<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; Rutin</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/category/rutin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Jan 2012 22:32:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Oyuncak müzesine ikinci seferin şerefine&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2011/11/oyuncak-muzesine-ikinci-seferin-serefine/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2011/11/oyuncak-muzesine-ikinci-seferin-serefine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2011 23:27:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[sunay akın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Sunay Akın&#8217;ın İstanbul Oyuncak Müzesi projesini duyduğumdan beri merak etmiş, ancak geçen yıl gitme fırsatı bulmuştum. Express&#8217;in Şehir Hatları bölümüne yazdığım yazıyı, bugün ikinci kez gidince bloga koymadığımı hatırlayarak burada da paylaşmamın iyi olacağını düşündüm. Alttaki yazı Express 117. sayıdan naklen&#8230; Fotoğraflar bugünden&#8230; Yaş sınırı olmayan oyuncaklar Bir hafta içi öğleden sonrasında, ailecek İstanbul Oyuncak <a href='http://loker.radiobrecht.org/2011/11/oyuncak-muzesine-ikinci-seferin-serefine/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sunay Akın&#8217;ın İstanbul Oyuncak Müzesi projesini duyduğumdan beri merak etmiş, ancak geçen yıl gitme fırsatı bulmuştum. Express&#8217;in Şehir Hatları bölümüne yazdığım yazıyı, bugün ikinci kez gidince bloga koymadığımı hatırlayarak burada da paylaşmamın iyi olacağını düşündüm. Alttaki yazı Express 117. sayıdan naklen&#8230; Fotoğraflar bugünden&#8230;</em></p>
<p><em><span id="more-442"></span></em><strong>Yaş sınırı olmayan oyuncaklar</strong></p>
<p>Bir hafta içi öğleden sonrasında, ailecek İstanbul Oyuncak Müzesi’nin yolunu tuttuk. Zaman tercihimiz biraz kalabalıktan kaçınarak gezebilmek içindi, ama öğrendik ki böyle bir şey çok mümkün değil. Toplu okul gezileri her an düzenlendiği için müze hep kıpır kıpır bir kalabalıkla dolu. Şamatacı bir çocuk güruhuyla birlikte olmak bazı anlarda yorucu olsa da, genellikle neşeli durumlar yaratıyor.</p>
<p>Mekân, Sunay Akın’ın ailesinden yadigâr, Göztepe tren yolunun dibindeki bir konak. Müze için özel olarak  tasarlanmış bir planı olmadığı için daracık alanlarda özel tasarımlarla sunum yapılıyor. Konak mimarisi temel alındığı için geniş galeriler yerine oda oda düzenlenmiş bir yapı var. En üst kattan başlamamız konusundaki öneriye uyuyor ve üç kat tırmanıyoruz.</p>
<p><img class="alignright" src="https://img-s.foursquare.com/pix/D21RPSG3RHIP3N4UD4Y3ZE5MG30UCSXMM12NJRTYZNRK3RNB.jpg" alt="" width="200" height="267" />İlk oda 20. yy başlarından ortalarına dek süregiden ve genellikle askerler ya da savaşla ilgili oyuncaklardan oluşuyor. Arka planda sürekli “Schindler’in Listesi”nden hatırladığımız bir parça çalarken, oyuncakların çocukları askerî bir mite inandırmakta kullanılışı, o çocukların Hitler’in askerlerine dönüştüklerinde yarattıkları dehşetle ilişkilendirilmiş. Sunay Akın’ın kaleme aldığı tahmin edilebilen notlar ve açıklamalarda militarizmin oyuncaklara hiç bulaşmaması dileği hissediliyor. Keşke fon müziği gibi iddialı bir işe girişirken tek bir parça seçilmese, hele hele o parça haber bültenlerinde fon müziği olarak iğdiş edilen bir parça olmasaydı da, bu naif istek karikatürize hale gelmeseydi diye düşünüyorum sessizce. Yine de soğuk, temas edilmeyen birer seyir nesnesi olmaktan çıkarılıp da, bir bağlam içinde sunulan oyuncaklar fikri başarılı görünüyor. Sonraki oda, uzay çağı efsanesinin doğuşuna götürüyor bizi. ‘60’lı yıllardan itibaren uzay araştırmaları ve hayalleri etrafında üretilen yerli-yabancı birçok oyuncağı aya çıkıldığı haberini veren gazete sayfalarıyla iç içe izliyoruz. Gece gökyüzünü seyredercesine tasarlanan tavan yine bir bağlam yaratmak için gösterilen çaba ve özeni düşündürüyor. Bu odanın asıl dikkat çekici yönüyse, oyuncakların farklı ülkelerde yapıldığını anlamanın zorlaşması.</p>
<p>Müze genelinde yerli oyuncak sektörünün –ahşap oyuncak üretimini saymazsak– ne kadar içler acısı durumda olduğu anafikir olarak işlenmiş sanılabilir. Oyuncak askerlerin memlekette üretilenlerini keşfetmek hiç zor olmuyor örneğin. Oysa uzay meselesinde hemen herkes birbirine benzer, yakın tasarımlar ve üretimler gerçekleştirebilmiş. Diğer odalardaki oyuncaklar gündelik yaşamı en ince ayrıntısına kadar sunabiliyor. Oyuncaklı hayat bilgisi Uzay ve asker oyuncaklarına yönelik dönem vurguları diğer oyuncaklarda yok. Öteki odalar konuya, oyuncakların yapıldığı malzemeye göre düzenlenmiş. Teneke oyuncaklar, ahşap oyuncaklar, bebek evleri, oyuncak ayılar ya da trenler gibi. Savaş ve uzay odalarında formel olmaktansa bağlamı güçlendirmek üzere yazılmış açıklamalar, bu odalarda kimi ıvır zıvır malûmat notlarına çevriliyor. Örneğin Özal sonrası dönemin ilk şaşaalı oyuncaklarından matchbox (kibrit kutusu) arabaların gerçekten de kibrit kutusuna sığacak boyda olmaları gerektiği için böyle isimlendirildiklerini öğreniyoruz. İngiltere’de bir dönem okula kibrit kutusuna sığamayacak büyüklükte oyuncak getirilmesine izin yokmuş. Matchbox arabalar da bir döküm oyuncak yapımcısının kızına okula götürebileceği oyuncaklar yapma fikrinden doğmuş. Başka bir ilginç malûmat da, ‘40’larda Almanya’da üretilen Türk bayraklı oyuncak askerlere dair. Hitler’in kahraman asker algısını desteklemeye paralel, Türkiye kamuoyunu tavlamak için ürettirdiği propaganda<br />
