Category Archives: eXpress

Okuyarak büyüdüğüm (hâlâ) ve bir süredir parçası olmaktan çok büyük gurur duyduğum eXpress dergisiyle ilgili yazılar, notlar, orada yayınlanmış kimi yazıları bu konu başlığında topluyorum.

E-kitap dosyası

Express’in 105 (15 Şubat 2010) ve 106. (01 Mart 2010) sayılarında yayınlanan iki yazı birden….

Korsan sözcüğünün kültür endüstrisiyle bir arada kullanımı Türkiye’de ”korsan kitap” tamlamasıyla popüler oldu. Büyük olasılıkla film ve müziğin aksine ortaya çıkan ürünü, başka bir ürüne gerek duymadan tüketebilme şansı korsanın ilk olarak kitaplarla yaygınlaşmasının nedeni. Satın alındığı anda kullanılabilen, korsan alındığında yarı yarıya ucuza bulunabilen kitaplar, özellikle çok satanlar söz konusu olduğunda sokaktaki insana cazip geldi ve yaygınlaştı. 90’lı yılların ortalarında, ana caddeler zabıta gördüğünde iki yanındaki ipleri kavradığı gibi bohça haline getirerek kaçan halleriyle işportacı olduklarını hatırlatan korsan kitapçılarla doldu. Sonra ilk korsan karşıtı kampanyalarla tanıştık. Yayınevleri, ünlü yazarlar, çevirmenler kamuoyunu bilgilendirmeye başladılar. Yasal düzenlemeler, belediyelerin işbirliği derken büyük şehirlerde işporta korsan satıcılar oldukça görünmez oldu. Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celal’e göre hala her on kitaptan dördü korsan olarak basılıyor. Ancak korsan yayıncılık sadece işporta tezgahlarındaki çok satan kitaplardan ibaret değildi. İşin ders kitapları, test kitapları, yayınevleri tarafından korsan basılan kitaplar gibi birçok yönü daha var ve birkaç şehirdeki işportacıların yok oluşu, korsanı sadece vitrinden indirdi gibi görünüyor.

Continue reading E-kitap dosyası

Eylem sanal ama örgüt gerçek…

Ünlü tuvalet yazısı “Kilroy was here” kadar anonimleşmiş, pasifist bir iyi dilek olarak “Bir gün bir savaş çıksa ve kimse gitmese…” sloganı, dilin mesaja uygunluğu konusunda en başarılı örneklerden biri herhalde. Bunu sağlayacak bir mekanizmaya işaret etmeyen, kendiliğinden, itaatsizlikten ibaret bir öngörü ve hayalle örülü bir direniş çağrısı. Sakladığı “hayırlısı” duygusunun yanında, tersine çevrilmeye bu kadar müsait bıkkınlığı da tedirgin edici. Ya bir gün sadece ürettiklerimizi satın alabileceğimiz kadar boş vaktimiz olsa, kalan bütün vakitte anlamsız koşullarda çalıştırılsak ve kimse isyan etmese? Bu da mümkün görüldüğü kadarıyla. Demek ki birbirimizle konuşmaya, haberleşmeye ve “o gün hiç birimiz gitmiyoruz savaşa, anlaştık değil mi?” diye son bir kontrole ihtiyacımız olabilir.

Continue reading Eylem sanal ama örgüt gerçek…

Kültür özelleştirmesinde son nokta! DRM ile tüm mülkiyet (ve iktidar) sermayeye…

Temmuz 2005’te, yanlışlıkla planlanan günden önce satılıveren 14 adet Harry Potter ve Melez Prens kopyası Kanada’yı epeyce karıştırmıştı. Kitapların Kanada yayıncısı Raincoast Books, mahkemeye başvurarak kitap sahiplerinin resmi yayın gününden önce kitabı okumaları ve tartışmalarını engelleyen bir karar çıkartmayı başardı. Hemen sonrasında da bu kişilere kitapları ertesi gün getirmeleri karşılığında imzalı birer kopya ve tişört hediye edeceğini duyurdu.

Continue reading Kültür özelleştirmesinde son nokta! DRM ile tüm mülkiyet (ve iktidar) sermayeye…

Bilgi-iktidar ilişkisinde eski-yeni siyaset zemini: Wikipedia

Express dergisi Temmuz 2009 sayısından…

Wikipedia, kendi tanımıyla, herkesin yazabildiği özgür bir ansiklopedi. 2001 yılında, herkesin erişimine açık ama konvansiyonel editoryal süreçleri içeren bir ansiklopedinin taslak maddeleri üzerinde birden çok kişinin çalışabilmesi için kurulmuş. Ancak kısa sürede öyle bilinir ve kullanılır hale gelmiş ki, ana projenin pabucunu dama atmayı başarmış. Sekiz yılda, 3 milyonu İngilizce, 10 milyondan fazla madde ve 5 milyona yakın görsel/işitsel dosya içeren ansiklopedi, bugün İnternetin en popüler yedinci adresi.

Continue reading Bilgi-iktidar ilişkisinde eski-yeni siyaset zemini: Wikipedia

Sanal gettolar

Express dergisi Haziran 2009 sayısından…

Youtube’a erişimin engellenmesinin birinci yılı geride kaldı. Ana akım medya, kamunun bu konuda ilk günlerdeki hararetli sıkıntısını görmeyince bu yıldönümünü şöyle bir geçiştirdi. Malum, memleketin “sabık düşünce suçlusu” başbakanı, yasağın hâlâ sıcak olduğu günlerde sivil itaatsizliğe çağrırcasına mı bilinmez, “ben giriyorum youtube’a, siz de girin” demişti. Eh, insanlar da boş durmayıp öğrenmeye koyuldular besbelli, sansürü aşıp Youtube’a girmeyi…

Continue reading Sanal gettolar

Bir Cohen geçti ki İstanbul’dan…

Ne konserdi be! Son bir yıl içinde başka memleketlerden gelen yedi kişi/topluluk dinlemişim. Hepsi iyi konserlerdi. İkisi Rock’n Coke dahilinde olmasına ve öyle bir etkinlik için yaşlandığımı anlamama rağmen. New Model Army de yeni ve genç kadrosuyla karşıma çıkınca son üç konserde iyice Justin & Friends tınılarına alışmış olarak epey dağılmıştım. Aslında galiba sükunet arıyormuşum konserler boyunca (gerçi Ez3kiel de sükunetten uzaktı ama keman konçertosu dinler gibi huzurluydum bir yandan da) şimdi bakınca öyle göründü. Eh aranan şey sakinlik, sükunet, huzur, huşu falan olunca yahudi olmakla suçlanan bir zen rahibinin ayinine katılmak iyi bir fikirmiş.
Continue reading Bir Cohen geçti ki İstanbul’dan…

Röportajda fotoğraf çekmenin zorlukları

Basın fotoğrafçılığı deneyimim yok sayılmaz. Genel anlamda fotoğraf konusunda teknik bilgi ve becerim de makul denilebilir. Sözlerini, yazılarını, müziğini takip ettiğim, bir şekilde dünyada var olması beni heyecanlandıran bir çok “ünlü” insanla tanışmışlığım da var, hani heyecandan elim ayağıma da pek dolaşmaz normal şartlar altında. Fakat bazen şartlar öyle üstüste zorlar ki insanı, istenilen sonuca ulaşmak mümkün olmaz…
Continue reading Röportajda fotoğraf çekmenin zorlukları