<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 15:34:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Galata Gezegeni</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/galata-gezegeni/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/galata-gezegeni/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 15:32:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[andreas treske]]></category>
		<category><![CDATA[arte]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşimli film]]></category>
		<category><![CDATA[florian thalhofer]]></category>
		<category><![CDATA[galata köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[interactive movies]]></category>
		<category><![CDATA[korsakow]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[iStoryBox adını verdiği bir çeşit gezer-seminer/sergi ile dünyanın değişik şehirlerinde ve kurumlarında kendi geliştirdiği etkileşimli (interaktif) sinema tekniğiyle hazırladığı filmleri gösteren ve Korsakow adlı tekniği tanıtan Florian Thalhofer ile iki sene önce Bilkent&#8217;te tanıştık. Andreas (Treske) bu tekniği tanıştığımız günden beri anlatır, denememiz için ısrar ederdi. Ben bugünkü kadar üretim odaklı olamadığım (~=linux dışında OS [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://std.comd.bilkent.edu.tr/photo_archive/FromEvents/iStoryBoxWeek/DSC_0065.JPG"><img class="alignright" title="Florian Thalhofer, Andreas Treske, Murat Karamüftüoğlu ve Ahmet Gürata" src="http://std.comd.bilkent.edu.tr/photo_archive/FromEvents/iStoryBoxWeek/DSC_0065.JPG" alt="Florian Thalhofer, Andreas Treske, Murat Karamüftüoğlu ve Ahmet Gürata" width="387" height="259" /></a>iStoryBox adını verdiği bir çeşit gezer-seminer/sergi ile dünyanın değişik şehirlerinde ve kurumlarında kendi geliştirdiği etkileşimli (interaktif) sinema tekniğiyle hazırladığı filmleri gösteren ve <a href="http://korsakow.org/" target="_blank">Korsakow</a> adlı tekniği tanıtan <a href="http://www.thalhofer.com/" target="_blank">Florian Thalhofer</a> ile iki sene önce Bilkent&#8217;te tanıştık.</p>
<p>Andreas (Treske) bu tekniği tanıştığımız günden beri anlatır, denememiz için ısrar ederdi. Ben bugünkü kadar üretim odaklı olamadığım (~=linux dışında OS kullanmam inadıyla mutlu mutlu yaşadığım) ve Korsakow Shockwave tabanlı olduğundan (ve linux ile çalıştıramadığımızdan) pek ilgilenmemiştim.</p>
<p><span id="more-325"></span><br />
Sonra Florian elinde iki tane sağlam takım kutusu benzeri karizmatik çantayla (böyle kilitli, içinde strafordan falan eşyalara boşluk hazırlanmış kutu seven manyaklardansanız biteceğiniz cinsten) çıkageldi. <a href="http://www.goethe.de/ins/tr/ank/trindex.htm">Goethe Institute</a> davetlisi olarak geldiği Ankara&#8217;da hem enstitünün salonlarında hem de Bilkent&#8217;te filmlerini sergileyecek ve bir atölye düzeleyecekti. Böylece hem teknikle, hem o güne değin üretilen (Bayraklar adlı projesi henüz tamamlanmamıştı) ve artık Kfilm olarak adlandırılmaya başlanan filmleri genişçe tanıma şansı oldu.</p>
<p>Bu yola çıkışının tarihçesi de filmlerle birlikte izlenebiliyordu. İlk yaptığı etkileşimli film, bağımsız bir proje olarak, hikayenin anlatabileceği tek biçimin böyle bir teknik kullanmaktan geçtiğine inancından doğmuş. Sadece o filme özgü biçimde işleyecek kodlarla ekranda tıklanabilen alanlar belirlemiş ve böylece hikayedeki görsel detaylar, izleyici tarafından belirlenebilen bir sırayla kurgu yapmaya imkan verir hale gelmiş. Bence tüm sergideki en tutarlı ve başarılı film de oydu, zira hikayesi çok güçlü ve samimiydi.</p>
<p>Yıllar geçerken bu film üslubundaki özgünlükten hoşlanan ve tamamen buna odaklanan Thalhofer, bir çok bağımsız konuyu bu dille anlattığı filmleri hazırlamaya, bunu yaparken de Korsakow yazılımını geliştirmeye devam etmiş.</p>
<p>Tanışmamızın üzerinden epeyce az süre geçmişken kendisine yazılımını özgürleştirmesini önermiştim. (Merhaba ben Florian &#8211; Memnun oldum ben de Koray, özgür yazılımı duymuş muydun? gibi bir konuşma kalmış aklımda &#8211; smiley) Aslında bunu istediğini, fakat fikrin aklına biraz geç geldiğini, kodun karmaşıklığını anlatmış ama plan dahilinde tuttuğunu vurgulamıştı diye hatırlıyorum (vallahi kötü hafızam var). Aradan geçen yıllar içinde Korsakow 5. sürümüyle özgür yazılımlar kervanına katılmış, katılımcı geliştirme kültürünü sonuna dek yansıtan bir modele bürünmüştü.</p>
<p>Bir kaç ay öncesindeyse Florian&#8217;dan arte.tv için İstanbul&#8217;da çekim yapmaya geldiğini ve bir yapım asistanına ihtiyacı olduğunu anlatan bir mesaj aldım. Görüşme fırsatı bulamadık ama blogundan ve facebook hesabından takip ettiğim kadarıyla epeyce eğlendiği bir sürecin sonunda film Galata Gezegeni adıyla yayına girmiş. <a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/08/Picture-1.png"><img class="alignright size-medium wp-image-326" title="Galata gezegeni ekran görüntüsü" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/08/Picture-1-300x231.png" alt="Galata gezegeni ekran görüntüsü" width="300" height="231" /></a></p>
<p>Filmi baştan sona izlemek diye bir şeyden bahsetmek konvansiyonal filmlerde olduğu kadar kolay değil&#8230; Yolları Çatallanan Bahçe&#8217;nin her patikasında yürüdüğünden nasıl emin olabilirsin ki? Yine de heyecanla izlemeye başladım, fakat kısa süre içinde hevesim kaçmaya başladı.</p>