oyuncaklarının varlığını da müzeden öğreniyoruz.<br />
<img class="alignright" src="https://img-s.foursquare.com/pix/HQDUYKEZBT5PBCOQLVAXNI2FXSCDV04QCCUACA3BNODQZBDG.jpg" alt="" width="200" height="267" /><br />
Bu kadar çok oyuncağı bir arada görmenin, karşılaştırmanın bir şaşırtıcı sonucu da, geçtiğimiz asır boyunca, çocukların gündelik yaşamı öğrenmeye yönelik ne kadar çok bilgiyi oyuncaklar üzerinden alabildiğini gözlemlemek. İçinde insan figürü ya da tava, kuş kafesi gibi ayrıntılı modellerle oynanabilen evlere hemen her türden esnaf eşlik ediyor. Bir tuhafiyeci ya da kitapçı dükkanını ya da kasabı oyuncağından tanımak mümkün. Geçen zamanla birlikte yaşanan değişimin sonucu olarak, artık bu bir dönem bilgisi olarak ayrıca önem kazanmış durumda. Çamaşır, bulaşık makineleri ya da klozet gibi örnekler, oyuncak yapımına konu olamayacak hiçbir şeyin olmadığını düşündürüyor.</p>
<p>Kız ve erkek çocuklar için düşünülen oyuncaklar ise başlı başına incelenebilecek (ve incelenmiş olan) bir konu elbette. Ev işlerine yönlendiren, hatta eğiten, alıştıran, sevdiren misyonlarla üretilen oyuncaklar, Ira Levin’in “The Stepford Wives” romanıyla karikatürize biçimde tasvir edilebilen ev kadını rolünün nasıl inşa edildiğini hatırlatabiliyor. Bu oyuncaklara rastgeldiğimiz ikinci katı o an gelen bir tur eşliğinde gezmeye başladığımız için en az oyuncaklar kadar çevremizi saran kalabalık da ilgimizi çekiyor. Çocukların müzeyle, oyuncaklarla ve birbirleriyle kurduğu ilişki başlı başına seyirlik. Akıllara zarar bir cep telefonu ve (aslında aynı cihazın uzantısı olarak) fotoğraf makinesi kullanımı var. Çocukların teknolojiyle ilişkisi üzerine ne duymuş olursam olayım, oyuncak müzesinde değil de, Tahtakale’deki döviz pazarı nda gibi hissetmemi sağlayacak bu telâş hâlini gözümde canlandırmam mümkün olmazdı.</p>
<p><strong>Topaç, Vita tenekesi, horoz şekeri </strong></p>
<p>Müzenin giriş katına döndüğümüzde yerli oyuncakların en güçlü ve özgün yanına ayrılmış bir bölüme geliyoruz. Ahşap oyuncaklarla ağzına kadar doldurulmuş bir dükkân, içinde el yapımı oyuncakların üretim sürecini gösteren bir mankenle birlikte sergileniyor. Vitrinde duran bir topacın yanında epeyce değişik şekilli bir oyuncağın da farklı bir topaç tasarımı olup olmadığını tartışmaya koyuluyoruz. Tam o sırada yanımızdaki bir kadın dönüp bize topacın bir oyuncak olduğunu öğreterek, nasıl oynandığını anlatmaya çalışıyor. Genç göründüğümüze sevinsek mi diye düşünsek de, biraz bozuluyoruz. Bozulmamızın nedeni, bilmiyor olduğumuzu düşünmesinden çok, bir anda maruz bıraktığı nostalji duygusu. Bu nostalji vurgusunun müze geneline sirayet ettiğine bir anda uyanıyoruz. Örneğin, müzenin bir köşesinde, yirmi yıldır göze çarpmayan markalar ve ambalajlarla dolu bir “bakkal” var. Oyuncak müzesinde bakkalın yeri olabilir elbette. Bir dönem oyuncakların en çok satıldığı yerlerin kırtasiye ve bakkal dükkânları olduğunu hatırlıyorum. Fakat bakkalın durumu, bu ilişkiyi göstermekten ziyade, “şimdinin çocuklarına Vita tenekesi göstermek” fikriyle sınırlı kalmış bir sergilemeye takılıyor. Toplu gezi biçiminde düzenlenen organizasyonlar sayesinde yoğun katılımları sağlanan çocuklar için anlaşılması zor bir unsur bu. Bir yağ tenekesi, 1900 yılında üretilmiş, el yapımı bir oyuncakla neredeyse aynı önemde sunulunca, çocuklar bu müzedeki deneyimden ilk kez görülen nesneler önemlidir gibi bir sonuç çıkarabilirler elbette. Müzenin belki de tasarımında ıskalanan tek bir nokta zincirleme olarak bu etkiyi pekiştirmeye yarıyor. Müzeyi tasarlayanlar, kendilerini merkeze koydukları bir algı noktası belirlemiş görünüyorlar. Bu sadece kavramsal çerçevede değil, fiziksel tasarımda da kendini gösteriyor. Artık alışveriş merkezlerinde bile merdivenlere çocuklar için ikinci ve alçak bir trabzan eklemek gibi çözümler akıl edilirken, müzedeki tüm yazılı açıklamalar yetişkinler için normal sayılabilecek yükseklik ve açılara yerleştirilmiş. Bu da müzenin çocuklar tarafından tamamen seyirlik bir deneyim olarak algılanmasını, işin bağlam ve bilgi kısımlarının es geçilmesini kolaylaştırıyor.</p>
