıkan ürünü, başka bir ürüne gerek duymadan tüketebilme şansı korsanın ilk olarak kitaplarla yaygınlaşmasının nedeni. Satın alındığı anda kullanılabilen, korsan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Express&#8217;in 105 (15 Şubat 2010) ve 106. (01 Mart 2010) sayılarında yayınlanan iki yazı birden&#8230;.</p></blockquote>
<p>Korsan sözcüğünün kültür endüstrisiyle bir arada kullanımı Türkiye&#8217;de ”korsan kitap” tamlamasıyla popüler oldu. Büyük olasılıkla film ve müziğin aksine ortaya çıkan ürünü, başka bir ürüne gerek duymadan tüketebilme şansı korsanın ilk olarak kitaplarla yaygınlaşmasının nedeni. Satın alındığı anda kullanılabilen, korsan alındığında yarı yarıya ucuza bulunabilen kitaplar, özellikle çok satanlar söz konusu olduğunda sokaktaki insana cazip geldi ve yaygınlaştı. 90&#8242;lı yılların ortalarında, ana caddeler zabıta gördüğünde iki yanındaki ipleri kavradığı gibi bohça haline getirerek kaçan halleriyle işportacı olduklarını hatırlatan korsan kitapçılarla doldu. Sonra ilk korsan karşıtı kampanyalarla tanıştık. Yayınevleri, ünlü yazarlar, çevirmenler kamuoyunu bilgilendirmeye başladılar. Yasal düzenlemeler, belediyelerin işbirliği derken büyük şehirlerde işporta korsan satıcılar oldukça görünmez oldu. Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celal&#8217;e <a title="http://www.metincelal.com/turkce/okudugumkitaplar/turkiyeokuyor.htm" href="http://www.metincelal.com/turkce/okudugumkitaplar/turkiyeokuyor.htm" target="_blank">göre</a> hala her on kitaptan dördü korsan olarak basılıyor. Ancak korsan yayıncılık sadece işporta tezgahlarındaki çok satan kitaplardan ibaret değildi. İşin ders kitapları, test kitapları, yayınevleri tarafından korsan basılan kitaplar gibi birçok yönü daha var ve birkaç şehirdeki işportacıların yok oluşu, korsanı sadece vitrinden indirdi gibi görünüyor.</p>
<p><span id="more-171"></span>2000&#8242;li yıllara girerken, popüler edebiyat okurlarını yayınevlerinin orjinal baskılarıyla barıştıran unsurların başında internet kitapçıları yer aldı. Korsanla mücadele için kitapların satış fiyatlarını düşürmek zorunda kalan yayınevleri, bir yandan masraflarının artışıyla baş etmeye çalışırken daha az aracıyla çalışarak karlarını koruyabilen ama satış fiyatlarını düşüren bu alternatifle canlanma yaşadılar. 29 Eylül 2004 tarihli Radikal gazetesinde ikincisini düzenledikleri sanal kitap fuarı hakkında bilgi veren idefix Genel Müdürü Deniz Karabacak&#8217;ın <a title="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=129466" href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=129466" target="_blank">açıklamalarından</a> bu özet anlaşılıyor.</p>
<p>Baskı sayısı çok özel kitaplar dışında bin ya da iki bin olarak telaffuz edilen, e-kitap satışının henüz yok denecek düzeyde olduğu Türkiye&#8217;de gelişmeler daha yavaş ve dijital olanakların sektörde değiştirdikleri henüz bu ölçüde. Oysa dünya, yeni bir tekelleşme, dev kapitalist kurumlar arası çatışma, baştan aşağı değişen sektör tasvirlerine sahne oluyor. Yayıncılık ve kitap sektörü Apple iPad&#8217;i tanıttığından beri yeniden en çok tartışılan konulardan biri olmaya başladı.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda iPod ile yaşananlardan, önümüzdeki günlerde yaşanabilecekler tahmin edilebilir. iPod&#8217;lara içerik sağlamak amacıyla iTunes adlı bir elektronik dükkanı da eşzamanlı olarak duyuran Apple, kısa süre içinde sadece taşınabilir müzik çalarları pazarını işgal etmekle kalmayıp, içerik sağlayıcılar pazarında da başa oynamayı başarmıştı. Rakamlar bugün Amerika pazarında hakim pozisyonun artık elektronik içerik sağlayıcılar olduğunu gösteriyor. iTunes tek başına ülkenin en yaygın mağazalar zincirinde satılan tüm müzik CD&#8217;lerinden daha çok albüm satışı yaparken, müzik endüstrisi ve piyasasının kurallarını da zorlamaya başladı. Şimdi benzeri bir etkinin kitap sektöründe, ama özellikle elektronik kitap sektöründe yaşanmaya başladığı söylenebilir. Başlıca aktörlerden biri bu alanda dünya çapında tekel hale gelmiş olan Amazon. Sadece basılı kitapları dünya çapında kargo ile ulaştırarak satmanın dışında, e-kitap pazarının da Kindle adlı kendi ürününe içerik sağlayarak hakimi pozisyonunda.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 410px"><img class=" " title="iPad böyle mi olacaktı?" src="http://farm3.static.flickr.com/2629/3900417672_923d37f857_b.jpg" alt="iPad böyle mi olacaktı?" width="400" height="225" /><p class="wp-caption-text">w3bdesign &#39;dan &quot;iPad maketi&quot;</p></div>
<p>Ocak ayı sonunda iPad&#8217;in piyasaya sürülmesinden birkaç gün sonra Amazon bir açıklama yaparak, aracı firmalar haricinde Macmillan yayınlarının tüm kağıt ve elektronik kopyalarını raflarından kaldırdığını duyurdu. Yaşanan tartışmalara bakılırsa işin özünde fiyat politikası anlaşmazlığı en büyük sorun. Amazon tüm yayıncıları $9.99&#8242;lık bir tavan fiyata uymaya mecbur tutarken, Apple yeni ürünü için içerik sağlayacak olan iBook sisteminde yayıncıları serbest bırakmayı tercih ediyor. Macmillan da tüm içerik sağlayıcılarda istediği fiyatla satış yapabilmek istediğini söylüyor. Amazon&#8217;un e-kitap anlaşması sadece fiyat politikası açısından bağlayıcı değil. Öne sürülen bir diğer şart da, yayınevinin e-kitap satışlarında Kindle platformunu tek başına tercih etmesi. Yani bir yayınevi e-kitaplarını Amazon üzerinden satmayı kabul ederse, o kitaplar Apple iPad kullananlar tarafından okunamayacak. Okurların etkilenmeye başladığı ilk nokta bu gibi görünüyor. Yani ellerinde içi sanal olarak doldurulan elektronik kitap olmasını tercih edenler, ne okuyacaklarına, bağlandıkları marka doğrultusunda karar vermek zorunda bırakılacaklar.</p>
<p>İşin başka bir boyutu da, müzik cephesinden öğrendiklerimiz ışığında açığa çıkıyor. Tartışmanın en önüne fiyat politikaları konarak bir anlamda taraftar yaratmaya başlayan şirketler, yayınevleriyle ilişkilerini de rekabet üzerinden tanımlıyor. Deniz Karabacak&#8217;ın açıklamasından hatırlayarak devam edersek; yayınevlerinden kitapları ne kadar ucuza alacakları konusunda da bir rekabet var. Bu durum şimdilik yayınevleri lehine. Pazarın tek hakimi pozisyonundaki Amazon bugüne dek yayınevlerinden %70 indirimli alımlar ile düşük fiyat politikaları sürdürüyordu. Apple ile rekabet ilk günden bu indirimin %30&#8242;a çıkarılmasını sağladı. Yani yayınevleri artık e-kitap sağlarken daha az indirim yapacaklar. Bu yayınevlerinin ne kadar işine yarayacak sorusunun yanıtı için yazar <a title="http://www.antipope.org/charlie/blog-static/2010/01/amazon-macmillan-an-outsiders.html" href="http://www.antipope.org/charlie/blog-static/2010/01/amazon-macmillan-an-outsiders.html" target="_blank">Charles Stross</a>&#8216;a bağlanalım:</p>