<p>Sergide izlediğim filmlerde ipuçlarını yakaladığım ama adını asla tam koyamadığım bir şeyi görmeye başladım. Bu kadar yenilikçi ve yaratıcı bir teknik kullanmak, filmin de bu özelliklere sahip olmasına yetmiyor. Filmin dilini oluşturan şeylerden yalnızca biri bu üslup. Fakat arka planda asıl işleyen şey konvansiyonel sinemanın yüz küsur yıldır biriktirdiği kültürden farklılaşamıyor. Sinematografi, çekim açıları o kadar tipik, o kadar televizyon kültüründen beslenen yapıda ki, bu teknik aldatıcı hale geliyor.</p>
<p>Yine de hem eğlenceli söyleşileri, hem de bir gezginin gözünden Galata Köprüsü çevresinde birleşen öykülerin anlatımı ilgi çekici denebilir. Herkes izleyip/kurgulayıp kendi kararını verir neticede:</p>
<p><a title="planet galata" href="http://www.arte.tv/planetgalata " target="_blank">http://www.arte.tv/planetgalata </a></p>
<p>hamiş: Ben sözümona bugün kitaplardan bahsedecektim&#8230; Başka bahara&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/galata-gezegeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Blogu bölmek&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/blogu-bolmek/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/blogu-bolmek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 08:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[Pardus geliştirici ekibinin Tübitak çalışanı olan bölümünde geçirdiğim yıllarda Bilöker bir linux/özgür yazılım bloguydu&#8230; Bu blogu açarken, o konularda hâlâ o blogda yazmaya devam edeceğimi düşünmüştüm&#8230; Sonra bir ara oradaki her şeyi sildim falan derken, şimdi geliştirici hesaplarının olduğu yeni sunucuyu deneyenlerden biri haline geldim ve böylece blogu tekrar konuya göre ayırdım. Bu blogun bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.pardus.org.tr">Pardus</a> geliştirici ekibinin Tübitak çalışanı olan bölümünde geçirdiğim yıllarda Bilöker bir linux/özgür yazılım bloguydu&#8230; Bu blogu açarken, o konularda hâlâ o blogda yazmaya devam edeceğimi düşünmüştüm&#8230; Sonra bir ara oradaki her şeyi sildim falan derken, şimdi geliştirici hesaplarının olduğu <a href="http://developer.pardus.org.tr">yeni sunucuyu</a> deneyenlerden biri haline geldim ve böylece blogu tekrar konuya göre ayırdım. Bu blogun bir <a href="http://developer.pardus.org.tr/people/loker/blog">maslahatgüzarlığı</a> tadında, copyleft, özgür yazılım, linux, bunların Türkiye yansımaları gibi konularda bir şey yazmak istediğimde oraya yazıyor olacağım. (Belki buraya rss ile başlık atarım bilmiyorum&#8230;)</p>
<p>Öte yandan, bir hayal gerçek oldu, <a href="http://birdirbir.org">http://birdirbir.org</a> yayına girdi. Bianet&#8217;in tarifiyle, Bir+Bir, Express ve Roll geleneğinin yeni İnternet sitesi birdirbir.org. Tam çok sık olmasa da düzenli içerik girerken RSS&#8217;in patladığını fark ettik, twitter pek kullanamadık falan filan derken sorunların kaynağı ana sitede kullandığımız (aslında dört ayrı siteden oluşan bir blog-network kendisi) temanın yeni fonksiyonlarla uyumsuzluğu falan ortaya çıktı. Bunun üzerine sıfırdan bir tema yapmak daha anlamlı göründü. Çalışmalar sürüyor&#8230;</p>
<p>Dolayısıyla dergilerle içli dışlı yazı fikirleri, yeni sayıların duyuruları için o adres takip etmesi daha anlamlı olacak bir adres haline geldi. Eh bu bloga da kişisel bıdırdanmalar, üşenmeyip geri dönmem gereken sinema ve fotoğraf konuları kaldı&#8230; Biraz da kitap belki. Bugün iki kitap hakkında yazmayı gerçekten istiyorum. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/08/blogu-bolmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sansür hikayesinin hızlı bir özeti ve sezon finali</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 06:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[miting]]></category>
		<category><![CDATA[netdaş]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[sansüresansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=312</guid>
		<description><![CDATA[Sansür sözcüğü uzun zamandır 5651 sayılı kanuna dayalı olarak kimi internet sitelerine erişimin engellenmesini kapsayan uygulamanın adı oldu. Bu kanuna ve planlanan uygulamaya göre, kanunda yer alan katalog suçların işlendiği tespit edilen internet sitelerine mahkeme kararıyla erişim engelleniyor. Oysa pratikte durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Uygulamanın teknik sorunlarını hızlıca hatırlayalım: Kanun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sansür sözcüğü uzun zamandır 5651 sayılı kanuna dayalı olarak kimi internet sitelerine erişimin engellenmesini kapsayan uygulamanın adı oldu. Bu kanuna ve planlanan uygulamaya göre, kanunda yer alan katalog suçların işlendiği tespit edilen internet sitelerine mahkeme kararıyla erişim engelleniyor. Oysa pratikte durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Uygulamanın teknik sorunlarını hızlıca hatırlayalım:</p>
<ul>
<li>Kanun açıkça mahkemenin kararı olmasını emrederken, kerhen ve tedbiren diye TİB, çeşitli ISP&#8217;ler kafalarına göre kimi siteleri erişime engelleyebiliyorlar. Bu tamamen kanuna aykırı!</li>
</ul>
<ul>
<li>5651&#8242;in katalog suçları dışında siteler de engelleniyor. Bölücülük başta olmak üzere kimi konular kanunda yer almadığı halde bu kanun kullanılarak erişim engellemekte kullanılıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sitelerin genişliği nedeniyle &#8220;kanuna aykırı içerik&#8221; ya da &#8220;suç unsuru&#8221; denebilecek içeriğin erişime engellenmesi yeterliyken ve kanun sadece bunu işaret ederken, bütün site erişime engelleniyor. Yani Atatürk&#8217;e hakaret edildiği gerekçesiyle bir videonun izlenmesi engellenmek yerine bütün Youtube kapatılıyor. Bu cezanın ölçüsüzlüğü, şahsiliği gibi bir sürü çok temel hukuk paradigmasının yok edilmesi, en temel hakların ihlal edilmesi anlamına geliyor.</li>
