Category Archives: Nasıl Yapılır?

Bir iş, araç, program nasıl yapılır, kullanılır gibi konularda pratik ipuçları, öneriler ve benzeri…

Kendi VPN’in ol

Bu kılavuzu yazdıktan sonra birçok insanla üzerine konuştuk. Kabul etmem gerekir ki, bu bilgisi başlangıç düzeyinde insanlar için çok şey öğrenmeyi gerektiren bir kılavuz… İmkânsız değil, n’olur gözünüz korkmasın, ama sıra ile, adım adım, bir şeyleri çözerek ilerlemek gerekiyor. Güzel yanı, öğrendikleriniz çok genel geçer bilgiler olacak… Kötü yanı, sürekli öğrenmek zorunda kalmamamız gerekecek şeylerle haberleşme özgürlüğünü ancak koruyabilmemiz.

Bir ara çözüm olarak şu düşünülebilir: Bu benzeri akla gelen herhangi bir yöntemi, herkes kendi fiziksel-sosyal çevresine uygulamaya gönüllü olur. Böylece hem reel örgütlenmeyi güçlendirir hem de sanal için daha güvenli ağlar yaratırız. Daha basit bir kılavuz yazma niyetim de hep baki, ama…

Değişik zamanlarda, değişik nedenlerle, değişik internet servislerinin yasaklandığına tanık olduk. Böyle durumlarda DNS değiştirme, tüneller ve son örneklerde VPN gibi çözümler hızlıca popüler oldu. Alternatif erişim yollarına dair tartışmalarda dile getirilen kaygılardan biri, belli başlı VPN servislerinin kapatılıp kapatılamayacağı ya da İnternet’in bağımsız ve özgür bir ağ olmasını önemseyen aktörlerin dile getirdiği, bütün ağ trafiğini üçüncü bir şahsa emanet etme aceleciliğinin olası sakıncaları…

İhtiyaçlar değişebilir, ama el altında basit bir kılavuz olsa, herkes kendi VPN’ini kolayca kurabilse tartışmalara daha pratik bir boyut  katabiliriz! Hemen her kavram, servis hatta bunların sunulduğu şirketle ilgili ekşi sözlük ya da başka sitelerde ayrıntılı bilgi kolayca bulunuyor… Bu yazıyı kısa tutmak adına detaylandırmıyorum.

Basit ve şahsi VPN yöntemim üç ayaktan oluşuyor.

  1. Kendine ait bir sunucu
  2. Bu sunucuda çalışan bir OpenVPN servisi
  3. Bu servisi kullanarak internet trafiğini yönlendiren istemci uygulamalar.

Continue reading Kendi VPN’in ol

Matbaa yoksa bilgisayar da yok…

Frank C. Müller / CC

Illinois’de İngilizce ve linguistik konularında çalışan Dennis Baron Oxford Üniversitesi Yayınlarından çıkan A Better Pencil: Readers, Writers, and the Digital Revoluition (2009)’da yazmak için kullandığımız araçların kolay okunur bir tarihçesini çıkartıyor. Kerestecilerin tomrukları işaretlemek için, ellerindeki en kolay ulaşabildikleri araç olan ağacı kullanarak yapıverdikleri kurşunkalemin ne kadar büyük bir icat olarak kabul edildiğini (o dönemde meslekleri gereği sürekli yazanlar tüy kalemler ve mürekkep hokkalarıyla boğuşuyor), daktiloyu, el yazısının bile başlı başına bir teknoloji olarak ele alınması gerektiğini hatırlatıyor. Elbette son olarak dijital araçlar ve metinlerin bu mecradaki yolculuğunun nasıl algılandığına varıyor konu…

Continue reading Matbaa yoksa bilgisayar da yok…

Web sayfalarını Kindle’da okumak

Tabletlerin yaygınlaşmaya başlaması, bulut bilişimin sunduğu olanaklarla gelişen çeşitlilik derken yıllardır kullanageldiğimiz kimi teknolojilerde yepyeni yaklaşımlar var. Örneğin Firefox’ta bin yıldır severek kullandığım Scrapbook eklentisi, web sitelerindeki içeriği, istediğim görünümde ve yerelde saklama olanağı sunuyor. Şimdilerde yerelde tutmanın yerini bulutta tutmak alıyor. Çevrimiçi bir hesapta depolanan içerik, istenen herhangi bir cihaza ayrıca kopyalanabiliyor. Mesele sadece kopya çıkarmak değil, bir okuma listesi oluşturmak. İçeriği reklamsızlaştırmak, yeri geldiğinde tasarımı daha erişilebilir kılmak gibi fiziksel müdahaleler de mümkün ve yararlı.

