<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; Bir Fotoğrafçı:</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/category/fotograf/bir-fotografci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 10:54:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Yolun yarısına yeni varmış bir insanı öldürebilirsiniz&#8230; ama bir gökkuşağını batıramazsınız&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2010 13:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Fotoğrafçı:]]></category>
		<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fernando pereira]]></category>
		<category><![CDATA[gökkuşağı savaşçısı]]></category>
		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[rainbow warrior]]></category>
		<category><![CDATA[yıl dönümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[25 yıl önce bugün, gece yarısı olmak üzereyken Yeni Zelanda Auckland limanında bulunan Gökkuşağı Savaşçısı (Rainbow Warrior) patlayan iki bomba sonucu batmıştı. Aslında duymayan yoktur herhalde ama, kısaca hatırlatmak gerekir yine de, Gökkuşağı Savaşçısı Greenpeace adlı uluslararası çevre örgütünün sancak gemisi. Metis yayınları tarafından yayınlanan Yeşilbarış&#8217;ın Öyküsü kitabından bir detay hatırlıyorum. Onu kerhen nakletmeden önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/07/36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-305" title="36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/07/36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a>25 yıl önce bugün, gece yarısı olmak üzereyken Yeni Zelanda Auckland limanında bulunan Gökkuşağı Savaşçısı (Rainbow Warrior) patlayan iki bomba sonucu batmıştı. Aslında duymayan yoktur herhalde ama, kısaca hatırlatmak gerekir yine de, Gökkuşağı Savaşçısı Greenpeace adlı uluslararası çevre örgütünün sancak gemisi.</p>
<p><a href="http://www.metiskitap.com" target="_blank">Metis yayınları</a> tarafından yayınlanan <a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Text.asp?ID=9797&amp;BID=1120" target="_blank">Yeşilbarış&#8217;ın Öyküsü</a> kitabından bir detay hatırlıyorum. Onu kerhen nakletmeden önce kabaca Greenpeace&#8217;in nasıl çalıştığından bahsetmek iyi olabilir.</p>
<p><span id="more-304"></span></p>
<p>[Birinci parantez:] Greenpeace tüm dünyada örgütlenmeye uğraşan, her ülke ve bölgedeki yerel örgütleri, birbirinin paraleli şeklinde çalışan ve tek bir mesaj ve hedef çevresinde örgütlenen bir yapıya sahip. Dünya çapında yürüyen kampanyalar, her ülkede, o coğrafyanın diliyle, algısıyla yeniden üretilerek yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Böylece becerilebildiği ölçüde tüm dünyadan tek ses halinde yükselen bir kamuoyu baskısı yaratılarak sonuç alınmaya çalışılıyor. Yani örgütlü oldukları ülkelerden hangisindeki ofise uğrasanız, uluslararası web sitelerinde gördüğünüz kampanyalardan sorumlu olarak çalışan bir avuç insanla karşılaşırsınız. Seksenli yıllarda Fransa hükümeti geliştirmekte olduğu nükleer silahların etkilerini okyanusta yaptığı denemelerle gözlemeye çalışıyordu. Tüm örgütün çıkış noktası A.B.D.&#8217;nin aynı biçimde Alaska civarlarında yapılan nükleer denemeleri engellemek olduğu için bu konuda hassas eylemcilerden oluşuyordu zaten. Örgütü dünyaya tanıtan fok ve balina kampanyalarının yanında nükleer silahlara ve santrallere karşı koydukları tavır demek yanlış olmayacaktır. [Kapat çok gereksiz birinci parantezi.]</p>
<p>On yıldan biraz uzun bir süredir tabanı genişleyen Greenpeace, 1985 yılında sancak gemisi olarak İngiltere Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı tarafından troll teknesi olarak kullanılan Sir William Hardy isimli gemiyi almıştı. Gökkuşağı Savaşçısı konulan ismiyle gemi, Amerikalıların yaptığı nükleer denemeler nedeniyle radyoaktif kirliliğe maruz kalan 300 yerliyi Rongelap Mercanlarından tahliye ederek eylem hayatına başlamış, bir süredir Fransızların yaptığı denemeleri engellemek için Mururoa Mercanlarında eylem yapıyordu.</p>