</ul>
<p>Bu üç maddede özetlene sorunlar aşılsın diye yıllardır uğraşılıyor. Yapılan toplantılara (<a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/05/16/kartepe-%e2%80%9c2-internet-icerik-duzenleme%e2%80%9d-calistayi-uzerine-2/" target="_blank">Kartepe Çalıştayı</a> yeni bir örneğidir) hakimler, savcılar, bürokratlar da katılıyor, görüş alışverişi yapılıyor&#8230; Yani hükümet iyi niyetle kanun uygulamak, yeri geldiğinde o kanunu günün ihtiyaçlarına göre yenilemek görevini yerine getiriyor olsa, bu konuda kamuoyu desteği hatta teknik destek bile ortada.</p>
<p><a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img class="alignright" title="sansursuzinternet.org.tr" src="http://m.friendfeed-media.com/c50b0b5a47c733a24c88dcf3b0d12b2795008f54" alt="" width="186" height="175" /></a>Fakat bir tuhaflık da var. Eğer bir şekilde kanuna ters içerik yayını yapıldığında, bu konuyla ilgili işlem yapılacaksa, doğru olan o içeriğin yayınlanmamasını sağlamak değil midir? Devlet şu anda Atatürk&#8217;e hakaret eden bir video tespit edildiğinde bu videoya erişimi engelliyor. <strong>Halbuki Youtube&#8217;da bir grup kullanıcı bir videonun rencide edici, hakaret içeren, nefret söylemi içeren söylemler barındırdığını söylediğinde o video siliniyor. </strong>Hiç kimse göremiyor artık o videoyu. Propaganda ile mücadelenin doğru yöntemi bu değil mi? Türkiye&#8217;den erişim engellendiğinde, o video dünya kamuoyunun geri kalanını yönlendirmeye devam ediyor. Üstelik de yanına &#8220;Türkler sansürcü oldukları için bunu göremiyor&#8221; lafını da ekleyerek&#8230; <strong>Kendi sözümüzü, bu sözün karşısına koyma hakkımız, kendi devletimiz tarafından alınıyor.</strong></p>
<p>Kanunların özünde ölçülü olmak vardır. Yani bir suç işlendiğinde verilen ceza, o suça oranla kabul edilebilir ağırlıkta/sertlikte olmalıdır. Bu durum, bir video için tüm Youtube&#8217;un kapanması sonucu ortadan kalkıyor. Ölçüsüz ve hukuksuz bir ceza veriliyor. Üstelik kanunda uygulama bu şekilde tarif edilmediği için bunun tüm sorumlusu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı adlı kurum. <strong>Bu kurum gerekli teknik süreci yapılandırıp, sadece karara konu olan videonun izlenememesini sağlayabilecekken, tüm siteyi kapatıyor.</strong> Sonra yetinmiyor, site -günün teknik zorunlulukları nedeniyle tesadüfen- başka IP adreslerinden erişildiğinde,<strong> mahkeme ona böyle bir görev vermediği halde o IP adreslerini de erişime engelliyor. Bu açık seçik görevi kötüye kullanmak olduğu halde bunu yapıyor. Bazı siteleri, mahkeme kararı olmadan kapatıyor.</strong></p>
<p>Bunları hesaba katınca artık kötü niyet var demek mümkün. Son Google hikayesinde yaşananlar da zaten dezenformasyon ve çarpıtma ile bu kötü niyeti gözler önüne serdi. TİB bütün yetkisini aşarak hukukdışı eylemler sergiledi, sorumlu olan bakansa bunu düzeltmek yerine konuyu bambaşka bir yere çekip, gerçek sorunu tartışmak yerine vatandaşını kandırdı&#8230; <strong>Bu ülkenin ulaştırma bakanı, kalkıp &#8220;Google vergi vermiyor, benim vatandaşımı kandırıyor&#8221; dedi. Asıl kandıran kendisiydi, konunun vergiyle uzaktan yakından ilgisi yoktu.</strong> Mali/cari hesaplar maliye bakanlığı ile ilgili konulardır, düzenleme ve cezalandırma yetkileri de, yöntemleri de orada tanımlıdır. 5651&#8242;de &#8220;vergi borcu olan sitelere erişimin engellenmesi&#8221; diye bir madde yok. Bunu bahane etmek olayı çarpıtmak, hukuk dışı davranmaktır! Bu da oldu&#8230;</p>
<p>Bunlar meselenin tarihçesine dair yakın tarihli örnekler. Durum daha da kötüye gidiyor. Önce <a href="http://ekonomi.haberturk.com/teknoloji/haber/530693-wwwpoliscaniistersekapatircom" target="_blank">Emniyet Müdürlüğüne</a> sonra da <a href="http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=1135" target="_blank">Diyanet İşleri Başkanlığına</a> içerik denetleme yetkisi verildi. Böylece bu kurumların sakıncalı bulduğu internet siteleri de erişime engellenebilecek. Bununla ilgili hiç bir kanuni dayanak yok. Bu kurumların, hele ki uluslararası arenada, yayınlanan içerikleri denetleyebilmekle ilgili ne görevleri var (kendi görevlerini belirleyen kanun ve düzenlemelerde) ne de uzmanlıkları. <strong>Polis ve imamlar, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmekle görevli değildir!</strong> bu kadar basit&#8230; Hukuk devleti böyle işlemez.</p>
<p>Tüm bu uygulamaların apayrı etkileri de var. Bu yanlış uygulamanın etrafından dolanarak, istediği içeriğe ulaşmaya çalışan insanların, özgür birer internet kullanıcısı olmak yerine, özel bilgilerle donanmış (DNS nedir, hosts dosyası ne işe yarar gibi soruların cevapları artık ev hanımlarımızda) olmasının yaratacağı sorunlar var. İlki bu bilginin herkese ulaşımı sağlanamadığında <a href="http://loker.radiobrecht.org/2009/08/sanal-gettolar/" target="_blank">imtiyazlar yaratıyor olması</a>. İkincisi de bu amaçla kullanılmaya çalışılan yardımcı programcıklar ve bilgilerin kötü niyetli olması halinde bilgi güvenliği faciaları yaşanması&#8230;</p>
<p>Katalog suçlara ve diyanet-emniyet ikilisine bir başka ek de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, yani telif kanunu üzerinden yapılan engellemeler&#8230; Her biri dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. <strong>Sokakta de-facto olarak yaşanan şeyi suç olarak fakat sonradan tanımlayarak toplulukları, insanları kriminalize ediyor, toplum dışına itiyor.</strong> Böylece bir noktadan sonra hangi suçun işlendiğinin önemi kalmıyor. Küçük suçları işlemek, büyükleriyle ilişki kurmayı kolaylaştırır. Bu mantıkla, toplum yeraltına itiliyor. Buradan kimse kazançlı çıkmaz.</p>