<p>Bu ani tespit zincirine kendimizi kaptırdığımız ahşap oyuncak dükkânından, çoğunlukla plastik ve yerli oyuncakların sergilendiği son bölüme ulaşıyoruz. Fatoş oyuncaklarının yarım kalmış bir projesi olarak Adile Naşit bebeği parçalarını seyrediyoruz. Güzel olabilecek bir projeymiş aslında. Yine nostalji kısmına hizmet eden bir unsur olarak Horoz Şeker kalıbı gözümüze çarpıyor. Hatıra parası basmaya yarayan bir makineyle birlikte kendi zamanımıza geri döndüğümüzü anlıyoruz. Girişte bilet aldığımız masa, müzeciliğin güncel eğilimiyle “Gift Shop” görevini de üstlenmiş durumda. Şöyle bir karıştırıp müze kataloğu almaya karar veriyor ve dışarı çıkarak tütün keselerimize, sigara paketlerimize davranıyoruz. Tuvaletlerin de tasarım bütünlüğüne uygun ve çok eğlenceli olduğunu duymuştuk, unutmuşuz. Bir daha gelişimizde ona da bakalım diyerek uzaklaşıyoruz. Bir daha gelinir mi? Gelinir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2011/11/oyuncak-muzesine-ikinci-seferin-serefine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O gün orada olmak&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2011/03/o-gun-orada-olmak/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2011/03/o-gun-orada-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2011 19:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[1 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[Hani insan zaman zaman başına gelen bir şeyi, &#8220;bir gün çocuklarıma anlatabileceğim bir hikaye bu&#8230;&#8221; diye hisseder ya&#8230; (Gerçi bu genelde filmlerde olur herhalde ama&#8230;) Bundan sekiz yıl önce, neredeyse yirmi gün boyunca, gece gündüz demeden Ankara sokaklarında yürüttüğümüz kampanyanın sonucunda yüzbinlerce insanın bir araya geldiği dev mitingle Türkiye&#8217;nin Irak&#8217;ın işgal edilmesine taraf olmasına engel <a href='http://loker.radiobrecht.org/2011/03/o-gun-orada-olmak/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani insan zaman zaman başına gelen bir şeyi, &#8220;bir gün çocuklarıma anlatabileceğim bir hikaye bu&#8230;&#8221; diye hisseder ya&#8230; (Gerçi bu genelde filmlerde olur herhalde ama&#8230;) Bundan sekiz yıl önce, neredeyse yirmi gün boyunca, gece gündüz demeden Ankara sokaklarında yürüttüğümüz kampanyanın sonucunda yüzbinlerce insanın bir araya geldiği dev mitingle Türkiye&#8217;nin Irak&#8217;ın işgal edilmesine taraf olmasına engel olmuştuk. Ben de bugünü öyle hatırlıyorum&#8230; 1 Mart 2003 muhteşem bir gündü&#8230;</p>
<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2011/03/bekleme.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-370" title="Tezkerenin red kararı çıkmak üzereyken" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2011/03/bekleme-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2011/03/dsc00014.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-371" title="Mitingden bir an" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2011/03/dsc00014-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2011/03/o-gun-orada-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karne değil okul lazım! Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi TOKİ&#8217;ye satıldı!</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 07:17:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[etiler otelcilik turizm meslek lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[toki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[18 Haziran Cuma günü karne günü, milyonlarca öğrenci karne alacak. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri mutsuz, öğretmenleri mutsuz. Okulları TOKİ’ YE satıldı. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri karne değil okulumuzu istiyoruz diyorlar. Okullarından alacakları son karneyi mutsuzluklarının ifadesi olarak saklamak istemiyorlar. Okulları satılan Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi ve satışı planlanan diğer okulların <a href='http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/n649404334_172081_3142.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-288" title="n649404334_172081_3142" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/n649404334_172081_3142.jpg" alt="" width="388" height="286" /></a>18 Haziran Cuma günü karne günü, milyonlarca öğrenci karne alacak.  Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri mutsuz, öğretmenleri  mutsuz. Okulları TOKİ’ YE satıldı. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi  Öğrencileri karne değil okulumuzu istiyoruz diyorlar. Okullarından  alacakları son karneyi mutsuzluklarının ifadesi olarak saklamak  istemiyorlar.</div>
<div></div>
<div>Okulları satılan Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi ve satışı  planlanan diğer okulların Öğrencileri Cuma günü saat 10.00 da  okullarının önünde; karnelerini ailelerinin, öğretmenlerinin, basının  önünde yırtacaklar, yakacaklar! Okuluma Dokunma İnisiyatifi olarak Cuma  günü Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencilerinin yanında  olacağız. Bu öğrenciler bizim, öğrencilerin haklı, meşru tepkisinde  yanlarında olalım, onları yalnız bırakmayalım!</div>
<div></div>
<div id="c-14375b3577ae4010b61bbf61f2ed49c8">