<p>Gelenesek yöntem: yazar -&gt; yayıncı -&gt; dağıtımcı -&gt; kitabevi -&gt; okur biçiminde işliyordu. Ve İnternet geldi. En büyük etkisi, aracıları çok olan işleyişleri küçültüvermek olan bir mecra. Amazon, kitap satın alanlar için bir kitabevi olarak algılandı. Yayıncılar da onu bir dağıtım şirketi olarak gördüler. Amazon vardığı noktada yayıncıları lisanslayan birer merci haline getirmeye çalışıyor ve başarılı olursa yayınevleri artık düzelti yapan birer reklam ajansı olmak dışında işe yaramayacaklar. Apple ise, yazar -&gt; yayıncı -&gt; dağıtımcı -&gt; okuyucu zincirini kurmaya dayalı bir politika öneriyor.&#8221; (31 Ocak&#8217;ta kendi blogundan)</p>
<p>Yayıncıların Amazon yerine Apple&#8217;ı tercih etmeleri bu bakış açısından bakıldığında manidar. Yayıncılığın işleyişine yine yayınevlerinin yön verdiği bir sistem, mevcut aktörlerin en az rahatsız olacağı tercih olmalı. Ancak bu azalan indirimlerle somutlaşan değişimden nasıl etkileneceğini merakla bekleyen okuyucular açısından tam da böyle yaşanmıyor. Şimdiden Amazon taraftarı Kindle kullanıcısı okurlar, Macmillan&#8217;ı açgözlülükle suçlayarak daha ucuza kitap okuyabilmeyi talep ediyorlar. Bazı itirazlar işi müzik piyasasıyla birlikte nasıl yorumlamak gerektiğini de hatırlatır nitelikte.</p>
<p>Müzik yapımında artık kişisel bilgisayarların da çok yüksek kalite sunabilmeye başlaması, çok düşük maliyetlerle kurulan ev stüdyolarında yapılan işlerin olgunluğu, yapımcıları çoktan reklamcı düzeyinde algılanan aktörlere çevirmişti. iTunes ilk günden beri sadece büyük plak şirketleri tarafından dağıtılan albümlerin satışı için değil, kendi müziğini aracı olmadan piyasaya sunmak isteyen müzisyenlerin de kullandığı bir platform olarak kullanılmaya başlandı. Bu durum, özellikle ticari bir başarı vaat etmediği için stüdyolar tarafından kabul görmeyen müzik türleri, içerikleri nedeniyle dışlanan müzisyenler için yepyeni fırsatlar yarattı. Elbette bir müzik prodüktörünün tek işinin stüdyo kiralamak, teknik ekip kurmak olmadığını, tarihe geçen prodüktörlerin, müzisyenlerin hayatlarını ve müziklerini nasıl değiştirdiğine dair hikayelerle hatırlamak mümkün. Örnekler hep olumlu değil, olumsuzlarıysa genellikle hiç öğrenemiyoruz. Bu değişimin kitap dünyasında da etkileri baştan beri var oldu. Amazon da kendi kendisinin yayıncısı olan birçok yazara ev sahipliği yapıyor. Yazdıklarını İnternet üzerinden serbestçe paylaşan birçok yazara da rastlamak mümkün. Bu paralellikler üzerinden, mevcut tartışma boyunca yayıncıları aracı olarak gören ve artık sonlarının geldiğine inanan yorumlar da yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.</p>
<p>Bu gelişmeler önemli sorular doğuruyor. &#8220;Yayıncı/yapımcı gerçekten bir aracı mıdır? Vazgeçilebilir mi?&#8221; gibi sorular, ne yazık ki hakkıyla yanıt arama olanağı bulamadan, &#8220;piyasa koşullarının&#8221; vereceği yanıta razı olacak gibi görünüyor. Yarın uyandığımızda yayınevlerinin yerini birkaç bilişim devi almış, ne okuyacağımıza karar verenlerin sayısı gerçekten de tek haneli rakamlarla anılır hale gelmiş olduğunda bunun dijital bir özgürlük olmadığını anlayabiliriz, ama o saatten sonra ne yapılabilir ve daha da önemlisi şimdi ne yapabiliriz?</p>
<p>Kitapların İnternet macerasında kritik bir olay da Google cephesinde yaşanıyor. 2006 yılı baharında Google yeni bir servisi hizmete açtığını duyurarak artık sadece İnternet üzerinde değil, kitaplar içinde de arama yapma olanağı sunduğunu açıklamıştı. Geçen süre içinde taranarak Google&#8217;ın arşivine eklenen birçok kitap da, birer İnternet sayfası gibi içerik aramasına tabi tutulabiliyordu.</p>
<p>Hala books.google.com adresinde yapılan aramalarla, aranan sözcükler, cümleler bir kitapta geçiyorsa, kitabın o sayfası okunabiliyor. Kitapla ilgili daha çok fikir vermesi açısından rastgele seçilen birkaç sayfa daha okunduktan sonra, kullanıcılar kitabı satın ya da ödünç almak üzere elektronik satış adreslerine ya da kütüphanelere yönlendiriliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda bu serviste kullanılmak üzere taranarak dijital hale getirilen kitapların haklarını koruduğu iddiasıyla Amerika&#8217;da kurulu The Authors Guild (8000&#8242;den fazla yazarın üye olduğu bir meslek birliği) Google&#8217;a dava açtı. Birlik, davanın ilerleyen safhalarında &#8220;kitapların tamamen kontrolsüz biçimde İnternet üzerinde dolaşmasını engellemek üzere&#8221; tüm kitapların Google tarafından kontrol edilmesini sağlayan bir anlaşmaya imza attı.</p>
<p>Bu anlaşmaya göre Google telif hakkını ödediği kitapların elektronik kopyalarını tam eser olarak dağıtma yetkisi kazanacak. Sistemin şu anda işlediği haliyle, telif süresi dolarak kamuya mal olan tüm eserleri ücretsiz olarak indirmek mümkün. Yani aranan cümle bir Shakespeare dizesi çıkarsa, oyunu/şiiri .PDF olarak ve bir ücret ödemeden bilgisayarınıza indirebileceğiniz bir altyapı çalışıyor. Google anlaşma sonucu telif haklarına sahip olduğu tüm kitapları bu şekilde sunmayı planlarken, anlaşmaya yazarlar cephesinden ilk sert tepki Ursula K. LeGuin&#8217;den <a title="http://blog.bookviewcafe.com/2010/01/07/le-guin-on-the-google-settlement/" href="http://blog.bookviewcafe.com/2010/01/07/le-guin-on-the-google-settlement/" target="_blank">geldi</a>.</p>
<blockquote><p>&#8220;Authors Guild ilgililerine:</p>
<p>1972 yılından beri Authors Guild üyesiyim.</p>
<p>Bu otuzyedi yıl boyunca kıtanın öteki yanında yaşayan üyelerce düzenlenen herhangi bir etkinliğe, partiye, toplantıya katılamadım. Kendini yönetimde de gösteren coğrafi bir ayrımcılığın doğal sonucuyla dışlandım. Hep doğulular. Yine de bu sızlanma, birliğin yazar haklarını korumak için gösterdiği çabalara duyduğum minnetin yanında öyle önemsizdi ki, hep aidatlarımı ödedim ve buna değdiğini düşündüm.</p>
<p>Ve şimdi, bizi sattınız.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 250px"><a href="http://www.flickr.com/photos/timberland/"><img title="Ursula K. LeGuin" src="http://farm4.static.flickr.com/3078/3149071832_7222a4435e_m.jpg" alt="Ursula K. LeGuin" width="240" height="160" /></a><p class="wp-caption-text">Ursula K. LeGuin &quot;Yerdeniz Büyücüsü&quot; ile ilgili bir konuşmanın ardından imza verirken</p></div>
<p>&#8220;Google anlaşması&#8221; taraftarı ve aleyhtarı argümanları burada tekrarlamayacağım. Şeytanla anlaşmaya karar verdiniz ve nedenlerinizi sıraladınız. Keşke hak verebilseydim, ama veremem. Telif meselelerinin çok üzerinde ilkeler söz konusu, ki siz bu ilkeleri bir şirkete, onların kurallarıyla vermeye razı geliyorsunuz. Hem de hiç direnmeden.</p>
<p>Ben de, sessiz ama sadık bir üye olmaktan vazgeçiyor ve istifa ediyorum. Her ikisi de &#8220;Google anlaşmasına&#8221; karşı olan Ulusal Yazarlar Sendikası (National Writers Union) ve Amerikalı Bilim Kurgu ve Fantezi Yazarları (Science Fiction and Fantasy Writers of America) üyeliklerim devam ediyor. Sizin kadar etkin ve büyük değiller, ama olaylara yaklaşımları daha anlaşılır ve daha cesurlar.&#8221;</p>