<p>Tüm bu fikirler ışığında, yarın, umuyorum binlerce özgür internet talep eden netdaşla birlikte<strong> 17.00&#8242;de</strong> İstanbul <strong>Taksim Meydanı tramvay durağı</strong>nın önünde olacağım. Galatasaray meydanına kadar, Devekuşu Kabare&#8217;nin sansüre karşı yıllar önce yazdığı sevimli şarkı<strong> &#8220;minik kelebek&#8221;</strong>i söyleyeyerek yürüyecek ve herkese göstereceğim ki, <strong>özgür internet mühimdir, istiyorum</strong>. Bir başka ortamda &#8220;<strong>beni seven arkamdan gelsin</strong>&#8221; demiştim, burada da tekrar etmiş olayım. Yarın 17.00&#8242;de bugün internet, yarın tüm özgürlüklerimiz için: &#8220;<strong>yürüyelim arkadaşlar</strong>&#8230;&#8221; (lay lara lay lay lay)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terim çevirisinde imam yeli…</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/terim-cevirisinde-imam-yeli/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/terim-cevirisinde-imam-yeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 11:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[tdk]]></category>
		<category><![CDATA[terim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=310</guid>
		<description><![CDATA[Radikal&#8217;in haberine göre, TDK çeşitli terimlere Türkçe karşılıklar önermiş. Bence değil TDK gibi, aklı başında, kitap okuyabilen herhangi bir insan için salakça denebilecek bir zihniyet yanlışlığının ürünleri var listede&#8230; Örneğin voleybol için &#8220;uçan top&#8221; önermiş pek sevgili TDK&#8217;mız. Koca kurumda, kimsenin aklına da &#8220;vaktiyle futbol yerine etimolojisini temel alarak ayaktopu önermiştik. Çok da tutmamıştı ama, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Radikal&#8217;in haberine göre, TDK çeşitli terimlere Türkçe karşılıklar <a title="tdk'dan inciler" href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;ArticleID=1007792&amp;Date=13.07.2010&amp;CategoryID=77" target="_blank">önermiş</a>. Bence değil TDK gibi, aklı başında, kitap okuyabilen herhangi bir insan için salakça denebilecek bir zihniyet yanlışlığının ürünleri var listede&#8230; Örneğin voleybol için &#8220;uçan top&#8221; önermiş pek sevgili TDK&#8217;mız. Koca kurumda, kimsenin aklına da &#8220;vaktiyle futbol yerine etimolojisini temel alarak ayaktopu önermiştik. Çok da tutmamıştı ama, daha iyidi.&#8221; minvalinde bir mantık yürütme olasılığı gelmemiş, örneğin &#8220;file topu&#8221; diyememişler. Hayır zaten aspiratör gibi, voleybol gibi 90 yaşında nineye de, 8 yaşında çocuğa da söylendiğinde aynı karşılığın anlaşılabildiği sözcüklerin Türkçe olmadığı hissiyatına kapılma yanlışlığını geçiyorum. Bari terim uydurulacağı zaman bunun bir karşılığı olsun değil mi? Örneğin dart yerine oklama denmiş&#8230; Canım kardeşim, dart o oka verilen özel isim zaten, sen o okun kültürünü, tarihçesini falan filan silip, şeklinden mülhem &#8220;ok&#8221; deyince okçuluk ile arasındaki ilişki nice olur?</p>
<p>Bir sözcüğün Türkçe olması, o dili kullanan insanların duyduğunda karşılık olarak zihinlerinde canlanan bir şey olup olmadığı değil midir? Türkçe konuşabilen insanlara dart deyince gözlerinin önünde belirli bir tip ok ve onunla oynanan bir oyun birlikte geliyorken, ne demeye &#8220;oklama&#8221; diye kim bilir ne kastediliyor diye kafamızı allak bullak edecek bir sözcüğü, bir de sanki üzerine çalışılmış da, bilimsel bir kaynağı varmış gibi kurum ağzından, basın toplantısında söyler ki insan?</p>
<p>Başka facialar da var&#8230; migren yerine &#8220;yarım baş ağrısı&#8221; demişler ki, o alanda çalışan her doktor ve o hastalıktan muzdarip her insan bence o terimi önerenin sırtında oklava kırmayı hak ediyor. Kapora yerine güvenmelik diye bir şey önermişler, hiç zahmet etmeselerdi, biz halk arasında &#8220;güvence&#8221; diyorduk zaten. O binadan kafayı çıkartıp iki dakika sokakta konuşulan dili dinleseler görürlerdi diye söylenesim geliyor. Anchorman yerine &#8220;ana haber sun&#8221; diye emir kipinde fiil mi, yarım kalmış isim mi belli değil öneriye hiç girmiyorum bak.</p>
<p>Sonra halk nezdinde oturgaçlı götürgeç diye dalga geçiliyor memlekette dil üzerine çalışan tek kamusal kurumla&#8230; Sonuna kadar da hak ediyorlar ne yazık ki&#8230; Olmamış, otur, sıfır!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/terim-cevirisinde-imam-yeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yolun yarısına yeni varmış bir insanı öldürebilirsiniz&#8230; ama bir gökkuşağını batıramazsınız&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2010 13:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Fotoğrafçı:]]></category>
		<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fernando pereira]]></category>
		<category><![CDATA[gökkuşağı savaşçısı]]></category>
		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[rainbow warrior]]></category>