<div>Buluşma zamanı ve yeri, 18.Haziran Cuma Günü saat 10.30 // Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi  Önü (Ak Merkez çaprazı) Lütfen yayabildiğiniz kadar yayın. Okullar da  alışveriş kültürünün, rant kültürünün yıkıcılığından nasibini almasın. Blogda yazın, sosyal medyada paylaşın, okulların bile artık satıldığını, o noktaya geldiğimizi eşinize, dostunuza duyurun.</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet özgürlüğü için güçbirliği toplantısı</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 21:44:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: <a href="http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform" target="_blank">http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet tellalı TARAF emekçiyi sömürüyor</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 13:22:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[evrim kepenek]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvencesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Taraf Gazetesi&#8217;nde &#8220;stajyer&#8221; konumunda bir sene çalıştırılan ve ardından seni kadroya almıyoruz denilerek ilişiği kesilen Evrim Kepenek&#8217;in gazeteye açtığı tazminat davasının ikincisi yarın saat 11&#8242;de, Kadıköy&#8217;deki iş mahkemesinde gerçekleşecek. (basın bülteninden) Klasik hikayeler ne yazık ki bunlar&#8230; Ne hak ve hukuk taraftarı olmak, ne meselelere soldan bakıyor olmak, birilerinin hakkını çiğnemeye engel olmuyor bu ülkede. <a href='http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://picasaweb.google.com/lh/photo/uWg_2JYgzXaZmx_WXC-FCQ?feat=directlink"><img class="alignright size-medium wp-image-265" title="Evrim Kepenek basın açıklaması" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/05/Picture-1-198x300.png" alt="Evrim Kepenek basın açıklamsı" width="198" height="300" /></a>Taraf Gazetesi&#8217;nde &#8220;stajyer&#8221; konumunda bir sene çalıştırılan ve ardından seni kadroya almıyoruz denilerek ilişiği kesilen Evrim Kepenek&#8217;in gazeteye açtığı tazminat davasının ikincisi yarın saat 11&#8242;de, Kadıköy&#8217;deki iş mahkemesinde gerçekleşecek. (basın bülteninden)</p>
<p>Klasik hikayeler ne yazık ki bunlar&#8230; Ne hak ve hukuk taraftarı olmak, ne meselelere soldan bakıyor olmak, birilerinin hakkını çiğnemeye engel olmuyor bu ülkede. Taraf&#8217;ın sicili pek iyi sayılmaz zaten&#8230; Daha önce Ahmet Şık atılmış ve gazete yönetimi bunu &#8220;bir mücadele veriyoruz, arada böyle şeyler yaşanır&#8221; diye geçiştirmişti. Ankara bürosuyla yönetim arasındaki gerginlik kendine çok daha geniş yer bulmuştu&#8230; (<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16893568" target="_blank">ekşisözlük&#8217;ten bir express alıntısı</a>)</p>
<p>Bu davayı takip etmek lazım&#8230; Bu hikayeyi yaygınlaştırarak başlayalım&#8230; Bunun için Picasa&#8217;daki <a href="http://picasaweb.google.com/108330664391035216645/EvrimKepenekBasNAcKlamas" target="_blank">fotoğrafları</a> özgürce kullanabileceğinizi hatırlatmak isterim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/05/adalet-tellali-taraf-emekciyi-somuruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinemaların ışıkları bir bir sönerken&#8230; Emek Sineması önünde bir hareketlilik&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/sinemalarin-isiklari-bir-bir-sonerken-emek-sinemasi-onunde-bir-hareketlilik/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/sinemalarin-isiklari-bir-bir-sonerken-emek-sinemasi-onunde-bir-hareketlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 12:17:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[alcazar sineması]]></category>
		<category><![CDATA[dziga vertov]]></category>
		<category><![CDATA[emek sineması]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul film festivali]]></category>
		<category><![CDATA[kapanan sinemalar]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[sokak partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Derinden Ankara&#8217;lı bir insan olarak, konuyla ilgili daha önemsediğim, yaralayıcı bulduğum olaylar Ankara&#8217;da yaşanmış örnekler benim için. Akün Sineması gitti önce, sonra Kavaklıdere Sineması. Her ikisi de işletmecileri tarafından fedakarlıklara yaşatıldılar bir süre, geciktirilen bir ölüm daha kolay kabullenilebilirmiş gibi. Sonra belki bir varlıktan bahsetmediğimiz için, punduna getirilerek kabullenilir bir ölüm biçildi sinema salonlarına. Sinema <a href='http://loker.radiobrecht.org/2010/04/sinemalarin-isiklari-bir-bir-sonerken-emek-sinemasi-onunde-bir-hareketlilik/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-205" style="margin: 1px; border: 1px solid black;" title="421922_p3d-cinema-audience-posters-7633482" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/04/421922_p3d-cinema-audience-posters-7633482-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" />Derinden Ankara&#8217;lı bir insan olarak, konuyla ilgili daha önemsediğim, yaralayıcı bulduğum olaylar Ankara&#8217;da yaşanmış örnekler benim için. Akün Sineması gitti önce, sonra Kavaklıdere Sineması. Her ikisi de işletmecileri tarafından fedakarlıklara yaşatıldılar bir süre, geciktirilen bir ölüm daha kolay kabullenilebilirmiş gibi. Sonra belki bir varlıktan bahsetmediğimiz için, punduna getirilerek kabullenilir bir ölüm biçildi sinema salonlarına. Sinema ölmüştü, salonların cenazelerini açıkta bırakmak niye?</p>