<p>LeGuin, bu mektupla istifasını duyurduktan sonra birçok bilim kurgu ve fantastik edebiyat yazarıyla birlikte bu anlaşmaya karşı çalışmayı sürdürdü. LeGuin&#8217;in andığı sendika ve bilim kurgu ve fantezi yazarları birliğinin davalarında The Authors Guild&#8217;in boşluğunu Open Books Alliance adlı platform dolduruyor. Davayı kamuoyuna duyuran, itirazlarını mahkemeye taşıyan platform, Google&#8217;ın söz konusu anlaşmayla birdenbire tüm kitapların elektronik dünyadaki sahibi haline geleceğini iddia ederek cepheye katıldı. Geçtiğimiz haftalarda Amerikan Adalet Bakanlığı davaya müdahele ederek Google&#8217;ın, bir örgütle anlaşarak topluca telif haklarını üzerine pazarlık edemeyeceğini, telif haklarının eser yaratıcılarını koruyan unsurlarının bu yaklaşımdan olumsuz etkileyeceğini düşündüklerini belirtti.</p></blockquote>
<p>Elbette Google telif haklarını aldıktan sonra e-kitap sattığı bir yol seçebilir. Bu noktada LeGuin&#8217;in &#8220;haklarımız bir şirketin insafına bırakılamaz&#8221; isyanı anlaşılır bir kaygıyı dillendiriyor. Öte yandan bu gelişmeye karşı çıkan Open Books Alliance üyelerinin ikisi Amazon ve Microsoft olunca e-kitap savaşlarının boyutları daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;den durumun nasıl göründüğüne dair daha iyi fikir edinmek için üç farklı ismin söylediklerine bakalım biraz da:</p>
<p><em>İlk isim, Metis Yayınları&#8217;ndan Müge Gürsoy Sökmen</em></p>
<p><strong>E-kitap dünyasında Amazon ve Apple arasındaki tartışmaya bakarsak, asıl mesele imtiyaz haklarında gibi görünüyor. Her dağıtımcı, yayınevlerinin içeriğine tek başına sahip olmak istiyor. Bu bir yayınevi için ne demek?</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de de durum buna benziyor ve buna risk olarak bakıyoruz. Bu yayınevi için avantajlı olabilir, ama yazar açısından bakarsak? Yazarıma &#8220;kusura bakma, kitabın sadece şu kanaldan satılacak&#8221; diyebilir miyim? Bu yüzden sakıncalı görüyor ve yurtdışına bir kitabın haklarını satarken, o yayıncı aynı özeni göstermeden hakları verebilir korkusuyla e-kitap haklarını doğrudan vermiyoruz. E-kitap bölümünü iptal ederek  imzalıyor, onun yerine &#8220;e-haklar öncelikle çeviriyi yapan bu yayıneviyle tartışılacaktır&#8221; diye bir olanak sunuyoruz. Bu bir hak, çünkü çeviri bir zahmet, bir yatırımdır.</p>
<div id="attachment_181" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/mugeDefne092.jpg"><img class="size-medium wp-image-181" title="Müge Gürsoy Sökmen" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/mugeDefne092-300x225.jpg" alt="Müge Gürsoy Sökmen" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Damla Sökmen&#39;in objektifinden Müge Gürsoy Sökmen</p></div>
<p>Türkiye&#8217;de de bunu hala düşünüyor ve tartışıyoruz aramızda. Sadece bir yere verilen hak, geri dönüşsüz bir hak devri olur. Düşünebiliyor musunuz, sadece Bayezid kütüphanesinde bulunabiliyor Murathan Mungan&#8217;ın kitapları. Böyle bir şey yapabilir misiniz? Tabii ki çıkarlarım var. Yayıncı sonuçta kamu işletmesi değil, piyasada yaşamak, kendini döndürmek zorunda. Benim için avantajlı şeylere yanaşabilirim, ama bundan ibaret değil durum. Yazar bana haklarını teslim ettiğinde benim başka sorumluluklarım da var. Onu bir yere kısıtlayamam.</p>
<p>Henüz gelişmeleri tam olarak anlayamıyoruz da. Mesela Kindle&#8217;da okunabilen bir kitap, başka bir okuyucuda da okunabiliyor mu, anladığım kadarıyla okunamıyor. Bu formatlama çok ciddi bir mesele. Bu yüzden birbiriyle konuşabilen sistemler olmasını zorlamak gerekiyor. Ben bir kitabı bastığım zaman Türkçe okunan her yerde görünebilir kılmakla yükümlü sayıyorum kendimi. Yurtdışında da buna dikkat ediyoruz. İngiltere&#8217;de bir yayıncı, Amerika&#8217;da ayrı bir dağıtım yapmıyorsa bunu ayrıca çözerek Amerika&#8217;da da dağıtılmasını sağlamanın yollarını arıyoruz. E-kitap dünyasında şu anda böyle bir şey yok galiba.</p>
<p><strong>Evet, şu anda Amazon&#8217;un talep ettiği şartlar tek dağıtımcı olmasını zorunlu kılıyor. Hatta belki de ileride kendisi bir yayıncı olarak önemli yazarlarla kendi anlaşmak istiyordur. Yayıncı olmak öyle kolay bir şey mi, ne yapar bir yayıncı?</strong></p>
<p>Yayıncı işe seçmekle başlar. Seçer, seçtiği kadar seçmedikleriyle de bir iş yapar. Sonra metin işlemekle, dağıtmakla devam eder bu iş. Bunu yürütürken iki tarafı birden gözetmek bir vazife. Bunu okunabilir, ulaşılabilir hale getirmek önemli. Kendi çıkarını düşünerek yazarı ihmal edersen, vazifenin bir bölümünü ihmal edersin. Dağıtımda çeşitlilik bu açıdan önemli. Bunu daha önce yaşadık. Metis küçük ve daha yoksul bir yayıneviyken tek bir dağıtım şirketiyle çalıştığımız bir dönem oldu. O sırada çok avantajlı göründü, bizi koruyacaklardı ama koz olarak kullandılar. Biz de hep küçük ve önemsiz kaldık. Sonunda da neredeyse batıyorduk. Hiç bir dağıtım şirketi normalde bir kitabevine küstüğünü, onlara kitap vermeyeceğini söylemez; ama illa ki arasının kötü olduğu bir kitapçı vardır. Dijital dağıtımcılar aslında en baştan zaten bazı kitabevlerine küs olduklarını da söylemiş oluyor.</p>
<p>Yayıncılığın şu andaki esprisi küçük sermaye ile yapılabilen bir iş olması. Televizyon yapımları ya da filmler gibi milyonları değil, küçücük toplulukları hedef alarak çalışan bir yapı. Dolayısıyla da farklılığa, özgünlüğe, marjinalliğe, popüler olmayana, özel ilgiye imkan tanıyan neredeyse tek şey şu anda. İnternet biraz buna yakın, çeşitlilik konusunda yayıncılıktan bin kat fazla ama bir yandan da pazar kalabalığında kayboluyor her şey. Bulmak zorlaşıyor ve hepsi imzasız. Yayıncılık bir de bu açıdan farklı kalıyor İnternet&#8217;in yanında. Yayıncının bir imzası var, arkasında durduğu bir tavır var. Hesap sorulabilir bir sorumlulukla davranıyor. Bu da koruduğu bir avantajı.</p>
<p><strong>İnternet&#8217;le ilgili bir sorun da dil baskınlığı galiba. İngilizcenin çok hakim olduğu bir alana dönüştü. Böyle bakarsak, öyle çok bir çeşitlilik de yok aslında. On-onbeş tane servis/siteden ibaret bir şeye İnternet der hale geldik. E-kitapların çok baskın olduğu bir gelecek olursa çeviri eserler bundan nasıl etkilenir?</strong></p>
<p>Kitapların elektronik olması durumunda iki şey gerçekleşebilir. Birincisi, kitaplar çevirileri bastıracak kaynak bulmadan diller arası hareket edebilir. Türkiye&#8217;den bir kitabın Almanya&#8217;da bile satılması zahmetli bir şeyken, tüm dünyada Türkçe satılması mümkün olabilir. Bu bir avantaj.</p>
<p>İkincisi, anglosakson dünyada yayınlanan hukuk, ders, gezi gibi kitaplar da dahil tüm kitapların %3&#8242;ü çeviri. Buna bakarak, hangi dehşetin geldiğini görmemek imkansız. Kendisi dünyaya katiyen bakmayan bir kültürün, dünyayı sadece kendine bakmaya zorlaması. Bu dehşet verici. Dünyanın bütün kaynaklarını çeşitli savaşlarla dünyanın üzerine atma hakkını kendinde görüyor. Bu insanlar ne yapıyor, ne düşünüyor, bana nasıl bakıyor diye düşünmüyor. Tamamen kör bir mekanizma. İngilizce artık iyice baskın, bir de sanal bile olsa bir mekanı tamamen kaplaması böyle bir sorun yaratıyor.</p>
<p><strong>E-kitapların burada bir değişiklik yapmasını hayal edebilir miyiz iyiniyetle, Türkçeden çevrilecek eserler için e-kitap isteği geliyor mu?</strong></p>