Okuma listesi yapmanın, sonraya bırakmanın da bir alışkanlık olmaya başladığı söylenebilir. İş arasında çağrışımlar, bağlantılar üzerinden karşımıza çıkıveren kimi yararlı kaynaklara o an zaman ayıramayacak olduğumuzda, unutmamak için sadece adresi not etmek yerine, metni kenara atıvermek… Bu bir web sitesi için anlamlı olmayabilir, ama bir yazışma, twitter mesajı ya da benzeri daha dinamik içeriklerde o an gördüğümüz şeyi saklamaya da yarıyor…

yazının devamı

Kindle nedir, ne işe yarar?

Some rights reserved by RachelC / Kindle out of box
CC-BY-NC / RachelC

Amazon’un elektronik mürekkeple çalışan ve e-kitap pazarının büyük dilimini almasında aslan payına sahip olan okuyucusu Kindle bu yıl Türkiye’de de satılmaya başlandı. Resmi satıştaki fiyatlara kıyasla biraz yüksek bir bedele de olsa teknik servisli, garantili bir satış seçeneği hiç yoktan iyi…

Tabii yurtdışına gidip gelen birileri olduğunda “gitmişken bana da bir kindle getirsene…” nazı yapmak da bugüne kadar olduğu gibi işlemeye devam eden bir formül olacaktır.

Peki, Kindle nedir, nasıl kullanılır, ne işe yarar, avantajları, dezavantajları neler?.. Cihaz bir yana, bu dünyanın temel kavramları, sık karşılaşılan konuları neler?..

devamını oku

Yitik bir yazının tıpkıbasımı: mencoder profil desteği ve Onur Küçük…

04 Şubat 2008, 22:54’te yayınlanmış bir yazı imiş bu, bugün twitter’da sohbeti dönünce arşivciliğiyle ünlü arkadaşlardan biri (yazsam kızar diye tırstım gizem katıyorum) gönderiverdi:

Pardus’un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük’le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz… Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır… “Bilgi konuşur, bilge dinler…” Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük… ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık… Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:
devamını oku

Apple farelerde kaydırma (scroll) çalışmayınca…

Apple’ın donanım tasarımı genellikle ergonomik açıdan başarılı olduğu kadar, yenilikçi, estetik anlamda iddialı yanlar da içeriyor. Intel işlemcili serilere kadar bu konuda devam ettirdikleri çizgi yakın zamanda biraz değişmeye başladı. Artık plastik görünümden metalik görünüme, yuvarlak hatlardan, sert hatlara dönmeye başladılar.

Direnen son kale fareler. Hala yuvarlak, tombul hatlı, üstünde minik bir küre ile gelen fareler eski tasarım çizgisini sürdürüyor. Kaydırma tekeri yerine (scroll wheel) bir çeşit kürecik bulunması da yine geleneksel yenilikçi çizginin bir uzantısı.
Continue reading Apple farelerde kaydırma (scroll) çalışmayınca…

Mac üzerinde çapraz kodlama (transcoding) için Handbrake

GNU/Linux sistemler kullandığınızda video biçimleri, büyüklükleri ve kodlama değişkenleri üzerinde oynamak genellikle basittir. Buna rağmen endüstri standartlarında bir video editörün varlığından söz etmenin mümkün olmaması çok acıklı. Kino ve Kdenlive nefis yazılımlar olmakla birlikte, endüstri standardı olmaya yolları hala var. Neyse bu başka bir soru/n.

Benim el alışkanlığım genellikle mencoder ya da transcode gibi komut satırı programlara dair, transcode’un KDE arayüzü transKode da iyi diye duydum, ama pek haşır neşir olmadım. Önceki blogumda yazdığım şu yazıda söz ettiğim rahatlıklar varken, gerek de kalmadı.

Geçtiğimiz günlerde Mac OS X üzerinde böyle bir ihtiyacı karşılamak için var olan araçlara göz atarken, Handbrake ile tanıştım.