<p><span id="more-204"></span>Açıldığı filmle kapanmaya karar veren Akün, özel bir gösterimle Hababam Sınıfı&#8217;nı göstermeye karar verdi son olarak. Ben gitmemiştim, gidenlerden duyduğum, duygusal anlar eşliğinde bir seromoni yapılabilmiş gerçekten. Kavaklıdere böyle bir kapanış yaptı mı duymadım bile. Galiba Eskişehir&#8217;de çalıştığım döneme denk geldi, bir vardı, bir yoktu.</p>
<p>Şimdi İstanbul&#8217;da, burada olan bitene daha yakınım, ama sanırım duygusallığım zayıfladı. Belki geçmişim olmayan bir şeyden bahsedildiği için soğukkanlı ve kabayım. Alkazar Sinemasının kapandığı haberi duyurulurken hafif bir rahatsızlık hissettim örneğin. &#8220;Onat Kutlar&#8217;ın da kurucuları arasında bulunduğu Alkazar kapanıyor&#8221; vurguları, biraz serzeniş içeren, biraz sinemanın geldiği hallere dair göndermeler yapan mesajlar içeriyor diye düşünmüştüm.</p>
<p>Bu duygularla karşı karşıyaykense, içimden geçenler &#8220;Alkazar benim hatırladığım, franchise sinemalarla aynı içeriğe sahipti, Onat Kutlar kurdu ya da duvarında kırmızı kadife var diye niye ayrıca üzüleyim şimdi ben?&#8221; diye özetleyebileceğim bir yabancılık vardı. Hakkını yemeyeyim, bir misyonu sürdürmüş ve şimdi de kaybetmiş olmanın samimi üzüntüsü halinden belli olan Adalet Dinamit konuyu her yönüyle ele alıyordu:</p>
<blockquote><p>&#8221;Alkazar Sineması&#8217;nı bütünüyle yenileyip 28 Şubat 1994 tarihinde &#8221;Germinal&#8221; filminin gösterimi ile açılışını yaparak, yeni bir film programı anlayışı ile sinemaseverlerin hizmetine sunan biz Alkazar Sineması&#8217;nın yönetimi, buruk bir hüznü tüm benliğimizle hissettiğimiz şu günlerde bu oyunu yeniden anımsadık. Büyük alışveriş merkezlerindeki son derece yüksek yatırımlarla yapılan, teknolojik olanaklarla donatılmış olan ve popüler, ticari filmleri izleyiciye sunan 8-10 perdeli sinema salonlarına karşı, adeta kahraman bakkallar gibi küçük, iddiasız sanat sineması olmayı sürdürecek gücümüz ne yazık ki kalmadı.&#8221;</p></blockquote>
<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/04/alkazar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-207" style="margin-top: 1px; margin-bottom: 1px; margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="alkazar" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/04/alkazar.jpg" alt="Alkazar sineması" width="184" height="227" /></a>Metni buraya kadar okuduğumda hala &#8220;yahu ne sanat sineması? bildiğin hollywood filmi oynuyordu sizin dükkanda&#8230;&#8221; serzenişinde bulunabiliriz. Ne yazık ki bir çok gazeteci zaten uzun şeyler okumayı sevmediklerinden herhalde, burayı alıntılamayı tercih ettiler. Oysa benim itirazımın Adalet Dinamit de farkındaydı ve katılıyordu bu duruma, benim bilmediklerimi de ekleyerek:</p>
<blockquote><p>Kendileri de birer Alkazar sevdalısı olan Alkazar Sineması&#8217;nın işletmecileri, son yıllarda bu işletmeyi yaşatmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar, maddi ve manevi her türlü özveride bulundular ama işte buraya kadar&#8230; Sinema salonlarına bırakınız en küçük destek vermeyi, sinemaları birer sanat mekanı değil, eğlence mekanı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonlarını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkum eden merkezi yönetim, bakanlık ve belediye yönetimleri adına sizlerden özür diliyoruz.</p></blockquote>
<p>Hal bu iken sinema salonlarına &#8220;sanat sineması değildiniz ki zaten&#8221; demek haksızlık olurmuş. Sözümona serbest piyasa ekonomisi adı altında yaşanan talan, kalkıp da bu serbestiden yararlanmak istediğinizde &#8220;senin neyine&#8221; diyen bir ceberrutun elinin tersiyle tanışmaya dönüyor. Bir yandan yılların kültür mirası özelleştirilebiliyor, satılabiliyor, yıkılabiliyor&#8230; Öte yandan &#8220;ben para kazanmasam bile film göstermek istiyorum&#8221; dediğiniz zaman devlet size yurtdışından lisansla getirilen teknolojilerin, kuralların olduğu, dağıtım ağlarında öncelikli davranılan birbirinin kopyası sinema salonlarıyla aynı davranıyor.</p>
<p>Bu eşitsizliğin giderilmesi gerekiyor ki, bir yandan da <a title="Bianet'te yeni sinema hareketi haberi" href="http://bianet.org/bianet/kultur/121036-yonetmenler-ve-yapimcilardan-yeni-sinema-hareketi" target="_blank">Yeni Sinema Hareketi</a> gibi hareketlerin sonucunda güzel filmler çekildiğinde onları izleyecek salon bulalım.</p>
<p>Dün gece bu fikirlerle doluyken yaşayabileceğim güzel bir deneyim yaşadım. <a href="http://emeksinemasi.blogspot.com/">http://emeksinemasi.blogspot.com</a> adresinden, sosyal medya ağlarından haberleşilerek Emek Sinemasında toplanan bir grup orada Dziga Vertov&#8217;un Kameralı Adam filmini izlemek üzere bir araya geldi. Elbette Emek Sinemasında izlenemedi film, kapıya çoktan kilitler vurulmuş bir sinema salonuna dikkat çekmekti amaç daha çok. Sokağa bir perde gerildi, ses sistemi kuruldu ve önce film gösterildi, sonra müzik çalınarak bir sokak partisi gerçekleştirildi.</p>