<p>Herkes e-kitap haklarını ısrarla istiyor, somut bir istek var. Çevirmen de bir eser sahibi olduğu için yazarla benzer bir duruma sahip. Yurtdışı anlaşmalarında bir maddeyi standart olarak kullanmaya başladık. Hak dönemi sona erdiğinde başka bir yayıncıya geçerken eserin çeviri hakları da dolacak şekilde anlaşma imzalanıyor. Yani bir yayınevi, yaptırdığı çevirinin haklarına sahip olduğu için çeviri hakları konusunda daha güçlü pazarlık yapamıyor.</p>
<p>Çevirmen de daha çok yazarı takip ederek başka bir yayınevine geçmek zorunda kalıyor. Yoksa çevirisi ölür. Yayınevleri eskiden iyi çeviriler yaptırarak ve çevirmeniyle ilişkilerini iyi tutarak koz elde edebiliyorlardı, artık bu pazarlık yapılamıyor. İngiltere&#8217;de çok ünlü olan bir anlayış var, tüm dünyada da yaygınlaştı. Küçük ama başarılı bir yayınevi, çok iyi bir keşif yaparak, başka bir dilden yeni bir yazar yayınladığında artık büyük bir yayınevi gelip çevirmenin haklarıyla birlikte o yazarı kendi bünyesine alabiliyor.</p>
<p><strong>Yarın Apple, &#8220;Yayıncı yazar keşfetsin, metin işlesin, tanıtım planlasın ama fiyat politikalarına, ekonomik hacme ben karar vereyim&#8221; dediği zaman kim buna karşı çıkabilecek?</strong></p>
<p>Bunun önü zaten holdingleşme mantığıyla çoktan açılmıştı. Bağımsız yayıncılığın ortadan kalkmasının sonucu diyebiliriz. Alternatif Küreselleşme İçin Yayıncılar Birliği diye bir birliğimiz var, orada biblio-diversite, kitap çeşitliliği kavramından bahsediyoruz. Bio çeşitlilik gibi bu da çok önemli ve zaten tehdit altında. Zaten sansürle, savaşlarla, şirketlerin küreselleşmesiyle tehdit altında. Türkiye ise istikrarsızlık, piyasa dalgalanması gibi nedenlerle hala yayıncı çeşitliliğine sahip. Almanya&#8217;da, İngiltere&#8217;de, Fransa&#8217;da binlerce yayıncıyla anlaşmak bile gerekmeyecek. Bir imza yetecek tüm yayıncıları kapsamaya. Ben yayıncılığa başladığımda Metis kadar bağımsız birer yayıncı olan La Découverte, Seuil gibi artık birer ray üzerindeler.</p>
<p><strong>Tartışmaya başlarken efsanevi müzik prodüktörlerinin sistemdeki yerlerini de merak ettiğimizi not etmiştik. Klasikler çıkartan caz yapımcılarının yerini mp3&#8242;le farklılaşan, özgürleşen ama dağılan müzik piyasasında birisi  dolduracak mı, bu bir ihtiyaç mı, dolmazsa kayıp mı? diye&#8230; Yayın dünyasında da bir paralellik yok mu? Birinin yetenekli olduğunu anlamak ve onu bu yaptığı işle tanıştırmak, desteklemek ve emek harcamak gerekmez mi klasikler için?</strong></p>
<p>Esprisi budur zaten, yayıncılıkta editörün yaptığı iş bu. Bunu piyasa dalgalanmasına bırakırsak özgünlüğü yaratma imkanı yok. İnternetin de tırnak içindeki demokrasisi, herkesin birbirine her açıdan eşitlendiği ve herşeyin yalan olduğuna dair bir sinizme yol açıyor. Müzik örneğiyle düşünürsek, prodüktör için mesele müziktir, satış değil. Bağımsız yayıncı için de cazibesi olan, heyecanı olan şey eserdir, satış sonra gelir. Yayıncı için önemli olan dün ciklet, bugün kitap, yarın ayakkabı değildir. Bunların hepsini birden satana tekel diyoruz zaten. Demokratik olduğu iddiasıyla seni sıfırlayan bir şeyle, rantabl olmadığın için seni sıfırlayan arasında bir tercih yapmamalıyız.</p>
<p><strong>Bir de sansür tarafı var. Üç dev şirketin izniyle konuşursak ne kadar konuşabileceğiz?</strong></p>
<p>Dakikasında satılırız. Kimse bizim için dövüşmez orası kesin. Finli iki gazetecinin çok güzel bir kitabı vardı, filmi de gösterildi galiba. Küresel şirketlerin Çin&#8217;de, Türkmenistan&#8217;da yürüttükleri faaliyetleri inceliyorlar ve &#8220;şirket yasası&#8221; falan diye sunulan ilkelerle karşılaştırıyorlar. Nokia&#8217;nın şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım diyen şirket yasasını, bir de yaptıklarını, yapılmasına göz yumduklarını görüyorsun. Herhalde onlardan bizim için dövüşmesini beklemeyeceğiz. Hiç birimiz o kadar saf değiliz.</p>
<p>Bunun için hesap verebilir bir yayıncı tanımını önemsiyorum. Yayıncı durur, hesabını verir yaptığı işin, savunur. Hem beğenir ve önerir hem de başına bir iş geldiği zaman peşinden koşar. Haklarını savunur. Kendi varlığı, yazarının, çevirmeninin varlığına bağlıdır. Sacayağı gibidir ve bunun parçası olan dağıtımcıyla, kitapçıyla çalışmak ister. 1980&#8242;den sonra bütün kitapçılar kırtasiye oldu diye kendimizi yerden yere atmıştık. Kampanyalar yaptık kitabı geri getirelim diye. Yaşasın Kitap diye vitrin sergileri yaptık. Kitap o yıllarda suç unsuru diye televizyonlarda teşhir ediliyordu ve insanlar kitap satmaktan korkuyordu. Biz en yakın müttefikimiz diye kitapçılara döndük, ki sonra onlar da bize döndü. İnternet&#8217;teki bir site zaten ikinci dakikada terlik de satmaya başlıyor. Böyle bakınca, İnternet konusunda muhafazakarım, ilişkilerimi muhafaza etmeyi önemli görüyorum çünkü.</p>
<p><strong>Yayıncılar ne yapabilir, ne konuşulabilir?</strong></p>
<p>Çok daha bilgilenmeye ihtiyacımız var. Genellikle pazarlama üzerinden konuşuluyor ama mesela format hikayesi çok önemli. Benim için bir programa dahil olduğunda başka bir yerden ulaşılamaz hale gelmesi çok tehlikeli. Başımıza ne geleceğini konuşmak için bu kararı tek başına yazarlara bırakmamamız gerekiyor. Herkes LeGuin değil. Yayıncıların da yazarlarla birlikte düşünmesi, bilgilenmesi ve ne koşullar sunmamız gerektiğini tartışmamız gerekiyor.</p>
<p>======</p>
<p><em>İkinci isim, Kalem Ajans&#8217;tan Nermin Mollaoğlu</em></p>
<p><strong>Kalem Ajans ne yapıyor tam olarak?</strong></p>
<p>Kalem Ajans bir telif hakları ajansı. Diyelim ki, Tuna Kiremitçi&#8217;nin Türkiye&#8217;deki telif hakları sözleşmelerinin düzenlenmesi, onların takibinin yapılması, basın çalışmaları, yurtdışına çeviri haklarının satılması ve takibi. Ayrıca yurtdışındaki yayınevlerini Türkiye&#8217;de temsil etmek. Özellikle ilgili olduğumuz alan İngilizce, Almanca, Fransızca gibi diller dışında kalan diller. Otuzdan fazla ülke ve dilin temsilciliğini yapmaya çalışıyoruz. Bu dillerin edebiyatlarıyla uğraşmayı seviyoruz. Çünkü onlara kendimizi anlatmaya çalışıyoruz ama onları da anlamamız gerekiyor. İsrail&#8217;in en sevilen yazarlarından birini yakın zamanda bir yayınevine önerdik ve Türkçe olarak yayınlanmasını sağladık örneğin.</p>
<p><strong>Böylece o İsrail&#8217;li yazarın Türkiye&#8217;deki temsilcisi mi olmuş oluyor Kalem Ajans?</strong></p>
<p>Kimi zaman yazar, kimi zaman yayınevi ya da bizimki gibi bir başka ajansla anlaşarak, onları temsilen hareket ediyoruz.</p>
<div id="attachment_182" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/nermin_photo.jpg"><img class="size-medium wp-image-182" title="Nermin Mollaoğlu" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/nermin_photo-200x300.jpg" alt="Nermin Mollaoğlu" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Nermin Mollaoğlu</p></div>
<p><strong>Yani aslında hakları kiminle pazarlık etmeniz gerektiği de değişiyor bir anlamda. Geçen sayıda Google ve Ursula arasındaki tartışmada &#8220;kimin haklarını kim tartışır?&#8221; sorusu ile karşılaşmıştık. Sen hangi taraftan bakıyorsun meseleye, yazarın tarafından mı?</strong></p>