		<category><![CDATA[yıl dönümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[25 yıl önce bugün, gece yarısı olmak üzereyken Yeni Zelanda Auckland limanında bulunan Gökkuşağı Savaşçısı (Rainbow Warrior) patlayan iki bomba sonucu batmıştı. Aslında duymayan yoktur herhalde ama, kısaca hatırlatmak gerekir yine de, Gökkuşağı Savaşçısı Greenpeace adlı uluslararası çevre örgütünün sancak gemisi. Metis yayınları tarafından yayınlanan Yeşilbarış&#8217;ın Öyküsü kitabından bir detay hatırlıyorum. Onu kerhen nakletmeden önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/07/36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-305" title="36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/07/36395_469640289516_48281319516_6397618_2848716_n-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a>25 yıl önce bugün, gece yarısı olmak üzereyken Yeni Zelanda Auckland limanında bulunan Gökkuşağı Savaşçısı (Rainbow Warrior) patlayan iki bomba sonucu batmıştı. Aslında duymayan yoktur herhalde ama, kısaca hatırlatmak gerekir yine de, Gökkuşağı Savaşçısı Greenpeace adlı uluslararası çevre örgütünün sancak gemisi.</p>
<p><a href="http://www.metiskitap.com" target="_blank">Metis yayınları</a> tarafından yayınlanan <a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Text.asp?ID=9797&amp;BID=1120" target="_blank">Yeşilbarış&#8217;ın Öyküsü</a> kitabından bir detay hatırlıyorum. Onu kerhen nakletmeden önce kabaca Greenpeace&#8217;in nasıl çalıştığından bahsetmek iyi olabilir.</p>
<p><span id="more-304"></span></p>
<p>[Birinci parantez:] Greenpeace tüm dünyada örgütlenmeye uğraşan, her ülke ve bölgedeki yerel örgütleri, birbirinin paraleli şeklinde çalışan ve tek bir mesaj ve hedef çevresinde örgütlenen bir yapıya sahip. Dünya çapında yürüyen kampanyalar, her ülkede, o coğrafyanın diliyle, algısıyla yeniden üretilerek yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Böylece becerilebildiği ölçüde tüm dünyadan tek ses halinde yükselen bir kamuoyu baskısı yaratılarak sonuç alınmaya çalışılıyor. Yani örgütlü oldukları ülkelerden hangisindeki ofise uğrasanız, uluslararası web sitelerinde gördüğünüz kampanyalardan sorumlu olarak çalışan bir avuç insanla karşılaşırsınız. Seksenli yıllarda Fransa hükümeti geliştirmekte olduğu nükleer silahların etkilerini okyanusta yaptığı denemelerle gözlemeye çalışıyordu. Tüm örgütün çıkış noktası A.B.D.&#8217;nin aynı biçimde Alaska civarlarında yapılan nükleer denemeleri engellemek olduğu için bu konuda hassas eylemcilerden oluşuyordu zaten. Örgütü dünyaya tanıtan fok ve balina kampanyalarının yanında nükleer silahlara ve santrallere karşı koydukları tavır demek yanlış olmayacaktır. [Kapat çok gereksiz birinci parantezi.]</p>
<p>On yıldan biraz uzun bir süredir tabanı genişleyen Greenpeace, 1985 yılında sancak gemisi olarak İngiltere Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı tarafından troll teknesi olarak kullanılan Sir William Hardy isimli gemiyi almıştı. Gökkuşağı Savaşçısı konulan ismiyle gemi, Amerikalıların yaptığı nükleer denemeler nedeniyle radyoaktif kirliliğe maruz kalan 300 yerliyi Rongelap Mercanlarından tahliye ederek eylem hayatına başlamış, bir süredir Fransızların yaptığı denemeleri engellemek için Mururoa Mercanlarında eylem yapıyordu.</p>
<p>[İkinci parantez: Burada biraz da eylem modellerinden bahsetmek gerekir herhalde... Greenpeace eylemcileri 1971'de Alaska civarındaki nükleer silah denemelerini engelleyebilmek için yola çıkarken doğrudan eylem modelini benimsemiş oldular. Model de basitçe şu: "hep birlikte nükleer bombanın atılacağı yere elimizde fotoğraf makinalarımız, kameralarımızla gidip, orada olduğumuzu dünyaya duyuralım, sıkıyorsa tepemize atsınlar bakalım!". Aslında ilham kaynakları sanırım Mormonların şiddetten arınmış dünyalarını kurmak için geliştirdiği "tanık olarak suç engelleme" fikrine dayalı... O fikri pek tanımıyorum, fakat Greenpeace'in fikri evrilttiği şey, ortada yeterince tanık varken suç işlenemeyeceği iyi niyeti. [kapat çok gereksiz ikinci parantezi]</p>
<p>Michael Brown ve John May&#8217;in kitaplarına dönecek olursak, Yeni Zelanda&#8217;da nükleer denemelere karşı kampanyanın liderliğini üstlenmiş eylemci günler boyunca Gökkuşağı Savaşçısı gelişiyle hareketlenmiş olan şehirdeki gazetecilerle konuşuyor, insanlara bilgi veriyor olmanın yorgunluğuyla 10 Temmuz gününü tamamlayıp yatıyor. Saat sabahın 3&#8242;ünü gösterirken telefon çalıyor ve hafif sinirli ve gergin bir ses &#8220;Üzgünüm, Gökkuşağı Savaşçısı için aradım, neler düşündüğünüzü aktarmak isterim.&#8221; tadında bir şeyler diyor. Eh tabii çoook resmi bir İngilizce kullanıp da &#8220;lütfen taziyelerimi kabul edin&#8221; diye ayrıca belirtmezseniz bir baş sağlığı dileği, geçmiş olsun falan Türkçe kadar renkli olamıyor, kısaca &#8220;sori&#8221; rutinine dahil kabul ediliyor. Eh gecenin üçü olunca kampanyacı bunun üzgün olunabilecek, özür dilenebilecek bir durum yarattığını sanarak, yine de kibarlığını bozmamayı deneyerek (bir mesajı kamuoyu oluşturmak için yaymaya çalışmanın böyle kötü yanları var işte&#8230; Sendika mı örgütlüyorsunuz, nükleer deneme mi durduruyorsunuz, bir işgal kuvvetine karşı hukuk zaferi peşinde misiniz, herkese güleryüz göstermelisiniz, yoksa niyetinizi unutur, üslubunuza takarlar, kaybedersiniz) &#8220;biraz tuhaf bir saat değil mi?&#8221; diyor. Böylece arayan gazeteci, Greenpeace&#8217;in kampanya sorumlusuna geminin battığını haber veren kişi olmak zorunda kalıyor.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 150px"><img src="http://www.greenpeace.org/raw/image_little_teaser/international/photosvideos/photos/prieur.jpg" alt="'Sophie Turenge' kod adlı Fransız Ajanı Dominique Prieur" width="140" height="209" /><p class="wp-caption-text">&#39;Sophie Turenge&#39; kod adlı Fransız Ajanı Dominique Prieur</p></div>