<p>Açıkçası şahsen Emek Sinemasını kurtarabilecek herhangi bir yöntem bilmiyorum. Kim sahiplenirse sahiplensin bu talebi, ortadaki kentsel dönüşüm rüzgarlarına topyekün karşı çıkma çabaları bu kadar zayıfken, insanlar evlerinden kovulurken ve çare bulamazken bir sinema salonunun daha şanslı olabileceğini düşünmeye fırsatımız olduğuna inanacak kadar iyimser değilim. Aklın kötümserliği baskın çıkıyor, ama hani iradenin iyimserliği? O da bu eylemden doğuyor işte aslında.</p>
<p>Sokaktan gelip geçen insanlar neler olduğunu sormaya başladığında başlıyor iyimserlik. Emek Sineması ile ilgili fikirleri yaymak için, bu fikirleri önemsememizin temelindeki hafıza, kültür mirası, özgür bir sinema gibi dinamiklerden bahsetmenin en güzel yollarından biri, bunları Vertov eşliğinde konuşmak gerçekten.</p>
<p>İradenin değil, Polyanna&#8217;nın bile iyimserliğinin izin vermeyeceği kadar uçarsam, bir hayal kurayım: Böyle etkinlikleri sıklaştıralım ve yaygınlaştıralım. Bir çok farklı yerde yapmaya başlayalım. Öyle ki, insanlar sinemaya gitmekten bunu anlayabilir hale gelsin. Böylece sinemacılar sokak gösterimlerini de bir seçenek olarak düşünebilsin. İnan Temelkuran mesela Bornova Bornova için salon bulamazsa bile, insanlarla filmini bu gösterimlerde buluşturabilsin. Bu, o gibi filmlerin ticari dağıtım ağında var olamazken nasıl finanse edilebileceği sorununu çözmeye çok uzak biliyorum. Öte yandan, aynı anda bütün sorunları birden çözmemiz zor değil mi? Hem bu fikir kendi içinde yeterince sorun taşıyor.</p>
<p>Gösterim sırasında gelen polisler, bu etkinliğin bir izni olup olmadığını sorduğunda mekandaki avukat arkadaşlar durumu bir şekilde halletti. Oysa yaygın ve sık biçimde buna benzer gösterimler olursa, nasıl karşılanır? Belediyeden işgaliye parası istemek üzere gelmezler mi mesela? Gelirler&#8230; İşte o zaman asıl fırsat doğar. İnsanlara keyifle sinema izleyebilmek için para ödemek zorunda olduklarını, bu paranın devlet nezdinde franchise sinema salonları ile aynı şekilde değerlendirilen halde olduğunu anlatma şansımız doğar. Bu da tepki doğurmazsa, zaten sinema salonlarına ve özgür bir sinemaya ihtiyacımız yok, biz çoktan ölmüşüz demektir. Hadi, şimdilik oraya kadar gitmeyelim. İradenin iyimserliği önde dursun.</p>
<p>Bir sinema salonunun kapanması, Emek söz konusu ise, Alcazar söz konusu ise bence sinemacılardan önce mimarları üzmeli. Ne yazık ki, mimarlar yukarda da bahsettiğim gibi, bunun çok büyük bir resmin içinde küçücük bir detay olduğunu düşünüyor olmalılar. Onlardan pek ses çıkmadı. Oysa kentsel dönüşümün korkunçluğu konusunda kamuoyunu harekete geçirmek için bir sinema salonunun romantizmi belki de daha çok işe yarardı&#8230;</p>
<p>Memlekette yasa koyuculara, yasal düzenlemelerin işlerliğine güven o kadar uzun süre önce kaybolmuş ki, kimse bir takım düzenlemelere müdahale etmekten bahsetmiyor bile artık. Oysa kültür piyasasını düzenleyen arkaik kanunları değiştirmemiz gerekiyor acilen. Özgür sinema salonları için, kültür endüstrisi ürünlerine açık erişim için, yaygın ve kullanılabilir durumda, gelişkin halk kütüphaneleri için mücadele etmezsek, yarın bu piyasanın tam hakimi hale gelen kültür holdinglerinden bizim için iyilik yapmalarını, sadaka bekler gibi beklemek ne işimize yarayacak ki? Hadi işe yarayacak olsun, yüzümüz olacak mı istemeye, beklemeye?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/04/sinemalarin-isiklari-bir-bir-sonerken-emek-sinemasi-onunde-bir-hareketlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etrafınıza iyi bakın&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 08:59:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Fotoğrafçı:]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[blogosfer]]></category>
		<category><![CDATA[görsel tarih arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[helen levitt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Sekiz ayrı yazar tarafından etrafta olup bitene dair yazı ve görsellerle şenlenen etrafta.com&#8217;da fotoğraf konusunda son bir iki günde iki ayrı not edilmesinde fayda olacak cinsten yazı düştü. GTA &#8211; Görsel Tarih Arşivi ve Güle Güle Helen Levitt yazıları erken dönem Türkiye Cumhuriyeti fotoğraf ve her tür görsel materyal arşivine dair meraklılar için, Helen Levitt yazısı <a href='http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sekiz ayrı yazar tarafından etrafta olup bitene dair yazı ve görsellerle şenlenen etrafta.com&#8217;da fotoğraf konusunda son bir iki günde iki ayrı not edilmesinde fayda olacak cinsten yazı düştü.</p>
