Category Archives: Kentgezer

Kent ve modernlik fenomenlerini anlamanın vazgeçilmez referanslarından biri olarak kabul edildiği not edilen (wikipedia) Flâneur kavramına dair türkçe fikir jimnastiğinin anahtar sözcüğü… Kenti kent yapan nedir, insan içinde nerededir, neden yürü(yebil)melidir, sokakların labirentinin bilgisi dijital çağda neye karşılık gelir gibi sorular çabuk akla gelen, cevapları çabuk bulunamayanları… Arayış bu kategorideki yazılarda…

Konum etiketi – geotag

Konum etiketi ya da İngilizce kısa adıyla geotag, bir içeriğin küresel konumunu (GPS bilgisi) meta bilgi olarak içerikle ilişkilendirme… Konumla ilişkili sosyal medyasından, haber servisine (foursquare, yelp vb. gibi) birçok servisin hızla yayıldığı, sevildiği günlerde bu kavram üzerine düşünürken, bir yandan da kent üzerine düşünmek kaçınılmaz olarak ikisi hakkında aklıma gelen her şeyi birbirine çarpıştırıyor.

Portland macerası – bölüm 2

İlk günün şaşkınlığını takiben birbirinden ilginç insanların olduğu Community Leadership Summit 11’e katıldım. Bu konuyla ilgili notları ayrıca özgür yazılım ve copyleft maslahatgüzarlığında bulabilirsiniz. Burada ufak tefek notlarla Amerika deneyimi yazmaya devam edeyim diye düşündüm.

Tekman, Portland’la ilgili tavsiyeler veriken parkı gösterip “tanışmasalar da nazikçe selamlaşan insanları göreceğin yer de burası” demişti. Bu aslında en ufak bir ortaklık söz konusu olabilen her yer için geçerli. Hepsinden önce, bir şeyler satın almaya çalışırken önden bir nezaket selamlaşması şart. Sadece günaydın falan demek değil, ufak bir hal hatır sorma, elektriğe bağlı olarak azıcık havadan sudan konuşma falan epey kabul gören bir davranış şekli. Öyle ki, uluslararası organizasyonların yapılanmalarına ilişkin sorunları tartışırken, ikinci dil olarak İngilizce konuşanların yaşadığı sorunları sıralayıp, olası çözüm önerilerini listelemeye çalışmayı önerdiğimde kimi noktaların utangaç insanlar için de geçerli olabileceği epey geç gündeme geldi. Biriyle konuşurken çekindiği için aklındakini söylemekten kaçınmak çok sık rastlanan bir şey değil gibi görünüyor. Öyle algılanıyor demek daha doğru belki de… devamını oku

Portland macerası – bölüm 1

Hayatımda ilk kez ABD’ye gelmenin sonuçlarından biri de, ilk kez kıtalararası uçmak oldu. Hayatımın en uzun günüydü. Perşembe sabahı bir kalktım, iki kere cuma yaşadım, daha da bitmedi. Neyse ki toplu taşıma araçlarında uyumakla ilgili üstün bir yeteneğim var. Öyle Erzurum’a uçar gibi manzara seyredilecek bir durum da olmadığından koridorda ayak uzatılabilecek bir pozisyonu başarıyla alıp, bir iki kere dolanmayı saymazsak uyuklaya uyuklaya cumalardan birini yedim. Yoksa giderken iyi de, dönünce jet-lag oluyorsun yollu deneyimlerin aldatmaca olduğunu acı biçimde öğrenirdim gibime geliyor. Gerçi sağlaması dönüşe, galiba uçak uykusu da kurtarmayacak, öyle derler. devamı oku

Sinemaların ışıkları bir bir sönerken… Emek Sineması önünde bir hareketlilik…

Derinden Ankara’lı bir insan olarak, konuyla ilgili daha önemsediğim, yaralayıcı bulduğum olaylar Ankara’da yaşanmış örnekler benim için. Akün Sineması gitti önce, sonra Kavaklıdere Sineması. Her ikisi de işletmecileri tarafından fedakarlıklara yaşatıldılar bir süre, geciktirilen bir ölüm daha kolay kabullenilebilirmiş gibi. Sonra belki bir varlıktan bahsetmediğimiz için, punduna getirilerek kabullenilir bir ölüm biçildi sinema salonlarına. Sinema ölmüştü, salonların cenazelerini açıkta bırakmak niye?

Continue reading Sinemaların ışıkları bir bir sönerken… Emek Sineması önünde bir hareketlilik…