<p>Aslında devletlerin, çıkarları söz konusu olduğunda nasıl işler çevirdiğine ufak tefek bir ek bu hikaye. İlginç olan ayrıntılardan bir kısmı gönüllü mahalle bekçiliği gibi bir kuruma sahip Yeni Zelanda emniyetinin, gemiyi batıranları bu sayede yakalamayı başarması. Olaya uzaktan yakından tanık olan herkes bir olup iki dalgıcı yakalıyor. İlerleyen günlerde İsviçre pasaportlarına kanmayan polisin yaptığı araştırma sonucu kendilerinin Fransız gizli servisi (DGSE) ajanları olduğu ortaya çıkıyor. Şeytani Operasyon kod adıyla, <a href="http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/article542620.ece" target="_blank">bizzat Mitterand tarafından onaylanan</a> bir resmi operasyon kapsamında geminin motorunun bulunduğu bölüme ufak bir bomba, güverteye hatrı sayılır bir delik açacak ikincisinden önce patlayacak biçimde yerleştiriliyor. Gerçekten de şeytani bir plan bu. Önce küçük bomba patlayarak makina dairesine zarar verecek, böylece geminin gövdesinde açılacak delik tamir edildiğinde motorlar da paramparça olsun, yenisini almak, bunu yaptırmaktan ucuza gelsin, gemisiz kalacak çevreciler&#8230;</p>
<p>Gece yarısına on dakika kala, kıç tarafındaki patlama gemiyi sarstığında mürettebat hızlıca gemiyi terk edebiliyor. Fakat patlamaya rağmen geminin kıç tarafından çok hafif su aldığını fark eden fotoğrafçı son anda iskeleye atlamaktan vazgeçip &#8220;bir kaç dakikam daha var, fotoğraflarımı da alabilirim, almalıyım&#8221; diyor&#8230; İki çocuk babası ve Cahit Sıtkı&#8217;ya göre yolu henüz yarılamış olan, 35 yaşındaki <a href="http://www.greenpeace.org/international/rainbow-warrior-bombing/greenpeace-then-and-now" target="_blank">Fernando Pereira</a>&#8216;nın böyle düşünmesi tahminen fotoğrafçı/eylemcilik refleksi&#8230; O an hayatı ve çocuklar değil gözünün önünden geçenler. Günlerdir insanların nükleer denemeler sonucu nasıl yaşamlarının değiştiğine tanıklık etmiş onlarca fotoğraf karesi, tüm dünya kamuoyuna Fransız nükleer politikalarının ne kadar korkunç olduğunu gösterecek biricik deliller&#8230; Zaten gemi de o kadar hızlı batmıyor ya&#8230; Tekrar kamarasına doğru koşuyor Pereira ve o sırada patlıyor ikinci büyük bomba. Gemi korkunç bir hızla su alırken de, geri dönemeyerek boğuluyor.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 190px"><img title="Fernando Pereira" src="http://www.greenpeace.org/raw/image_big_teaser/international/photosvideos/photos/fernando.jpg" alt="" width="180" height="141" /><p class="wp-caption-text">Fernando Pereira</p></div>
<p>Devamında Greenpeace tüm dünyada &#8220;Bir gökkuşağını asla batıramazsınız&#8221; diye kampanya başlatıyor. Korkunç bir ilgi görüyor örgüt. Fernando&#8217;nun ölümü, geminin dramatik batışı ve nükleer denemelerin vahşeti gündeme oturuyor. Fransa rezil oluyor, bir bakan istifa ederek hükümetin kalanı kurtarılıyor. Yeni bir gemi alınabilecek para takdim ediliyor Lö Hazine de la Versay tarafından Greenpeace&#8217;e&#8230; Mücadele devam ediyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, selefinin yerini alan ve resmi anlamda Rainbow Warrior II de olsa, bir gökkuşağının asla batmadığının ispatı olarak sadece Rainbow Warrior ismi ve yelkenleriyle süzülen gemi Türkiye&#8217;ye de uğramıştı. Gemideki arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla son yolculuğu olmuş. Limana çekilerek müze görevi görmeye başlayacakmış. Bu sırada tarihinde ilk kez otuz yaşında bir gemiyi yenilemek yerine sıfır bir gemi yaptırabilen Greenpeace, Rainbow Warrior III&#8217;ü 2011&#8242;de suya indiriyormuş&#8230;</p>
<p>Bir başka gereksiz parantezle -fiilen parantez değil çünkü konuya ara vermiyoruz bu kez ama- takıntıyla kullanılan ismi de anmamış olmasak bari&#8230; Gökkuşağı Savaşçısı ismi kuzey amerika yerlilerinin mitolojisinde yer alan bir hikayeden geliyor. Dünyanın kaynakları sona erdiğinde, gezegeni kurtarmak için gökkuşağındaki tüm renkler gibi, tüm uluslardan ve renklerden insanlar bir araya gelerek doğayı kurtarmak için savaşacaklar. Dünya onları gökkuşağı savaşçıları olarak hatırlayacak&#8230;</p>
<p>Buna benzer söylentiler içeren cinsten bir tarihi 2001 yılında Focus dergisi yapmış, bir forumda denk geldim, örgütün tarihçesini merak edenler Metis&#8217;teki kitap ilgilerini çeker mi diye <a href="http://www.baktabulum.com/cevre-bilimleri/173913-gokkusagi-savascilari-greenpeace-yesil-bariscilarin-oykusu.html" target="_blank">bakabilir</a>, ek olarak Facebook&#8217;ta Greenpeace Akdeniz tarafından paylaşılan <a href="http://www.facebook.com/album.php?aid=250225&amp;id=48281319516" target="_blank">albümü</a> görebilir, FB üzerinden etkinlik takip edebilirler falan&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/yolun-yarisina-yeni-varmis-bir-insani-oldurebilirsiniz-ama-bir-gokkusagini-batiramazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir+Bir 4. sayı çıktı</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 12:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[bir+bir]]></category>
		<category><![CDATA[cemal kafadar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni tabusu]]></category>
		<category><![CDATA[göksel]]></category>
		<category><![CDATA[grup yorum]]></category>
		<category><![CDATA[judith butler]]></category>
		<category><![CDATA[maradona]]></category>
		<category><![CDATA[michel marian]]></category>
		<category><![CDATA[mithat fabian sözmen]]></category>
		<category><![CDATA[saramago]]></category>