<p><a href="http://etrafta.com/2009/03/28/gta-gorsel-tarih-arsivi/">GTA &#8211; Görsel Tarih Arşivi</a> ve <a href="http://etrafta.com/2009/03/30/gule-gule-helen-levitt/">Güle Güle Helen Levitt</a> yazıları erken dönem Türkiye Cumhuriyeti fotoğraf ve her tür görsel materyal arşivine dair meraklılar için, Helen Levitt yazısı da hem bu fotoğrafçıyı tanımayan ya da görmüş, yanından geçip gidivermiş insanlar için harika kaynaklar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/etrafiniza-iyi-bakin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>8. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği ve Özgür Günler bir arada&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/8-linux-ve-ozgur-yazilim-senligi-ve-ozgur-gunler-bir-arada/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/8-linux-ve-ozgur-yazilim-senligi-ve-ozgur-gunler-bir-arada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 08:44:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[açık kaynak günleri]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[şenlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Şubat-Mart civarında Açık Kaynak Günleri&#8217;ni düzenler (Birincisine Kuştepe&#8217;de oturan kimi kaynakçılar da ilgi göstermiş derler, söyleyenlerin yalancısıyım) Mayıs ayında da Linux Kullanıcıları Derneği&#8217;nin Linux ve Özgür Yazılım Şenliği, kısaca şenlik olurdu. Geçen yıl Açık Kaynak Günleri düzenlenemedi. Bu yıl, İstanbul&#8217;un bu güçlü etkinliği şenlikle birleşerek döndü. İstanbul&#8217;da LKD şenliği isteyen dernek <a href='http://loker.radiobrecht.org/2009/03/8-linux-ve-ozgur-yazilim-senligi-ve-ozgur-gunler-bir-arada/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Şubat-Mart civarında Açık Kaynak Günleri&#8217;ni düzenler (Birincisine Kuştepe&#8217;de oturan kimi kaynakçılar da ilgi göstermiş derler, söyleyenlerin yalancısıyım) Mayıs ayında da Linux Kullanıcıları Derneği&#8217;nin Linux ve Özgür Yazılım Şenliği, kısaca şenlik olurdu.</p>
<p>Geçen yıl Açık Kaynak Günleri düzenlenemedi. Bu yıl, İstanbul&#8217;un bu güçlü etkinliği şenlikle birleşerek döndü. İstanbul&#8217;da LKD şenliği isteyen dernek üyeleri çoğunlukta olunca, iki ekip güçlerini birleştirdi. </p>
<p>17-18 Nisan tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsünde düzenlenecek etkinlikte ben de Copyleft kavramının hem geçmişi hem de olası gelecekleri üzerine fikirlerimi paylaştığım, olayın özgür yazılımdan doğarak, nasıl kültür endüstrisine sıçradığının ve neler yaşandığına dair üç-beş söz söyleyeceğim.</p>
<p><a hreF="http://senlik.linux.org.tr">http://senlik.linux.org.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/8-linux-ve-ozgur-yazilim-senligi-ve-ozgur-gunler-bir-arada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Teknik dergisindeki sansür rezaleti üzerine&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 20:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve teknik]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuda bir şeyler yazmıştım, hatta kimi dostlar &#8220;kısa ve öz yazmıştın güzel oldu&#8221; demişlerdi; ama kısa anlatmaya alerjim olduğu için, bu konunun neden yaşanışından haftalar sonra haber edilişini ve başka yönlerini, bu alanda daha önce de haberler yapmış olan ve etraflıca tartışılması için daha uygun bir zemin olacağına inandığım Düğümküme&#8216;de yayınladım. İlgilileri oraya beklerim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu konuda bir şeyler yazmıştım, hatta kimi dostlar &#8220;kısa ve öz yazmıştın güzel oldu&#8221; demişlerdi; ama kısa anlatmaya alerjim olduğu için, bu konunun neden yaşanışından haftalar sonra haber edilişini ve başka yönlerini, bu alanda daha önce de haberler yapmış olan ve etraflıca tartışılması için daha uygun bir zemin olacağına inandığım <a href="http://www.dugumkume.org">Düğümküme</a>&#8216;de yayınladım. İlgilileri <a href="http://dugumkume.org/tubitakta-darwinin-sansurlenmesinin-dusundurdukleri">oraya</a> beklerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de etkinlik vaziyetlerine dair&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/turkiyede-etkinlik-vaziyetlerine-dair/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/turkiyede-etkinlik-vaziyetlerine-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 17:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Musiki]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[dream theatre]]></category>
		<category><![CDATA[manu chao]]></category>
		<category><![CDATA[sergent garcia]]></category>
		<category><![CDATA[tindersticks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Kimi zaman organizasyon firmaları, anlaşabildikleri mekanlar ve yapmak istedikleri organizasyon arasındaki ilişkinin sağlıklı olup olmadığını gözardı ediyor gibi geliyor bana&#8230; 4 Temmuz 2006&#8242;da Esma Sultan Yalısı Sergent Garcia konseri için evsahipliği yaptığında İKSV bu örneklerden birini yaratmıştı örneğin. İKSV&#8217;nin organizasyon yapısına bakınca caz festivali (klasik müzik festivalinde getirmeyeceklerdi ya&#8230;) kapsamında getirmeleri anlaşılır, ama neden Esma <a href='http://loker.radiobrecht.org/2009/03/turkiyede-etkinlik-vaziyetlerine-dair/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi zaman organizasyon firmaları, anlaşabildikleri mekanlar ve yapmak istedikleri organizasyon arasındaki ilişkinin sağlıklı olup olmadığını gözardı ediyor gibi geliyor bana&#8230;</p>