<p>[İkinci parantez: Burada biraz da eylem modellerinden bahsetmek gerekir herhalde... Greenpeace eylemcileri 1971'de Alaska civarındaki nükleer silah denemelerini engelleyebilmek için yola çıkarken doğrudan eylem modelini benimsemiş oldular. Model de basitçe şu: "hep birlikte nükleer bombanın atılacağı yere elimizde fotoğraf makinalarımız, kameralarımızla gidip, orada olduğumuzu dünyaya duyuralım, sıkıyorsa tepemize atsınlar bakalım!". Aslında ilham kaynakları sanırım Mormonların şiddetten arınmış dünyalarını kurmak için geliştirdiği "tanık olarak suç engelleme" fikrine dayalı... O fikri pek tanımıyorum, fakat Greenpeace'in fikri evrilttiği şey, ortada yeterince tanık varken suç işlenemeyeceği iyi niyeti. [kapat çok gereksiz ikinci parantezi]</p>
<p>Michael Brown ve John May&#8217;in kitaplarına dönecek olursak, Yeni Zelanda&#8217;da nükleer denemelere karşı kampanyanın liderliğini üstlenmiş eylemci günler boyunca Gökkuşağı Savaşçısı gelişiyle hareketlenmiş olan şehirdeki gazetecilerle konuşuyor, insanlara bilgi veriyor olmanın yorgunluğuyla 10 Temmuz gününü tamamlayıp yatıyor. Saat sabahın 3&#8242;ünü gösterirken telefon çalıyor ve hafif sinirli ve gergin bir ses &#8220;Üzgünüm, Gökkuşağı Savaşçısı için aradım, neler düşündüğünüzü aktarmak isterim.&#8221; tadında bir şeyler diyor. Eh tabii çoook resmi bir İngilizce kullanıp da &#8220;lütfen taziyelerimi kabul edin&#8221; diye ayrıca belirtmezseniz bir baş sağlığı dileği, geçmiş olsun falan Türkçe kadar renkli olamıyor, kısaca &#8220;sori&#8221; rutinine dahil kabul ediliyor. Eh gecenin üçü olunca kampanyacı bunun üzgün olunabilecek, özür dilenebilecek bir durum yarattığını sanarak, yine de kibarlığını bozmamayı deneyerek (bir mesajı kamuoyu oluşturmak için yaymaya çalışmanın böyle kötü yanları var işte&#8230; Sendika mı örgütlüyorsunuz, nükleer deneme mi durduruyorsunuz, bir işgal kuvvetine karşı hukuk zaferi peşinde misiniz, herkese güleryüz göstermelisiniz, yoksa niyetinizi unutur, üslubunuza takarlar, kaybedersiniz) &#8220;biraz tuhaf bir saat değil mi?&#8221; diyor. Böylece arayan gazeteci, Greenpeace&#8217;in kampanya sorumlusuna geminin battığını haber veren kişi olmak zorunda kalıyor.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 150px"><img src="http://www.greenpeace.org/raw/image_little_teaser/international/photosvideos/photos/prieur.jpg" alt="'Sophie Turenge' kod adlı Fransız Ajanı Dominique Prieur" width="140" height="209" /><p class="wp-caption-text">&#39;Sophie Turenge&#39; kod adlı Fransız Ajanı Dominique Prieur</p></div>
<p>Aslında devletlerin, çıkarları söz konusu olduğunda nasıl işler çevirdiğine ufak tefek bir ek bu hikaye. İlginç olan ayrıntılardan bir kısmı gönüllü mahalle bekçiliği gibi bir kuruma sahip Yeni Zelanda emniyetinin, gemiyi batıranları bu sayede yakalamayı başarması. Olaya uzaktan yakından tanık olan herkes bir olup iki dalgıcı yakalıyor. İlerleyen günlerde İsviçre pasaportlarına kanmayan polisin yaptığı araştırma sonucu kendilerinin Fransız gizli servisi (DGSE) ajanları olduğu ortaya çıkıyor. Şeytani Operasyon kod adıyla, <a href="http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/article542620.ece" target="_blank">bizzat Mitterand tarafından onaylanan</a> bir resmi operasyon kapsamında geminin motorunun bulunduğu bölüme ufak bir bomba, güverteye hatrı sayılır bir delik açacak ikincisinden önce patlayacak biçimde yerleştiriliyor. Gerçekten de şeytani bir plan bu. Önce küçük bomba patlayarak makina dairesine zarar verecek, böylece geminin gövdesinde açılacak delik tamir edildiğinde motorlar da paramparça olsun, yenisini almak, bunu yaptırmaktan ucuza gelsin, gemisiz kalacak çevreciler&#8230;</p>