		<category><![CDATA[şarkılı tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[Haziran-Temmuz 2010 sayısı bu dördüncü sayı. Kara Tren başlığını pek çok kullanmak zorunda kalmanın üzüntüsü var biraz. Bolca hata var, adet olduğu üzere&#8230; Mithat Fabian Sözmen yerine Sönmez yazmak gibi bir hıyarlık yapmışız ki, evlere şenlik. Sonra sen kalk güzel blogları duymayan kalmasın diye A&#8217;dan X&#8217;e köşesinde B harfine daimi Blog gözüyle bak, ilk tanıtımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.birdirbir.org"><img class="alignright size-full wp-image-293" title="Bir+Bir 4. sayı kapağı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/41596_229362079280_9461_n.jpg" alt="" width="200" height="278" /></a>Haziran-Temmuz 2010 sayısı bu dördüncü sayı. Kara Tren başlığını pek çok kullanmak zorunda kalmanın üzüntüsü var biraz.</p>
<p>Bolca hata var, adet olduğu üzere&#8230; Mithat Fabian Sözmen yerine Sönmez yazmak gibi bir hıyarlık yapmışız ki, evlere şenlik.</p>
<p>Sonra sen kalk güzel blogları duymayan kalmasın diye A&#8217;dan X&#8217;e köşesinde B harfine daimi Blog gözüyle bak, ilk tanıtımı <a title="Kediler ve Kitaplar" href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/" target="_blank">Kediler ve Kitaplar</a> için yap, sonra da adresini yazma oraya. (Araştırmacı okur mu istiyoruz nedir?) Umut ve Çavlan kusura bakmayın, atıfta bulunalım derken, dedikodu yapmış gibi olmuşuz.</p>
<p>Ha bu arada, söylemek lazım ki Cemal Kafadar&#8217;ı da fena işletiyoruz. Ropörtaj yaptık sanıyor, kendisine köşe verdik, haberi yok. 3. kez, şarkılı tarih gene doyasıya&#8230;</p>
<p>Kişisel bir şey eklemek gerekirse nefret cinayetleri, Filistin meselesi, sanal emek sömürüsü konuşurken fırsat bulamadığım bir hayalimi gerçekleştirdim, içinde (gülüyor) geçen bir ropörtaja imza attım. Göksel cover albümlerinin hikayesini anlattı&#8230; Üstüne Betül de bir çeviriyle manevi katkıdan maddi katkıya geçti&#8230;</p>
<p>Sonra Grup Yorum 25. yıl konseri var uzun uzun&#8230; Derginin müzik kanadındaki mühim kalem Murat (Meriç), Merve (Erol)&#8217;yle birlikte İnönü&#8217;den hemen sonra ruh halini nakletmişler, misler gibi. İrfan aslında düşünüyordu bu ropörtajı yapmayı ama, adama <a title="İrfan Aktan davası" href="http://www.birdirbir.org/dava" target="_blank">iki dakika soluk aldırmıyorlar</a> ki vakit bulup da yapsın.</p>
<p>Michel Marian&#8217;la &#8220;Ermeni Tabusu&#8221; üzerine söyleşi devam ediyor. &#8220;Millî gurur neyin gururu?&#8221; Ankara&#8217;nın grisine güzel bir queer damgası vuran Judith Butler anlatıyor.</p>
<p>Gene uzun uzun okunacak bir dergi işte&#8230; Temmuz gelip çattığı için bunu ona da sayın dedik, Ağustos&#8217;ta görüşürüz&#8230; Kitapçıları seviniz. Bir+Bir bulabileceğinizden emin olduğumuz kitapçıların bir listesini <a title="BirdirBir.org" href="http://www.birdirbir.org" target="_blank">http://www.birdirbir.org</a> adresinde bulabilirsiniz. Yakında burada bir eXpress, Roll, Bir+Bir sitesi bulabileceğiniz de rivayetler arasında. Fakat samimi olmak gerekirse, yine adet olduğu üzere azıcık gecikmekteyiz. Temmuz demiştik, ortalarını bulacak gibi. O da açılış, tamamlanması biraz peyderpey&#8230; Fakat güzel olacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/birbir-4-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karne değil okul lazım! Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi TOKİ&#8217;ye satıldı!</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 07:17:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[etiler otelcilik turizm meslek lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[toki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[18 Haziran Cuma günü karne günü, milyonlarca öğrenci karne alacak. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri mutsuz, öğretmenleri mutsuz. Okulları TOKİ’ YE satıldı. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri karne değil okulumuzu istiyoruz diyorlar. Okullarından alacakları son karneyi mutsuzluklarının ifadesi olarak saklamak istemiyorlar. Okulları satılan Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi ve satışı planlanan diğer okulların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/n649404334_172081_3142.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-288" title="n649404334_172081_3142" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/n649404334_172081_3142.jpg" alt="" width="388" height="286" /></a>18 Haziran Cuma günü karne günü, milyonlarca öğrenci karne alacak.  Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencileri mutsuz, öğretmenleri  mutsuz. Okulları TOKİ’ YE satıldı. Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi  Öğrencileri karne değil okulumuzu istiyoruz diyorlar. Okullarından  alacakları son karneyi mutsuzluklarının ifadesi olarak saklamak  istemiyorlar.</div>
<div></div>
<div>Okulları satılan Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi ve satışı  planlanan diğer okulların Öğrencileri Cuma günü saat 10.00 da  okullarının önünde; karnelerini ailelerinin, öğretmenlerinin, basının  önünde yırtacaklar, yakacaklar! Okuluma Dokunma İnisiyatifi olarak Cuma  günü Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi Öğrencilerinin yanında  olacağız. Bu öğrenciler bizim, öğrencilerin haklı, meşru tepkisinde  yanlarında olalım, onları yalnız bırakmayalım!</div>
<div></div>
<div id="c-14375b3577ae4010b61bbf61f2ed49c8">