<p>Ben daha çok masanın kısa kenarında, ikisinin ortasında oturmayı tercih ediyorum. Hem yazarın, hem yayıncının tarafını görebileceğim bir yerde. Özellikle Türkiye&#8217;de böyle belki, yurtdışında ajanslar, yazarla aynı yerde, hatta onun önünde oturuyor zaman zaman, ama Türkiye pazarı daha ajanslar için çok hazır değil hem de yazarlar buna hazır değil. Adil olmak için bu tarafta oturmak daha iyi. Hem de daha kazançlı. (gülüyor)</p>
<p><strong>Geçtiğimiz aylarda Müyap&#8217;ın başvurusuyla iki büyük amatör müzik sitesi last.fm ve MySpace bir süre kapatıldı. Bülent Forta&#8217;nın &#8220;şarkıların sahipleri onların bestecileri değil, plak şirketleridir&#8221; açıklaması kaldı akıllarda. Kimdir hak sahibi?</strong></p>
<p>Buna katılmak durumundayım. Kitap dünyasını düşünürsek, bir yazar sözleşmesini gelecek kitabı için de yapabiliyor. Bu şekilde söz vererek avans bir telif ücreti aldığı kitabını Facebook&#8217;ta yayınlarsa, bir yatırım yaparak, belirli bir ücret ödeyerek yazardan söz almış yayınevinin hakları ne olacak? Telif sözleşmesi yapılıyorsa şartlarına uymak gerekir. Çok kapitalist bir bakış açısı da değil bence bu. Maddi haklarla manevi hakları birbirinden ayrı düşünmek gerekir. Manevi haklar, bir eserin sahibinin kim olduğuna, başlığına, bütünlüğüne dairdir. Yaratıcısı bunlara tek başına karar verir, ama maddi haklar kısmına geldiğiniz zaman ticaretin her alandaki kuralları burada da geçerlidir. Rekabet, gizlilik sözleşmesi, cezalar, faiz hepsi geçerlidir.</p>
<p><strong>Eskiden amatör müzisyenler plak şirketlerinin sözleşmelerini beğenmeyince demolarını albüm gibi dağıtma alışkanlığı edinmişlerdi. Şimdi kendi prodüktörlüklerini yaparak İnternet üzerinden profesyonel müzik ürünleriyle rekabet edebiliyorlar. E-marketlerin rafları demo ve albümlere aynı şekilde davranıyor. E-kitap için de böyle bir durum var, kendi kitabını o pazara sokan bir yazar ve bir yayınevinden çıkan bir kitap birlikte duracaklar, bu yayıncılığı nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Bu zaten kitap basılmaya başlandığı günden beri var olan bir şey. Masrafları yazarlarınca karşılanan kitapları basan yayınevleri var. Hiç bir büyük yazar gidip böyle bir yöntem kullanmaz, belki başlarda keşfedilmek için bunu yapan insanlar olabilir sadece. Ayrıca hatır için kitap basmak da var bunun içinde. Örneğin Amerika&#8217;da basılmak istiyorsunuz, orada görüştüğünüz yayınevinin editörünün de bir kitabı var. Kendi yayıncınıza bu kitabı Türkiye&#8217;de bastırıyorsunuz, ticari olarak çok anlamsız bir hareket ama bir al gülüm ver gülüm ilişkisi oluyor. İkisine birden bakınca kendi masraflarını karşılayarak kitap bastırmak epey dürüstçe. Müzikte de amatörle profesyonel birlikte sunuldu ama hepsine aynı muamele edilmedi. İnternet&#8217;te müzik yapan bir çok insan oldu ama Öykü-Berk kardeşler hepsinin arasından çıktı mesela.</p>
<p><strong>Peki bu işaret etme mekanizması, aradan yetenekleri öne çıkartmak, tavsiye etmek şu anda sektörün içerisine doğru işliyor, ünlü olanın &#8216;gerçek kitabı&#8217; çıkıyor. Yarın e-kitap hacmi çok daha büyük olduğunda telif ajansları gidip Amazon&#8217;la doğrudan konuşarak,  yazarlarının başka bir aracı olmadan Kindle&#8217;da okunmasını sağlayacak fırsatlar arar mı? Böyle olursa Amazon kendisi bir yayınevi haline gelecek. Ajanslar birer yayınevine, yayınevleri birer ajansa dönüşerek mi var olacaklar?</strong></p>
<p>Gidip Amazon&#8217;la görüşmeyi düşünürüm gerçekten. Zaten yayıncılar ajans gibi, ajanslar da yayıncı gibi düşünmek zorunda, elbette bir ajans yayıncıyım diye çıkmaz, misyonu farklıdır. Bu örnek daha çok Orhan Pamuk&#8217;un son kitabının Milliyet gazetesinde basılmasına benziyor. O Pamuk&#8217;un kendi tanıtım faaliyetinin parçası olarak ortaya çıktı. Yayınevi de bundan zarar görmedi.</p>
<p><strong>E-kitap dünyasına egemen olma savaşı veren büyük şirketler herkesin onlara hizmet ettiği bir sektör tasarımı yapıyor demek ne kadar gerçekçi?</strong></p>
<p>Gelecekte dev yayıncılar olacak, hem basılı kitaplarda hem de e-kitaplarda. Çünkü bir yayınevi ben sadece baskı basıyorum diyemeyecek duruma gelecek on yıl içinde ya da e-hakları bunu yapan şirketlere vererek sadece baskı haklarına talip olacak. Ama büyük ile küçük arasındaki fark çok artacak.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yayıncılık sektörü bir sektör olmak için doğum sancıları yaşıyor ama oluyor. Kaçınılmaz olarak bir sektör olmaya doğru gidiyoruz. Piyasayı yönlendiren bir kaç dev yayıncı var ve diğerleri onların yaptıklarını takip ediyor. Yurtdışında bunun sınırları çok çizilidir. Bağımsız yayıncılar vardır ve bu bir pazarlama değeri taşır. Ben bu işi para için yapmıyorum, özgürüm, iyi edebiyat basıyorum anlamına gelir. Türkiye&#8217;de banka destekli olanlar dışında bütün yayıncılar bağımsız olduğu için bu ayrıca vurgulanmıyor, ama sektör haline geldikçe bu fark doğacak. Bir dönem sonra artık Alfa gibi bir grubun içerisinde olmayan bir yayınevi ya da Doğan gibi medya sektörü tarafından desteklenmeyen, bir şekilde onunla bağlantısı olmayan, bir banka tarafından sübvanse edilmeyen ya da onun ismi altında pazarlama değeri taşımayan Metis gibi yayıncılar bağımsız olarak kalacaklar.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de e-kitap gelişmeleri niye bu kadar geç oluyor?</strong></p>
<p>Bu gelişmeyi tamamen atlayabiliriz bile, daha önce mesela sesli kitaplara hiç girmedik, atladık. Almanya onbeş yıldan beri sesli kitap yayınlıyor ve piyasasında bunun çok büyük etkileri var, kitaplar hem CD hem de baskı olarak satılıyor. Türkiye&#8217;de ise özel çalışmalar haricinde sesli kitap bulunmuyor. Bu yüzden e-kitap gelişmesini de atlayabiliriz, ama bir yandan bu kadar cep telefonu meraklısı bir ülkede atlanmayabilir diye düşünüp kendimi de çürütüyorum. Türkiye&#8217;de e-yayıncılığın ilerleyebileceğine inanmıyorum ama &#8220;Neden İstiklal caddesinde cep telefonu satan mağaza sayısı kitapçılardan daha çok?&#8221; diye de soruyorum kendime.</p>
<p>İki yıl öncesinde bu konuşulmayan bir konuydu. Herkes sözleşmelerine e-kitapla ilgili bir madde koyuyordu ama kimse bunlarla ilgili oran nedir, satış fiyatları nasıl olacak diye konuşamıyordu çünkü ellerinde bir veri yoktu. Şimdi Amazon ve diğer e-kitap satanların kitapların satışını yarıya kadar indirmesi bir zorlama oldu. Bu yayıncılar için çok kötü çünkü telif oranları düşüyor ve kitap daha çok ulaşılabilir oluyor. Ulaşılabilir olunca kendi baskı kopyaları daha az satılacak. Bu önce güzel bir durum gibi görünüyor. Daha çok insana ulaşılıyor, okumak da zaten böyle bir şey, yazarlık da böyle bir şey. Ama burada bir hak yenmesi de var. Çözümü nasıl olacak? Belki sınırlı sayıda kopya yapılabilir, belki yayıncılar elektronik satış için belirli bir sayı koyabilir. &#8220;Ben bu kitabın ikibin tane download edilmesine izin veriyorum&#8221; diyebilir. Bu da yazarlar ve yayıncılar arasında bir çatışma yaratabilir. Kariyerinin başında yazarlar daha çok download edilsin isterken, bazısı çok daha para ile ilgili olarak baskı satılsın isteyebilir. Galiba hukuki anlamda ve bilgi anlamında en hazırlıklı olan başarılı olacak bu gelişmelerin sonucunda.</p>