Handbrake, GPL lisansı ile dağıtılan ve platform bağımsız (Windows, GNU/Linux ve Mac OS X seçeneklerinin her birinde kullanabileceğiniz) bir çapraz kodlama programı. Daha önce mencoder için varlığından bahsettiğim profil desteği de aynı şekilde var. Yani Maemo ile çalışan bir Nokia N810 ile izlemek istediğiniz bir video varsa, gerekli ölçüleri (ki arkadaş 400 px genişliğinden büyük videoları pek rahat oynatamadığı için ben 400*214 çözünürlük ayarlamak için profil yarattım) ve dosya/codec seçeneklerini belirleyip profil olarak kaydedebiliyorsunuz.

Matroska, Ogg Media, mp4, xvid gibi çeşitli şekillerde dosya desteği olması, doğrudan DVD rip etmekte kullanılabilmesi de kullanışlı özellikleri arasında.

Mac’te ekran görüntüsü almak

Başarılı arayüz uygulamaları ve güçlü bir Unix altyapısı ile Mac OSX gerçekten bir çok alanda büyük kolaylık sağlayabiliyor. Yine de, GNU/Linux sistemlerin hele KDE’nin bir çok özellik ve uygulaması, Mac kullandığım dakikalarda gerçekten özlediğim rahatlıklar sunuyor.

Örneğin ekrandaki bir pencerenin görüntüsünü kaydetmek istiyorsunuz. KDE kullananlar Print Screen tuşuna bastıkları anda bir pencere gelir, ekran görüntüsünü bir pencere ile mi, fare ile çizilen bir bölge ile mi yoksa tüm ekranın görüntüsü olarak mı kaydetmek istediğinizi sorar. Yeni ekran görüntüleri geldikçe dosya isimlerini arttırarak kaydeder. Harikadır.

Ziya’dan anladığım kadarıyla Windows da Print Screen’e basınca en azından hafızaya ekran görüntüsü atmayı beceriyormuş.

Mac’te ise ne yapabileceğinizi bilemez bir şekilde Applications klasöründe uzun gezintilere çıkmanız olası. Oysa tabii ki, bu senaryo Mac OSX için de akla gelmiş ve uygulanmış. Sezgisel olmaktan vazgeçtim, araştırarak bile öğrenmesi biraz zor bir şekilde akıl edilmiş o kadar.

Command-shift-3 tuşlarına basınca ekran görüntüsü, Command-shift-4 tuşlarına bastığınızdaysa ekranın bir bölümünü seçebileceğiniz bir fare imleci çıkararak seçtiğiniz alanı kaydeden sistem, bunları Picture*.jpg olarak masaüstüne kaydediyor.

Command-shift-4’e bastıktan sonra space tuşuna basarsanız bir fotoğraf makinesi simgesi çıkıyor ve onunla hangi pencereye tıklarsanız o pencerenin tamamı kaydediliyor.

Yani işleyiş aynı, ama bilgi derinlerde gizli.

Stop Motion nasıl yapılır?

Geçtiğimiz günlerde çektiğim bir seri fotoğrafı kullanarak bir stop-motion canlandırma denemesi yaptım. Aslında teknik olarak yaptığım şeyin adı still-motion da olabilir, çünkü yaptığım şey canlandırma değil, anlatım tekniği açısından bu yöntemden yararlanmaktan ibaret. Neyse, konumuz zaten bu değil.

Stop-motion nasıl yapılır sorusunu sınırlamak gerekebilir. Bu soruyla ilgili el becerisi, çekim teknikleri ve benzeri konulara giren bir kaynak oluşturmam henüz mümkün değil.

Şu anda paylaşabileceklerim, bütün o konuları atlayıp, “bir seri fotoğrafı çekmiş olduktan sonra film yapma aşamasına geldiğimizde hangi alternatiflerimiz var?” sorusu ile sınırlı.

Benim alternatiflerim, GNU/Linux ve/veya Mac OSX için oluyor. Windows platformunda karşılığı/geçerliği olabilir. Bilmiyor ve ilgilenmiyorum.

Continue reading Stop Motion nasıl yapılır?

SLR için sesli-tetik

Doruk, Didem ve Meren‘le Artvin’e yaptığımız efsanevi bir yolculuk sırasında Meren’in harika fotoğraflarına aracılık eden D200‘le içli dışlı olmuş, ve itiraf etmek gerekirse, bir an özenir gibi bile olmuştum. Sonra sakin düşününce çantamdaki Dziga Vertov notları, video kamera ve cebimdeki Lomo LC-A‘ya ayıracağım vakitten çalarak SLR’ye verme fikrini pek beğenmemiştim.