<p>Gece yarısına on dakika kala, kıç tarafındaki patlama gemiyi sarstığında mürettebat hızlıca gemiyi terk edebiliyor. Fakat patlamaya rağmen geminin kıç tarafından çok hafif su aldığını fark eden fotoğrafçı son anda iskeleye atlamaktan vazgeçip &#8220;bir kaç dakikam daha var, fotoğraflarımı da alabilirim, almalıyım&#8221; diyor&#8230; İki çocuk babası ve Cahit Sıtkı&#8217;ya göre yolu henüz yarılamış olan, 35 yaşındaki <a href="http://www.greenpeace.org/international/rainbow-warrior-bombing/greenpeace-then-and-now" target="_blank">Fernando Pereira</a>&#8216;nın böyle düşünmesi tahminen fotoğrafçı/eylemcilik refleksi&#8230; O an hayatı ve çocuklar değil gözünün önünden geçenler. Günlerdir insanların nükleer denemeler sonucu nasıl yaşamlarının değiştiğine tanıklık etmiş onlarca fotoğraf karesi, tüm dünya kamuoyuna Fransız nükleer politikalarının ne kadar korkunç olduğunu gösterecek biricik deliller&#8230; Zaten gemi de o kadar hızlı batmıyor ya&#8230; Tekrar kamarasına doğru koşuyor Pereira ve o sırada patlıyor ikinci büyük bomba. Gemi korkunç bir hızla su alırken de, geri dönemeyerek boğuluyor.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 190px"><img title="Fernando Pereira" src="http://www.greenpeace.org/raw/image_big_teaser/international/photosvideos/photos/fernando.jpg" alt="" width="180" height="141" /><p class="wp-caption-text">Fernando Pereira</p></div>
<p>Devamında Greenpeace tüm dünyada &#8220;Bir gökkuşağını asla batıramazsınız&#8221; diye kampanya başlatıyor. Korkunç bir ilgi görüyor örgüt. Fernando&#8217;nun ölümü, geminin dramatik batışı ve nükleer denemelerin vahşeti gündeme oturuyor. Fransa rezil oluyor, bir bakan istifa ederek hükümetin kalanı kurtarılıyor. Yeni bir gemi alınabilecek para takdim ediliyor Lö Hazine de la Versay tarafından Greenpeace&#8217;e&#8230; Mücadele devam ediyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, selefinin yerini alan ve resmi anlamda Rainbow Warrior II de olsa, bir gökkuşağının asla batmadığının ispatı olarak sadece Rainbow Warrior ismi ve yelkenleriyle süzülen gemi Türkiye&#8217;ye de uğramıştı. Gemideki arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla son yolculuğu olmuş. Limana çekilerek müze görevi görmeye başlayacakmış. Bu sırada tarihinde ilk kez otuz yaşında bir gemiyi yenilemek yerine sıfır bir gemi yaptırabilen Greenpeace, Rainbow Warrior III&#8217;ü 2011&#8242;de suya indiriyormuş&#8230;</p>
<p>Bir başka gereksiz parantezle -fiilen parantez değil çünkü konuya ara vermiyoruz bu kez ama- takıntıyla kullanılan ismi de anmamış olmasak bari&#8230; Gökkuşağı Savaşçısı ismi kuzey amerika yerlilerinin mitolojisinde yer alan bir hikayeden geliyor. Dünyanın kaynakları sona erdiğinde, gezegeni kurtarmak için gökkuşağındaki tüm renkler gibi, tüm uluslardan ve renklerden insanlar bir araya gelerek doğayı kurtarmak için savaşacaklar. Dünya onları gökkuşağı savaşçıları olarak hatırlayacak&#8230;</p>
<p>Buna benzer söylentiler içeren cinsten bir tarihi 2001 yılında Focus dergisi yapmış, bir forumda denk geldim, örgütün tarihçesini merak edenler Metis&#8217;teki kitap ilgilerini çeker mi diye <a href="http://www.baktabulum.com/cevre-bilimleri/173913-gokkusagi-savascilari-greenpeace-yesil-bariscilarin-oykusu.html" target="_blank">bakabilir</a>, ek olarak Facebook&#8217;ta Greenpeace Akdeniz tarafından paylaşılan <a href="http://www.facebook.com/album.php?aid=250225&amp;id=48281319516" target="_blank">albümü</a> görebilir, FB üzerinden etkinlik takip edebilirler falan&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etrafınıza iyi bakın&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 08:59:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Fotoğrafçı:]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[blogosfer]]></category>