<p>4 Temmuz 2006&#8242;da Esma Sultan Yalısı Sergent Garcia konseri için evsahipliği yaptığında İKSV bu örneklerden birini yaratmıştı örneğin. İKSV&#8217;nin organizasyon yapısına bakınca caz festivali (klasik müzik festivalinde getirmeyeceklerdi ya&#8230;) kapsamında getirmeleri anlaşılır, ama neden Esma Sultan Yalısı? Ki, gitmemiştim, ama giden arkadaşlarım bu tuhaf birleşimin sonuçlarından beklenebilecek her türlü olumsuzluğa tanık olduklarını anlatmışlardı.</p>
<p>Bir kaç hafta önce de (18 Şubat) Tindersticks dinlemeye Cemal Reşit Rey konser salonuna gittiğimizde rastladığım herkes aşağı yukarı benzer tepkiler veriyordu. Tindersticks orada dinlenebilir miydi?<br />
<span id="more-47"></span><br />
Ben grupla gerçek tanışmamı o gün, orada yaşadığım için peşin bir hükmüm yoktu, ama müziklerindeki dinlendirici tavır o koltuklar ve öncesinde altı saat ders anlatmış olmakla birleşince &#8220;bunu saymayız, bir daha tanışalım&#8221; diye düşündürdü&#8230;<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-49" title="tindersticks" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2009/03/tindersticks.jpg" alt="tindersticks" width="466" height="328" /><br />
Gelgelelim, aklıma takılan başka bir tuhaflık o gün kafamı azıcık kurcaladı, bugünse yolda yürürken aniden bir daha geliverdi. Neden yurdumda (başka yerlerde de böyledir belki ya, nereden bileyim) insanlar bir şarkıları ya da bir tanecik albümleriyle tanıdıkları müzisyenlerin konserlerini dolduruverir ve sonra tuhaflık dediğim şey yaşanır?</p>
<p>Konserin tanıtımında Tindersticks&#8217;in son albümünün tanıtımı çerçevesinde Türkiye&#8217;de olacağı, ağırlıkla bu albümden parçalar yer alacağı yazıyordu. Ben sevdiceğimle (onun tercihiyle) gideceğim bu konseri biraz daha iyi hissedebilmek için evdeki eski albümlerden biraz beslenmeyi de denemiştim.</p>
<p>Konser güzel güzel aktı, gitti ve selam verip sahneden çekildi grup. Ardından hıncahınç bir alkış. Her tiyatro oyununu illa ki ayakta alkışlayan bir kitlenin var olduğu memleketimde bis yapmadan dönebilen müzisyen de olmaz. Ayıp falan sanılıyor belki genel olarak baktığımızda, bilemiyorum. Burada durum daha farklıydı, seyirci gerçekten de henüz beklediğini alamamış, veda etmeye hazır olmadığını bağıra bağıra duyuruyordu gruba. Beklenen oldu, grup yeniden sahne aldı, herkeste bir mutluluk, tekrar selam ve bir daha alkışlar.</p>
<p>Şimdiye dek gittiğim en etkileyici konserlerden biri Manu Chao ve Radio Bemba Sound System&#8217;in Maslak Venue (doğru hatırlıyorsam)&#8217;de verdikleri konserdi. Konserin sonlarına doğru Manu Chao sahnede bir yere oturmuş, elindeki şişeden su içiyor, müzik ve seyircilerin dansı tam gaz devam ediyordu. Öyle bir elektrik vardı ki, kimse konserin bitmesini istemiyordu ve bunu alkışla, bis isteğiyle ifade etmeye gerek bile kalmamıştı. Organizasyon yasal nedenlerle (saat gece 02.00 olduğu için) konserin son bulmak zorunda olduğunu açıkladığında, adım atacak hali kalmamış yüzlerce seyirci ve grup aynı mutluluk ve &#8220;keşke bitmeseydi&#8221; duygularıyla dağıldı&#8230;</p>
<p>İki kere bis&#8217;e çağrılan bir grup için de, insan düşünüyor önceki parçaları çalarken bitse de gitsek elektriğiyle dolu bir salon neden bu kadar gaza gelebiliyor diye&#8230; İşte ikinci bis için sahneye gelen grubu karşılarken bağrılan istek parçalarından o motivasyon da belli oldu. İlk albümdeki hit parçalar konserde çalınmamıştı ve seyirci o parçaları canlı dinlemek istiyordu.</p>
<p>Evet, anlaşılabilir bir durum, adamların Türkiye&#8217;ye ikinci gelişleri, bir önceki de epey önceymiş. Bir sürü grubun efsane parçası vardır ve onları canlı dinleyebilen her hayran, o efsaneleri de dinlemeyi ister. Haksız değiller&#8230; Yine de, bir de grubun yerine koydum kendimi&#8230; Belki de &#8220;ulan bir tanecik albüm çıkarmadık ya biz, sonrakileri de dinleyin azıcık&#8221; diye hissedebilirdim&#8230; Ya da düpedüz saçmalıyorum. Elimden başka türlüsü gelmiyor, gerçekten de her tiyatro oyunu ayakta alkışlanmayı (hele bu ülkede pek çoğu tam tersini hak ederken) her konserin sonunda bis beklemeyi alışkanlık haline getirmiş bir izleyici topluluğunun, alışkanlıklar, sahne adabı gibi motivasyonları, duygularından daha önde çalışıyor gibi hissetmekten alıkoyamıyorum kendimi.</p>
<p>Aklıma Dream Theatre geliyor. Grup, aynı şehirde çok sık arayla iki konser verdiği durumlarda ikinci konserlerini bir başka grubun bir albümünün baştan sona yorumlanmasıyla vermiş bir kaç kez. Dream Theatre&#8217;dan Master of Puppets albümünü baştan sona dinlemek gibi bir olanakla karşılaşınca şaşkınlıkla öğrenmiştim. Acaba Türkiye&#8217;ye iki-üç ay arayla gelseler ve ikinci konserlerinde kendi parçalarının hiçbirine yer vermeseler seyirci nasıl davranırdı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/turkiyede-etkinlik-vaziyetlerine-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

