Category Archives: Sinema

Film okumaları, sinema üzerine tartışmalar, hareketli görüntüye dair her türlü kuramsal soru, inceleme, not vb. yazılar

LyX (İmkânı dar olanlara LaTeX) ile yayıncılık

5NE1KİM'den sayfa görüntüsü
instagram / löker

Postacı Yayınevi, Timur Soykan’ın kurduğu genç bir yayınevi. Şimdiye dek İsmail Saymaz ve Ahmet Şık’ın birer kitabıyla, kendi yazdığı bir polisiyeyi yayımlamıştı. Son olarak Mustafa Alp Dağıstanlı’nın medyada sansür ve oto sansür hikâyelerini anlattığı 5NE1KİM başlıklı kitabını yayımladı. Bu kitapla birlikte, Soykan’ın ufak bir ekiple, hızlı davranarak kitap üretmek için tercih ettiği bir teknolojiyi konu etmenin ayrıca anlamlı olacağı fikrine kapıldım.

Continue reading LyX (İmkânı dar olanlara LaTeX) ile yayıncılık

film ve dijital mecralar arasında görüntünün dili…

Kafayı uzun zaman önce dijital görüntünün sinemayı nasıl değiştirdiğini anlamaya çalışmakla bozunca, (sonradan tamir etmişliğim de yok zaten, sadece kafanın bozuk olmasının hayır getirmediğine ikna olmayı başardım) bu konuda değişik tartışmaları takip etmeye çalışıyorum. D.N. Rodowick pek muhterem bir insan mesela, güzel sorular soruyor. Dil nasıl değişiyor diye anlamaya çalışanlar arasında en bir eski kafalı sinemacı olarak dikkat çekiyor falan…

Bir yandan özgür yazılım, bilişim teknolojileri, İnternet gibi konularda da kafayı bozuk vaziyetteyim ve zamanla birlikte bu konuda kavramlar nasıl değişiyor diye anlamaya çalışıyorum. Aslında bu cümlenin daha anlaşılabilir bir karşılığı umuyorum ki önümüzdeki sayıda Express’teki Radyo Brecht’te tartışılıyor olacak… Çok kısaca: Bilişim dünyasındaki gelişmeler, yeni nesillerin bu alandaki kavramlarla tanışma sürecinde nasıl deneyimler getiriyor, bu deneyimler, öncekilere kıyasla neleri değiştirecek potansiyeller içeriyor bunu merak ediyorum, anlamaya çalışıyorum.

Bugün inanılmaz ilgisiz bir konudaki tartışmayı okurken verilen bir örnek nedeniyle bu iki konu arasında bir kısa devre yaşandı. Amerikan Kongre Kütüphanesi arşivinde yer alan Carmencita adlı bir film var (youtube’da izlenebiliyor). Edison’un ilk yapımlarından biri, C. Musser’a göre, İspanyol bir dansçı olan ablamız, Edison’un kamerasına oyun vermiş ilk kadın. Bu filmin Kongre Kütüphanesi tarafından yüklenmiş kopyasında dijital temizleme yapılmamış gibi görünüyor. Filmin yıpranmış olmasının sonucu olarak kimi görsel bozulmalar videoda yoğun biçimde görülüyor. Acaba hiç film kullanmamış, filmlerin üzerindeki kimyasal bozulmanın nasıl işleyebildiği, nasıl sonuçlar verdiği deneyimini hiç yaşamamış insanlar bu filmi gördüklerinde bu bozulmayı nasıl yorumluyorlar? Dijital müdahale ile kar yağıyormuşçasına bir efekt uygulandığını düşünen çıkar mı aralarından? Bir dil tercihi olarak bu unsurların filme “katıldığını” düşünen olur mu?

Galata Gezegeni

iStoryBox adını verdiği bir çeşit gezer-seminer/sergi ile dünyanın değişik şehirlerinde ve kurumlarında kendi geliştirdiği etkileşimli (interaktif) sinema tekniğiyle hazırladığı filmleri gösteren ve Korsakow adlı tekniği tanıtan Florian Thalhofer ile iki sene önce Bilkent’te tanıştık.

Andreas (Treske) bu tekniği tanıştığımız günden beri anlatır, denememiz için ısrar ederdi. Ben bugünkü kadar üretim odaklı olamadığım (~=linux dışında OS kullanmam inadıyla mutlu mutlu yaşadığım) ve Korsakow Shockwave tabanlı olduğundan (ve linux ile çalıştıramadığımızdan) pek ilgilenmemiştim.

devamını okumak için tıklayın

Sinemaların ışıkları bir bir sönerken… Emek Sineması önünde bir hareketlilik…

Derinden Ankara’lı bir insan olarak, konuyla ilgili daha önemsediğim, yaralayıcı bulduğum olaylar Ankara’da yaşanmış örnekler benim için. Akün Sineması gitti önce, sonra Kavaklıdere Sineması. Her ikisi de işletmecileri tarafından fedakarlıklara yaşatıldılar bir süre, geciktirilen bir ölüm daha kolay kabullenilebilirmiş gibi. Sonra belki bir varlıktan bahsetmediğimiz için, punduna getirilerek kabullenilir bir ölüm biçildi sinema salonlarına. Sinema ölmüştü, salonların cenazelerini açıkta bırakmak niye?