		<category><![CDATA[görsel tarih arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[helen levitt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Sekiz ayrı yazar tarafından etrafta olup bitene dair yazı ve görsellerle şenlenen etrafta.com&#8217;da fotoğraf konusunda son bir iki günde iki ayrı not edilmesinde fayda olacak cinsten yazı düştü. GTA &#8211; Görsel Tarih Arşivi ve Güle Güle Helen Levitt yazıları erken dönem Türkiye Cumhuriyeti fotoğraf ve her tür görsel materyal arşivine dair meraklılar için, Helen Levitt yazısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sekiz ayrı yazar tarafından etrafta olup bitene dair yazı ve görsellerle şenlenen etrafta.com&#8217;da fotoğraf konusunda son bir iki günde iki ayrı not edilmesinde fayda olacak cinsten yazı düştü.</p>
<p><a href="http://etrafta.com/2009/03/28/gta-gorsel-tarih-arsivi/">GTA &#8211; Görsel Tarih Arşivi</a> ve <a href="http://etrafta.com/2009/03/30/gule-gule-helen-levitt/">Güle Güle Helen Levitt</a> yazıları erken dönem Türkiye Cumhuriyeti fotoğraf ve her tür görsel materyal arşivine dair meraklılar için, Helen Levitt yazısı da hem bu fotoğrafçıyı tanımayan ya da görmüş, yanından geçip gidivermiş insanlar için harika kaynaklar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orhan Cem Çetin*</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/orhan-cem-cetin/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/orhan-cem-cetin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2009 17:23:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Fotoğrafçı:]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[orhan cem çetin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[* Yeni bir kategori açmanın anlamlı olacağını düşündüm. Çalışmalarından/düşüncelerinden etkilendiğim fotoğrafçılardan bahsedebileceğim yazıları toparlayabilme olanağı verecek bir kategori olarak: &#8220;Bir Fotoğrafçı:&#8221; kategorisi. İlk konuğu da Orhan Cem Çetin. Kendi sitesinde fotoğraf, fotoğrafçı ve izleyici arasındaki ilişkiye dair şu paragrafı kim olduğuna dair metnin sonuna eklemiş: Fotoğraf esasen, ancak ona bakan birey tarafından, oldukça karmaşık ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>* Yeni bir kategori açmanın anlamlı olacağını düşündüm. Çalışmalarından/düşüncelerinden etkilendiğim fotoğrafçılardan bahsedebileceğim yazıları toparlayabilme olanağı verecek bir kategori olarak: &#8220;Bir Fotoğrafçı:&#8221; kategorisi. İlk konuğu da <a href="http://www.orhancemcetin.com/portfolio/">Orhan Cem Çetin</a>.</em></p>
<p>Kendi sitesinde fotoğraf, fotoğrafçı ve izleyici arasındaki ilişkiye dair şu paragrafı kim olduğuna dair metnin sonuna eklemiş:</p>
<blockquote><p>Fotoğraf esasen, ancak ona bakan birey tarafından, oldukça karmaşık ve çoğunlukla bilinçaltı süreçler sonucunda anlamlandırılan, kendisi kör ve anlamdan yoksun bir görsel imgedir. Fotoğrafa, izleyen değil de onu üreten kişi tarafından belli anlamların yüklenmesi, fotoğrafın bir taşıyıcı hale getirilmesi de bir o kadar karmaşık süreçler gerektirir ve net ifadeler oluşturmak oldukça güçtür. Sadece görsel tatminlerle ya da izleyicinin serbest çağrışımlarıyla yetinmek istemediğimde, iletmeye çalıştığım ifadenin tarih ve coğrafyadan bağımsız olarak netleşmesi, net kalması için fotoğrafın dışında başka malzemelere, başka yapı taşlarına, ek ifade olanaklarına ve özellikle de &#8220;söze&#8221; yani metinlere başvuruyorum. İfadenin net, anlaşılır ve incelikli olabilmesinin bir yolunun da lokal olmak, şimdi ve buradaki izleyici için üretmek olduğunu, bunun için de izleyiciye çok yakın durmak gerektiğini düşünüyorum.&#8221;</p></blockquote>
<p>Benim böyle birini duymama ve sonrasında yaklaşımından etkilenmemi sağlayan şey,  muhtemelen ipuçları bu metinde de görülebilen  disiplinlerarası yaklaşıma verdiği önem. Fotoğraflarını çekerken de, sunarken de, başka kişilerle bir arada üretmeyi denerken de tek bir yönde kısıtlı kalmıyor olması, sonuçta ortaya çıkan herşeye yaratıcı bir yan katıyor. Daha da önemlisi, ürünlerin kimliğini, kitlesini, konularını dönüştürüyor diye düşünüyorum.</p>