<p>======</p>
<p><em>Son olarak da, Türkiye&#8217;de e-kitap işini ilk deneyenlerden Altkitap e-yayınevi kurucusu ve yazar Murat Gülsoy:</em></p>
<p><strong>Elektronik bir yayınevi kurma fikri nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Normalde hiç yayıncı olmayı düşünmüyordum ama yıllar içinde bayağı bir yayıncılık deneyimi edinmiş oldum. Önce dergicilik (hayalet gemi) sonra internet siteleri ve en sonunda da elektronik bir yayınevi olarak 2000 yılında Alt Kitap&#8217;ı kurduk. Alt Kitap yayınladığı kitapları İnternet&#8217;ten bedava dağıtıyor, çünkü İnternet&#8217;in bedava bir ortam olduğuna inanıyoruz. Böyle bir durum var, bu yüzden herşeyin bir süre sonra &#8220;korsanı&#8221; çıkıyor. Bir şey İnternet&#8217;te bir kere var olunca bir süre sonra herkesin onu paylaşmasına engel olunamıyor. Müzikte de böyle oldu, sinemada da. Asıl soru bu gerçek her şeyi nasıl değiştirecek?</p>
<p><strong>Bu şartlarda yayıncı olmak için birilerini bedava içerik üretmeye ikna etmek gerekiyor değil mi?</strong></p>
<p>İngilizce&#8217;de Gutenberg projesi ve benzeri elektronik ortamlar çok zengin, çünkü İngilizce&#8217;de bir telif sorunu olmadan yayınlayabileceğiniz çok metin var. Türkçe&#8217;de telif eseri yaratmak, bulmak zorundasınız. Bu da böyle projeler yapmak isteyenlerin elini biraz bağladı. Bu yüzden bu örneklerin sayısı az. Hal böyle olunca da bu iş biraz gönül işi oluyor. İlk fikrimiz sponsorlukla bu işi çözmekti. Yazarına, editörüne, yayıncısına kaynak bulalım ve bunu sponsorlardan karşılayalım diye düşündük, ama Türkiye sponsorluk açısından pek verimli bir ülke değil. Hele kültüre sponsor bulmak, hele de elektronik ortam gibi uçucu, korunmayan bir ortamda bu işi yapmak hepten imkansız hale getirdi. Bizim Alt Kitap&#8217;ta yayınladığımız kitapları başka sitelerde de görüyoruz mesela sponsora açıklamanın zor olduğu bir şey bu. Belki engel olmak lazım ama hem olamıyoruz hem de olmuyoruz, uğraşmayı düşünmüyoruz.</p>
<p><strong>Zaten bedava dağıtılan bir ürünü başkası da dağıtıyor, neden engel olmak gerekir?</strong></p>
<div id="attachment_183" class="wp-caption alignright" style="width: 235px"><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/GULSOY.jpg"><img class="size-medium wp-image-183" title="Murat Gülsoy" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/GULSOY-225x300.jpg" alt="Murat Gülsoy" width="225" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Murat Gülsoy</p></div>
<p>Buna bir emek sarf ediyoruz, yazarına telif ödemiyoruz tek masraf bu değil. Gelen kitap önerileri arasından birinin seçilmesi, yeniden okunması, redakte edilmesi, tasarlanması, kapak bulunması, İnternet servisinin sürdürülmesi, bunların hepsi insan emeği. Başka bir sitenin bunları hazır bularak reklam gelirine konması engel olunması gerektiğini düşündürüyor. Biz zaten böyle olacağını bilerek başlamıştık, ama bunu kabullenince de bu alan güdük kalıyor. Basılı kitap alanına bakınca, aslında baskı maliyeti tüm maliyetin içinde çok ufak kalıyor. Esas maliyet dağıtmak, bu yüzden zaten elektronik ortamdan çok heyecan duymuştuk, dağıtmakla uğraşmayacaktık. Oysa diğer masraflar hala var, bu yüzden iyi bir elektronik yayınevi kurmak da para istiyor. Bir yerlerden para bulup buraya aktarmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye kitap sektöründe gelinen noktada mevcut yayıncılar, bastıkları kitabın içeriğini ayrıca elektronik olarak sunuyorlar. Bu seçenek daha da yaygınlaşacak, belki daha da ucuzlayacak. Bunu okumak için bilgisayar ekranı kullanılabilir, ama burada bir de kitaptan ne anladığımız önemli. Edebiyat kitapları daha keyfe keder düşünülebiliyor. Tatile giderken yanınızda taşıyacağınız bir şey olarak bakılıyor. Bir de araştırma yaparken, tez yazarken bir kitaba hızlı ulaşmak istiyorsunuz. Burada elektronik kitap çok önemli bir fark yaratıyor tabii, sadece okumak değil, içinde araştırma yapmak gibi özellikler de gelmiş oluyor. Edebiyat için elektronik kitabın gelişmesi biraz da bunun için tasarlanan ürünlerin ne kadar sevimli olacağıyla ilgili. Aslında biz 2000 yılında Alt Kitap&#8217;ı kurarken daha hızlı gelişeceğini tahmin ediyorduk. Elektronik kağıt bizi çok heyecanlandırmıştı, ama gelişmedi.</p>
<p>Elektronik kitap artık bir tek eskicilerin ilgilenebileceği kitaplar için de çok faydalı olabilir. Kullanma kılavuzları, ders kitapları ya da ucuz baskı yapılan ve kütüphanede saklanmaya ihtiyaç duyulmayan kitaplar için belki. Şu anda bir kitapçıya girdiğimde koca bir çöp yığınıyla karşılaşıyorum. Çöplerin iyi kağıtlara, parlak baskılarla yapılmış olması durumu değiştirmiyor, gerçek kitaplara ulaşmakta zorlanıyorum. Bu yüzden kitapçılar bile özelleşiyor, belirli kitaplara göre kitapçılar çıkıyor. Fakat bu kısa ömürlü kitapların daha ucuza ve kolay bulunması için e-kitaptan önce Türkiye için korsan alternatifi var. Korsan kitapçılar sadece kağıt masrafı karşıladıkları için akıl almaz fiyatlara satabiliyorlar, okuyucu da ona yöneliyor ve hatta bazen yayıncıları pahalı satmakla suçluyor. Bilmiyor ki daha da ucuza olsun dediğinde redaktörün, editörün bedava çalışmasını istiyor. Korsan e-kitabın da gelişmesine engel oluyor.</p>
<p><strong>E-kitaplar sayesinde yayıncılar kullanıcıya daha doğrudan temas sağlayabilir belki bu durumda. Alt Kitap kurulurken kitapların elektronik kopyasını dağıtmak dışında doğrudan satışını yapabileceği araçları araştırdınız mı?</strong></p>
<p>Satış yapamayacağımızı baştan kabul ettiğimiz için çok araştırmadık. Tabii ki o ortamlarda da yayınladığımız kitapların okunabilir hale gelmesini isteriz, ama para nasıl isteyeceğiz ki? Telefon gibi bir abonelik olması gerekebilir, herkesin kredi kartı yok, olsa bile küçük harcamalar için İnternet üzerinde kullanmak istemeyebilir. Bir kitap da İnternet üzerinde satılırken en fazla 5 lira olabilir örneğin, daha pahalı olursa kırılır. 50 kuruş, 1 lira yapmak gerekiyor ki insanlar para versin. Bunu belki o okuyucu araçlar İnternet&#8217;e kendi başlarına bağlanıyorsa bir kontör düşerek falan hesaplayabilir, onlarla uğraşıyorlardır zaten.</p>
<p><strong>Yayınevi şu anda seçimleri yaparak yayın dünyasının patronu. Neyin yayınlanacağına karar veren kurum yayınevi. Alt Kitap da bunu yapıyor, gelen dosyalar arasından tercih yaparak başlıyor işe. Okuyucu için de bir güven sağlıyor, okumaya değer bir kitap aldığına ikna ediyor. E-kitap dağıtıcıları kendi alanlarında yayınevlerinin elinden bu gücü alabilir, tekel olabilirler mi?</strong></p>