Continue reading Sinemaların ışıkları bir bir sönerken… Emek Sineması önünde bir hareketlilik…

Başka Dilde Aşk üzerine farklı bir eleştiri

Bir film eleştirisi yazmak değil niyetim, bu yüzden farklı bir eleştiri diye tanımlamak zorunda kalıyorum. Filmi eleştireceğim sonuçta, ama film eleştirisinde filmde olmasını beklediklerine yer olmaz. Olmamalıdır, haksızlık olur. Yine de, tamamen kişisel bir yaklaşımla kaleme alındığının altı kalın biçimde çizilen bir eleştiride, bir gün okursa diye bir niyetle yönetmenine, ya da film çekmeye niyetli başka okuyuculara seslenirken filmin hayal ettirdiklerinden de bahsetmenin bir zararı olmaz herhalde… Bunu yaparken, biraz da senaristlerin neyi hedeflediklerine dair ropörtajlarla kıyaslayarak davranacağım sanırım. Özellikle de Express’in 102. sayısında verdikleri ropörtajda söylediklerinden sonra düşündüklerimle…

Continue reading Başka Dilde Aşk üzerine farklı bir eleştiri

Kendini iyice kaybeden insanlar*

Can Dündar’ın Mustafa filmi Atatürkçü cenahta beğenilmemiş, epey renkli tepkiler ve eleştirilerle karşılanmıştı. Bir sürü farklı insanla bu konuda tartıştığım için bir çok tepkiyi hatırlıyorum. Ne var ki, bugün bir haber sayesinde daha önce kaçırdığım bazı başka haberleri de öğrenmiş oldum. Önce taze taze öğrenemediğime sonra da bir kez kaçırmışken onlarsız yaşamak varken, sonradan öğrendiğime üzüldüm.

Continue reading Kendini iyice kaybeden insanlar*

Greenaway İstanbul’da, sinema mezarda…

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali‘nin Sinema Dersi oturumlarından birini ünlü İngiliz yönetmen Peter Greenaway verdi. Sabancı Üniversitesi‘nin katkılarıyla gerçekleşen Sinema Öldü Yaşasın Ekran sunumu, önkayıt aşamasındaki yoğun ilgi nedeniyle iki güne çıkarılmıştı.

Greenaway, kendini ressam ve sinemacı olarak (bu sıralamayla) tanımlayan, ancak hem sinema hem de bir çok başka alan üzerine yaptığı yerleştirme çalışmaları, VJ performansları ve başka etkinliklerle aslında kabına sığamayan cinsten bir sanatçı olduğunu her fırsatta ortaya koyuyor.
Continue reading Greenaway İstanbul’da, sinema mezarda…

Nicholas Cage ile barışma

23 Ekim 05, Pazar @ 00:19
Mesaj çok hafif düzeyde spoiling (öyküye dair sürpriz gelişmeleri önceden söylemek) içeriyor.
Continue reading Nicholas Cage ile barışma

Stop Motion nasıl yapılır?

Geçtiğimiz günlerde çektiğim bir seri fotoğrafı kullanarak bir stop-motion canlandırma denemesi yaptım. Aslında teknik olarak yaptığım şeyin adı still-motion da olabilir, çünkü yaptığım şey canlandırma değil, anlatım tekniği açısından bu yöntemden yararlanmaktan ibaret. Neyse, konumuz zaten bu değil.

Stop-motion nasıl yapılır sorusunu sınırlamak gerekebilir. Bu soruyla ilgili el becerisi, çekim teknikleri ve benzeri konulara giren bir kaynak oluşturmam henüz mümkün değil.

Şu anda paylaşabileceklerim, bütün o konuları atlayıp, “bir seri fotoğrafı çekmiş olduktan sonra film yapma aşamasına geldiğimizde hangi alternatiflerimiz var?” sorusu ile sınırlı.

Benim alternatiflerim, GNU/Linux ve/veya Mac OSX için oluyor. Windows platformunda karşılığı/geçerliği olabilir. Bilmiyor ve ilgilenmiyorum.

Continue reading Stop Motion nasıl yapılır?

14. Gezici Festivalden Film Notları – 3

Bu yazıdan önce, aynı konuda iki tane daha yazı yazıldı (başlıktan tahmin edilebileceği üzere…) Onların da okunması ısrarla tavsiye olunur. (Bütünlük açısından)

Continue reading 14. Gezici Festivalden Film Notları – 3