<p>Memleketin en önemli sorunlarından biri olarak, bir çok kültür üreticisinin (eleştirmen, çevirmen, oyuncu, ressam her türlü kültür/sanat üreticisini düşünebiliriz) sadece kendi alanına dair düşünmeyi alışkanlık haline getirmesine takıldığım için ben bu durumu ayrıca önemsiyorum.</p>
<p>Haydi böyle bir kategori açıp da bahsedeyim, diye düşünmeme yol açan bu aralar fotoğraf üzerine okuyacak bir şeyler bulmak için göz attığım <a href="http://www.fotografya.gen.tr">Fotoğrafya dergisindeki</a> yazılarını taze okumuş olmam sanırım. Özellikle kendi tanımlarıyla külliyatını sergilediği serinin <a href="http://www.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?id=209,297,0,0,1,0">son yazısındaki</a> yaklaşım, işte ben bu adamı bu yüzden seviyorum diye düşündürdü.</p>
<p><img class="alignnone" title="Orhan Cem Çetin - Roma / Fotoğrafya" src="http://www.fotografya.gen.tr/cnd/content/images/1_2336_66mSTt7iz2-162x185.jpg" alt="" width="162" height="121" /></p>
<p>Yukarıdaki kare 1.3Megapx&#8217;lik kameralarla birlikte sunulan ilk cep telefonunu test etmesi istendiğinde Roma&#8217;da çektiği fotoğraflardan biri.</p>
<p>Fotoğrafya&#8217;daki yazıda Çetin bizimle, belki de fotoğraf çekmek için kullandığı aracın buna fiziksel yatkınlığının da sayesinde, Roma fotoğrafları için çok kısa bir menzil seçişinin öyküsünü paylaşıyor.</p>
<p>5cm&#8217;lik bir net alan yaratmak üzere telefona bir büyüteç yapıştırdıktan sonra bütün Roma gezisini detaylar üzerine nasıl kurduğunu ve aradan zaman geçtikten sonra fotoğraflara baktığında Roma&#8217;yı nasıl hatırladığını ve yorumladığını anlatırken, araç seçiminin başlı başına bir bakış açısını nasıl kurduğunu okumak güzel, ama önemli olan kısmı bu alanda ender örneklerden biriyle karşı karşıya olduğumu hatırlatması.</p>
<p>İş görüntülerle bir kayıt yaratmak olduğunda, yeni bir dilin hangi araçlarla yaratılacağını kestirmek kolay bir iş değil. Hele ki kavramsal derinlikten yoksun biçimde, körükörüne bakıyorsanız elinizdeki meseleye bu tip bakış açılarını görmeniz zor oluyor. Eğer uyaklı mısraları tekerleme gibi okumak hoşunuza gidince kendinizi bir şiir meraklısı olarak tanımlar, sonra da başka türlüsünü şiirden saymazsanız, Garip akımı karşınıza çıktığında koca Orhan Veli&#8217;ye &#8220;bu da şair mi canım?&#8221; demeniz işten bile olmaz. Yıllar önce bir arkadaşım, fotoğraf paylaşmak ve üzerine tartışmalar yürütmek için bir web sitesi açtıklarında &#8220;cep telefonu ile çekilen fotoğrafları göndermeyin&#8221; diye bir kural koymuşlardı.</p>
<p>Yukarıdaki kareyi görüp, bu fotoğrafın ait olduğu seriye ulaşmak, o serinin ardında yatan yaklaşımı tanımak, tartışmak gibi fırsatlar dururken, cep telefonu deyip geçmek mümkün mü?</p>
<p>Kural koymak, kolaylıkla yaratıcılığa sınır koymaya dönüşebiliyor. Öte yandan elbette her kural yıkma eylemi yaratıcı bir eylem olmayı başaramıyor. Peki hem kendini genel geçer anlamda kabul gören bir sanatçı olarak yetiştirmiş olmak, hem de kuralları pek ciddiye almamak mümkün mü diye bakınca, özellikle Türkiye&#8217;de gerçekten az örnekle karşılaştığım için Orhan Cem Çetin&#8217;in yerini önemsiyorum. Bu önemi arttıran unsurlardan biri, işi bu alanda üretmek, düşünmek olacak bir çok insanın da hayatına yaptığı etkiler. Zira kendisi şu an Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümünde yeni insanların ufuklarını açmak için mesai yapıyor.</p>
<p>Yetinmeyip bir çok başka insanla birlikte belgesel fotoğrafçı yetiştirmek üzere kurulan bir okulda görev alıyor. Bu <a href="http://www.fotografvakfi.org/turkce/haberlist.asp?haber_id=225" target="_blank">okul</a>, aslında 2011 yılında açılması hedeflenen <strong>Fotoğraf Akademisi</strong>nin kuruluş süreci olarak değerlendiriliyor, ki bu da önümüzdeki yıllarda alanın daha da genişleyeceğinin bir göstergesi. Ne diyeyim, yolları açık olsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/orhan-cem-cetin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