<p>Yayıncılar sözleşmelerine e-kitap maddesi eklemeye başladı ama yaptıkları tek şey de henüz bu, birilerinin gelip onlarla konuşmasını bekliyorlar. Alt Kitap gibi her biri tek tek bu konuyla ilgili çözümler geliştirmeyecektir. Elektronik yayıncılık Türkiye&#8217;de fiziksel dünyanın bir yansıması olacaktır. Belki elektronik dağıtımcı kendisi yayıncı olmaya karar verebilir. Alt Kitap gibi, basılmamış bir kitabı kendi dağıtarak fiilen yayıncıya dönüşebilir. Tekelleşmesi ihtimalini çok düşünmüyorum, çünkü birden çok elektronik yayıncı olacaktır. Dünya aslında birbirine çevrilebilir formatlara doğru gidiyor. Eskiden Macintosh ve Windows&#8217;un dünyaları eskiden çok ayrıydı ama artık hepsi her dosyayı açıyor. Muhtemelen ne kullanarak okuduğunuzdan bağımsız olarak her içeriğe sahip olacaktır okuyucu.</p>
<p><strong>Şu anda tablo bunun tersi gibi görünüyor. Kindle ve iPad sadece kendileri tarafından okunan içerikler sağlanması üzerine kurgulandılar.</strong></p>
<p>Hep böyle başlar zaten. İlk adımlar hep böyle olur, ama sonra bir başkası der ki, &#8220;ben hepsini birden okuyorum&#8221;. O zaman bütün şirketlerin sattığı araçlar, hepsini birden okuyan araçlar olmak zorunda kalır.</p>
<p><strong>Şimdi içerik de doğrudan bu şirketler tarafından sağlanıyor. Hatta içeriği okumak için kullanacağımız oyuncaklar çok ucuza satılıyor, asıl para içeriği sağlarken sağlanıyor. Taşınabilir oyun konsollarında Nintendo, Sony gibi şirketlerin yaptığı bu olmuştu.</strong></p>
<p>Yayıncılıkta bunun olabileceğini sanmıyorum. Oturmuş bir yayın dünyası var çünkü. Deneyimi alışverişten ibaret olan bir kurum yayıncılığa kolay kolay giremez, zaten niye girsin ki? Kendini bir marka haline getireceğine, hazır kurulu, güvenilir bir yayınevini kullanmayı tercih edecektir. Belki çok satan yazarlarla, best-seller dünyasıyla bir şeyler yapmayı deneyebilirler, galiba Stephen King denemişti bunu, olmadı. Bekledikleri karı bulamadılar. Best-seller bile olsa bir yazar dağıtımcı üçkağıdına gelmez.</p>
<p><strong>İşin sektör tarafı bir yana, İnternet&#8217;in yayın dünyası kadar yazmak deneyimini de değiştirdiği söylenebilir. Bloglarda yorumlarla, okuyucuyla doğrudan iletişim kurarak farklı bir şey ortaya çıktığını söylüyorsunuz. İçeriğin kendisi, oluşturma deneyiminden ne kadar etkileniyor?</strong></p>
<p>Ben ortamına göre çok değiştiğini biliyorum yazma şeklimin. Dergiye yazarken başka türlü metinler çıkıyordu, çünkü insanın kafasında bir uzunluk sınırı oluşuyor. Derginin kendi atmosferinden doğan bir şeyler oluyor. Sonra altzine.net oldu, orada interaktif metinlere izin veren bir yapı vardı, çünkü iyi bir tasarımcı vardı. Aklına gelen fikirleri mümkün kılan biriyle çalışınca hayalgücün bambaşka çalışmaya başlıyor. Belki yeni kuşaklar hem flash programlayacak, hem edebiyatla ilgili, yaratıcı yazarlık işlerine bulaşacak, kendi dünyasını yaratacak. Bu çok heyecan verici. Eskiden fanzin yapan insanlar, şimdi burada bir şeyler yapıyor, kağıda basmasına, dağıtmasına da gerek kalmıyor. Çok hızlı bir şekilde okur kazanabiliyor.</p>
<p>Edebiyat açısından bakınca çok hızlı bir şekilde ulaşmayı, üretmeyi mümkün kılıyor. Bu da bir değişiklik yaratacaktır. Belki daha kısa metinler, daha farklı kurgular önce çıkacak. Kağıda basılacak bir romanla aynı şey olmayacak elbette, bir blogdan 300 sayfa okunabileceğini sanmıyorum çünkü. Düşünce yazıları daha hızlı yerini bulabiliyor. Son çıkan kitabımın post-scripti olabilecek bir blog tasarladım. Kitap bitmedi çünkü, onu bir yerde durdurdum, durdurmazsanız basamıyorsunuz çünkü. Onun yerine blogda devam etmeyi düşündüm.</p>
<p><strong>Yayınevlerinin işaret etme, seçim yapma güçlerinden bahsettik. Şu anda edebiyatla yeni tanıştığı yaşlarda olanlar için, bu &#8220;hiç bitmeyen metin&#8221; deneyimi temel olursa, bu başka bir dil, başka türlü bir edebiyat algısı yaratacak gibi görünüyor. Bu kuşak edebiyata yön verenlere karışınca, elektronik yayıncılıktan anladığımız belki de bu hiç bitmeyen metin öbekleri arasında tercihler yapan başka türlü bir deneyim olacak, bu mümkün mü?</strong></p>
<p>Artık resim, hareketli görüntü, ses, grafik, bütün bunları içerecek bir anlatım biçimi de eklenecektir bu akışa. İnternet siteleri vardı, bloglar eklendi, sosyal ağlar eklendi. Her yeni çıkan kendi kitlesini de çıkartarak geliyor. Yeni biçimler de çıkıyor bunların yanında. 140 karakter olacak deniyor mesela, herkes vecize gibi yazmaya başlıyor. Bu değişimi en çok gazeteler yaşadı galiba. Yayıncılıktan bahsettik ama gazeteciliği atlayarak konuştuk. Gazeteler İnternet&#8217;ten okunacak dendiğinde önce hepsi hayır dedi, hatta Cumhuriyet paralı olarak okundu bir süre. Bugün bakınca bütün gazeteler elektronik olarak okunabiliyor, bu müthiş bir devrim bence. Gazeteler öldü mü, ölmedi. Aksine satışları arttı. Ben para verip de almayacağım gazeteleri bile İnternet üzerinden okuyabiliyorum çünkü. Bir de gazete hep güncellenen bir şey oldu, televizyonla karışık bir şey haline geldi. Okur için bu kadar bilgiye maruz kalmak sorun oldu. Bu kadar yoğun bilgiyi işleyebilecek bir beyin kapasitesine sahip değiliz. Bu kadar çok acıya tahammül edemiyoruz ve duyarsızlaşıyoruz. 1984&#8242;ün tersi oldu aslında. Her şeyin ayıklandığı tek bir hikayenin anlatılması yerine her şey birden anlatılınca da hemen hemen aynı etki oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/e-kitap-dosyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eylem sanal ama örgüt gerçek&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/eylem-sanal-ama-orgut-gercek/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/eylem-sanal-ama-orgut-gercek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 01:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[hacktivizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü tuvalet yazısı &#8220;Kilroy was here&#8221; kadar anonimleşmiş, pasifist bir iyi dilek olarak &#8220;Bir gün bir savaş çıksa ve kimse gitmese&#8230;&#8221; sloganı, dilin mesaja uygunluğu konusunda en başarılı örneklerden biri herhalde. Bunu sağlayacak bir mekanizmaya işaret etmeyen, kendiliğinden, itaatsizlikten ibaret bir öngörü ve hayalle örülü bir direniş çağrısı. Sakladığı &#8220;hayırlısı&#8221; duygusunun yanında, tersine çevrilmeye bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü tuvalet yazısı &#8220;Kilroy was here&#8221; kadar anonimleşmiş, pasifist bir iyi dilek olarak &#8220;Bir gün bir savaş çıksa ve kimse gitmese&#8230;&#8221; sloganı, dilin mesaja uygunluğu konusunda en başarılı örneklerden biri herhalde. Bunu sağlayacak bir mekanizmaya işaret etmeyen, kendiliğinden, itaatsizlikten ibaret bir öngörü ve hayalle örülü bir direniş çağrısı. Sakladığı &#8220;hayırlısı&#8221; duygusunun yanında, tersine çevrilmeye bu kadar müsait bıkkınlığı da tedirgin edici. Ya bir gün sadece ürettiklerimizi satın alabileceğimiz kadar boş vaktimiz olsa, kalan bütün vakitte anlamsız koşullarda çalıştırılsak ve kimse isyan etmese? Bu da mümkün görüldüğü kadarıyla. Demek ki birbirimizle konuşmaya, haberleşmeye ve &#8220;o gün hiç birimiz gitmiyoruz savaşa, anlaştık değil mi?&#8221; diye son bir kontrole ihtiyacımız olabilir.</p>
<p><span id="more-166"></span></p>