Hayat tuhaf, o yolculuktan aylar, yıllar sonra evde iki tane SLR (hatta bir de aşağıdakilerin sahibi kompakt dijital) var ve alsaydım neler olabileceğini bu sayede deneyimleyebiliyorum. İlk iki-üç gün boyunca “hmmm bir de şunu deneyeyim, şu lens nasıl sonuçlar çıkarabiliyor, şu lensle net alan derinliğini zorlayayım” gibi oyunlar oynanabiliyor. Sonra yavaşça uzaklaşılıyor. Neticede Lomo ne kadar çiçek çocuk minibüsü ya da kaplumbağa vosvoslara benziyorsa, o kadar taksi ruhlu, kiralık aletler bu son derece yetenekli SLR ağabeyler. İşin varsa yaparsın, yoksa neyiyle oynayacaksın ki?

Oyun saati bitip, yetenekleri doğrultusunda birer araç olarak görmeye başlayınca bir SLR’nin beni en çok heyecanlandıran yanını düşünmeye başladım: stop-motion için bir kamera yapmak. Kameraların sahibi – ve yetenekli bir programcı ve amatör bir elektronikçi olduğu için dünyayı ele geçirme gücümüz olduğundan korkacağım kadar anlaştığım- sevgili Ziya ile konuşurken onu da çok heyecanlandıran bir fikir bulduk.

Üçayak üzerinde sabit alanlarda çekilen görüntülerden stop-motion yapmak için elimizde herşey vardı, ama benim kafamı sokakta yürürken, araçla giderken seri olarak çekilmiş görüntülerden yapabileceklerimiz daha çok heyecanlandırıyordu. Fakat görüntünün makul bir akıcılıkta olması için elle çekmek yerine belirli bir frekansta düzenli çekim yapabilecek şekilde programlama yeteneğine ihtiyacımız vardı. Elbette pratikte bu yetenekler için bir altyapı olup olmadığından bağımsız olarak, D-SLR’ler size her türlü güzel özelliği vermek üzere hazırlanmıyor. Arayüzlerinde göremediğiniz her şeyi, bir sonraki üründe bir kaç yüz dolar daha harcayarak edinmeniz bekleniyor. En azından bazı deli GNU aktivistleri Canon/Nikon gibi firmaların SLR’lerine firmware yazmayı düşünmeye başlayana kadar çok da bir şansımız yok.

Bir programlama şansımız yoktu, ama fotoğraf makinasına fotoğraf çekme komutu verebilecek bir arayüzümüz vardı. 2.5 inçlik jack ile netlik ayarı ve deklanşör komutlarını iletebilen uzaktan kumandalar kullanılabiliyordu. Bu kumanda arayüzlerini bizim istediğimiz frekansta tetikleyebilecek bir düzenleyiciye bağlı olarak çalıştırırsak, cebimizde duran bir elektronik devreye bağlı olarak elimizdeki SLR saniyede 3 kare çekim yaparak çalışmaya başlayabilirdi.

Sesli SLR tetiği

Ama elbette sorunlar hiç bir zaman ilk akla geldikleri kadar basit çözülmüyorlar. Düzenleyici devreye frekans belirlemek için kullanacağımız arayüzü nasıl yapabileceğimizi düşündüğümüzde ilk andaki kadar heyecanlı senaryolar bulamadık. Devreye bağlı potansiyometreler ya da benzeri elektronik parçaların hangi frekansta çalışacağını kalibre etmek ve farklı seçenekler istediğimizde bunu tekrar düşünmek hiç pratik değildi. Burada yine Ziya’nın kıvrak zekası devreye girdi. Ankara’da yıllar önce bu işlerle uğraştıkları bir arkadaşıyla buluştuğu hafta üstteki kutu ortaya çıktı. İçindeki dtmf çözücü ve deklanşör kablosuna arkadaşlık eden mikrofon sayesinde fotoğraf makinası elle ya da dtmf sinyalleriyle kumanda edilebilir hale gelmişti.

Cep telefonlarında Java çalıştırmak böyle durumlarda işlevsel olabiliyor. Şimdi evdeki bütün telefonlarda bu küçük kutuya, istediği sıklıkta dtmf sinyali gönderen küçük bir programcık yüklü. Sıra geldi stop-motion yapmaya…