<p>Bu ihtiyacın en kadim karşılığı elbette örgütlenmek. Gasp edilen emeğin anlamı üzerinden, çağrıldığın ismin yasaklılığı, ananla paylaştığın dilin sözcüklerinin yok edilmesi üzerinden örgütlenmek. Bugün artık ihtiyaçlarını karşılama biçimleri üzerinden, tüketici olarak örgütlenmek de ekleniyor listeye, başka anlamlar ve ihtiyaçlara karşılık örgütlenmeler de. Kaygılar da büyüyor listeyle birlikte. Bir örgütün kendine ait hiyerarşisi, organları ve büyüklüğü, kaygıların çok arka planda kaldığı yeni dünyalar, ilişkiler yaratıyor kaçınılmaz olarak. Kaçmak mümkün mü sorusu etrafında başka arayışlar başlıyor, örgütlenmenin anlamı ve nedensel ortaklığı yerine modeli, yapısı öne çıkıyor. Yatay örgütlenme, taban örgütlenmeleri konuşuluyor. Yeni terimler, kuramlar tartışılıyor.</p>
<p>Zahiri dünya da bu tartışmaların izdüşümlerine sahip elbette. Her model ve arayışı karşılayan başka örgütlenmeler, bunların sonucu olarak ortaya çıkan yeni eylemlilikler ve olanaklar her gün gelişiyor. Bugün tüm dünyada, onlarca dilde kendine ait bir literatür yaratmış olan sanal aktivizm kavramı, yeni deneyimler ve alanlar sunuyor. Bir yanıyla sanal dünyada eyleme geçmek, diğer bir yanıyla sanal dünyada yaygınlaşan bir mesajla sokakları işgal etmek anlamına gelebiliyor sanal aktivizm.</p>
<p>Sanal aktivizmin önemi, sadece iletişim olanaklarıyla ilişkilerin nasıl geliştirildiği, onlara nasıl sahip olunabildiği açısından ortaya çıkmıyor. Basitçe darbe sırasında ele geçirilen radyo binasını kalan günlerde askerlerin korumasındaki sembolizmle hesaplaşmak değil tartışılan. Sosyal dünyasını ve devamında kendini gerçekleştirmeyi, İnternet, cep telefonları gibi araçların yarattığı, epeyce sembolik bir zeminde inşa eden bir nesil ve sınıf var. Sanal aktivizm, bu grubun zihin dünyasının politize edilmesi anlamını da taşıyor.</p>
<p>Sanal aktivizm üzerine kapsamlı bir yazıyı önümüzdeki aylarda (tahminen Ekim) Express dergisinde okuyabilirsiniz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/eylem-sanal-ama-orgut-gercek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültür özelleştirmesinde son nokta! DRM ile tüm mülkiyet (ve iktidar) sermayeye&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/kultur-ozellestirmesinde-son-nokta-drm-ile-tum-mulkiyet-ve-iktidar-sermayeye/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/kultur-ozellestirmesinde-son-nokta-drm-ile-tum-mulkiyet-ve-iktidar-sermayeye/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 01:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[amazon]]></category>
		<category><![CDATA[copyleft]]></category>
		<category><![CDATA[drm]]></category>
		<category><![CDATA[george orwell]]></category>
		<category><![CDATA[kindle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz 2005&#8242;te, yanlışlıkla planlanan günden önce satılıveren 14 adet Harry Potter ve Melez Prens kopyası Kanada&#8217;yı epeyce karıştırmıştı. Kitapların Kanada yayıncısı Raincoast Books, mahkemeye başvurarak kitap sahiplerinin resmi yayın gününden önce kitabı okumaları ve tartışmalarını engelleyen bir karar çıkartmayı başardı. Hemen sonrasında da bu kişilere kitapları ertesi gün getirmeleri karşılığında imzalı birer kopya ve tişört [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz 2005&#8242;te, yanlışlıkla planlanan günden önce satılıveren 14 adet Harry Potter ve Melez Prens kopyası Kanada&#8217;yı epeyce karıştırmıştı. Kitapların Kanada yayıncısı Raincoast Books, mahkemeye başvurarak kitap sahiplerinin resmi yayın gününden önce kitabı okumaları ve tartışmalarını engelleyen bir karar çıkartmayı başardı. Hemen sonrasında da bu kişilere kitapları ertesi gün getirmeleri karşılığında imzalı birer kopya ve tişört hediye edeceğini duyurdu.</p>
<p><span id="more-164"></span></p>
<p>Aynı gün, iki yakası arasında yarım güne yakın saat farkı bulunan ülkede ilk basılan gazetede yer alması planlanan bir eleştiri de mahkeme kararıyla engellenmeye çalışıldı. Batı yakasındakilerin kitabı almalarına saatler kala yayınlanacak olan eleştiri, firmanın halkla ilişkiler ve reklam adına yaptığı bütün tantananın çöpe gitmesi anlamına geleceği için, yayının ticari sırları deşifre etmek anlamına geleceği iddia edildi. Bu hamle tüm kuzey amerikada sert tepkiler ve boykot çağrıları doğurunca firma geri adım attı ve bir özür yayınladı. Bununla birlikte, kitabı yayın tarihinden önce almayı başaran 14 kişinin, kendilerine aynı anda gösterilen sopa ve havuca verdikleri yanıt meçhul. Orjinal imzalı birer kopya uğruna kitabı geri verip vermediklerini, meraklarına yenilip suç olmasına aldırmadan okuyup okumadıklarını bilemiyoruz.</p>
<p>Maddi mecralarla ilişkileri her geçen gün zayıflayan ve asıl kar alanlarını gayri maddi meta üzerine kurmaya yönelen eğlence endüstrisinin son numarası, Digital Rights Management (DRM &#8211; Dijital Hakların Yönetimi) adlı yeni bir telif koruma mekanizması. Yani dijital teknolojiler yaygınlaştığından beri yaşanan korkularına bir çözüm: kopyalanamayan içerik.</p>
<p>Gerçekten de doksanlı yıllar boyunca eğlence endüstrisinin tüm vahşi yöntemleri, dev tazminat davaları ya da magazin yönü ağır basan korsan operasyonları, kamuoyunda eser sahiplerinin hakları korunuyor düşüncesiyle destek topladı. Tüm vatandaşlar haklar için seferber oldu. Gelişip karmaşıklaşan telif düzenlemelerinin  sadece kartellere hizmet ediyor olduğu, küçük plak şirketleri, yayınevleri ya da benzeri bağımsız organizasyonların bu düzenlemeler sayesinde daha güvende olmadığı pek duyulan bir bakış açısı olamadı. Hal böyle olunca, DRM teknolojileri de, aynı düşünceyle destek görüp kamuoyunda sahiplenilmeye müsait görünüyor.</p>
<p>Oysa madalyonun diğer yanında, yaşamının kültürel alanını dijital yollardan dolaşıma giren içerikle dolduran insanların haklarına ne olduğu sorusu var. DVD-BluRay filmler, CD üzerinde satılan müzikler ve hatta doğrudan gayri maddi formda satışa sunulan elektronik kitaplar, müzikler, diziler, filmler ve bilgisayar programları bu düzenlemenin doğal nesneleri. Milli Eğitim Bakanlığının başlattığı pilot uygulamaya bakacak olursak yakında bu alana ders kitapları da girecek. Ya da başka bir deyişle, ders kitaplarına veda edeceğiz, yerlerini, M.E.B.&#8217;in onayladığı içerikle dolu ve dijital olarak korumalı bilgisayarlar, elektronik kitaplar alacak gibi görünüyor. Tabloya böyle bakınca kaygı yaratan gelişmelerin ne kadar büyük bir alanı ilgilendirdiği de ortaya çıkıyor.</p>
<blockquote><p><em>Amazon&#8217;un Kindle&#8217;lardan Orwell&#8217;i silişini takiben DRM nereye gidiyor sorusunun ardından kafamın içinde dönüp duranları yazmaya böyle başladım, devamı Express Ağustos sayısında sizi bekler&#8230; Doğru düzgün edit edilmiş, toplanmış hali okunsun diye böyle yazıyorum, <strong>az sonra</strong> meraklısı olduğumdan değil elbette. Dergi yayınlandıktan sonra ilk fırsatta buraya da tam metni koyacağım&#8230;</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/kultur-ozellestirmesinde-son-nokta-drm-ile-tum-mulkiyet-ve-iktidar-sermayeye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