<div>Buluşma zamanı ve yeri, 18.Haziran Cuma Günü saat 10.30 // Etiler Otelcilik Turizm Meslek Lisesi  Önü (Ak Merkez çaprazı) Lütfen yayabildiğiniz kadar yayın. Okullar da  alışveriş kültürünün, rant kültürünün yıkıcılığından nasibini almasın. Blogda yazın, sosyal medyada paylaşın, okulların bile artık satıldığını, o noktaya geldiğimizi eşinize, dostunuza duyurun.</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/karne-degil-okul-lazim-etiler-otelcilik-turizm-meslek-lisesi-tokiye-satildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milyonlarca blog sahibi Matt Mullenweg: Önce ifade özgürlüğü, sonra para</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 13:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[blogosfer]]></category>
		<category><![CDATA[matt mullenweg]]></category>
		<category><![CDATA[ropörtaj]]></category>
		<category><![CDATA[wordcamp]]></category>
		<category><![CDATA[wordpress]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=280</guid>
		<description><![CDATA[eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-281" title="matt_wordcamp1" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg" alt="" width="286" height="302" /></a>eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir araya getirdiği için benim de katkıda bulunabilmekten mutluluk duyduğum <a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/06/15/bir-blog-ac-da-nesemizi-bulalim/" target="_blank">Yeni Medya blogu</a>nda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey <a title="eXpress bulunabilen adresler" href="http://birdirbir.org/dagitim.html" target="_blank">kitapçılarda</a>&#8230; Söz Mullenweg&#8217;de:<br />
<strong>Bloglar kişisel birer mecra olarak tanınıyor, ama  uzun zamandır küresel şirketler, büyük kurumlar ve hatta zaten İnternet  yayını olan gazeteler ya da televizyonlar bile birer blog açıyorlar.  Kurumsal blogların amacı nedir, neyi temsil ediyorlar?</strong></p>
<p>Firmaların  blogları olmalı, çünkü bu müşterileriyle insani bir diyalog  kurmalarının en iyi yolu. Böylece ürünlerin arkasında insanlar olduğunu  gösterebilirler. İletişimin tek yönlü bir sokak gibi algılanması artık  mümkün değil.</p>
<p><strong>Amatör ve kişisellik vurgusundan devam edersek,  bloglar BBS kültürü gibi, alt kültürlere uygun bir mecra özelliği de  gösteriyor. Blogculuk kültürünü nasıl tanımlıyorsun? Bir blogu blog  yapan nedir?</strong></p>
<p>Blog kültürünü gündelik anlamıyla bildiğimiz  kültürden ayrıştırabilecek çok fazla özellik görmüyorum. WordPress ile  her gün milyonlarca insan kişisel günlüklerden, kanserle savaşa kadar,  Fortune 500 sitelerinden Wired.com gibi dergilere kadar her şeyi  yayınlayabiliyor.</p>
<p><strong>Yayın yapmayı basitleştiren bir araç olarak  bloglar insanların sözlerini yaygınlaştırmasını çok kolaylaştırdı. Öyle  ya da böyle, ifade özgürlüğünün gelişiminden bahsetmek mümkün&#8230; Ana  akım gazetelerin, yayıncıların blog yazarlarını keşfetme eğilimini bu  bağlamda nasıl değerlendiriyorsun? Konvansiyonal medya ve yeni medya  arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsin?</strong></p>
<p>Bir gazete  yayınlamak için gerekenleri garajıma koyup da bu işe girişmem mümkün  olamazdı. Fakat WordPress gibi araçları kullanarak fikirlerini  yayınladığında, New York Times ile aynı şartlara, üstelik de önemli  maliyetlerden bahsetmeden sahip olabiliyorsun. İnternet üzerinde her iki  adres de eşit uzaklıkta. Bu durum, becerikli olanın daha ön plana  çıkabilmek, kendini gösterebilmek için fırsat eşitliğine sahip olmasını  sağlıyor. Bu da okunmak için fırsat eşitliğini artırıyor.<br />
<strong><br />
Fikir  özgürlüğü konusunda WordPress&#8217;in kurumsal tavrı da dikkat çekiyor.  Adnan Oktar&#8217;ın çalışmalarını afişe eden bloglar yüzünden WordPress.com  adresine Türkiye&#8217;den erişim engellendiğinde ya da Çin hükümeti içeriği  filtrelemenizi istediğinde ciddi trafik kaybına mal olmasına rağmen  ifade özgürlüğünden yana tavır koymuştunuz. Üstelik de, topluluk  kanadının örgütlendiği WordPress.org adresinin aksine, .com adresi  bütünüyle ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen&#8230; Bu bir şirketten  kolayca beklenebilecek bir tavır değil, özgür yazılım modeli acaba  ticaret anlayışını da etkiliyor mu?</strong></p>
<p>Kesinlikle! .com adresi  tamamen ayrı ve kâr amaçlı bir yapı. Buna rağmen, orada aldığımız  kararlar da, yıllardır katkılarıyla büyüdüğümüz bir toplulukla  çalışmanın deneyimlerinden çok etkileniyor. Kişisel olarak sansür ve  ifade özgürlüğü konularını çok önemsiyorum. Tıpkı GPL ve özgür yazılımı  önemsediğim gibi. Uzun vadede, 5-10 ya da 20 sene sonra, ticari müşteri  camiamız da ilkelerimize bağlı olmamıza hak verecektir, bu Çin&#8217;de  tamamen yasaklı olmamız pahasına olmuş olsa da.</p>
<p><strong>Blog ve şirket  profili demişken, İstanbul ziyaretinin sebebi de olan WordCamp  etkinliği, &#8220;WordPress hakkında her şey&#8221; sloganıyla düzenleniyor. Fakat  yıllar içinde blog kültürü, teknik gelişmeler gibi konulardan çok  girişimcilik, risk sermayesi ve ekonomik düzeni, WordPress&#8217;le nasıl para  kazanırsınız gibi konular öne çıkmaya başlamış görünüyor. Blog  kültürünün ticarileşmeye başladığını, değiştiğini düşündüğün oluyor </strong><strong>mu?</strong></p>
<p>Türkçe  konuşmadığım için Tim Ferriss&#8217;in konuşması dışındaki konuşmaları  dinleyemedim. Bu nedenle burada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum&#8230;  Yine de, dünya çapında onlarca WordCamp etkinliğine katıldım ve  ticarileşmeyle ilgili konular konuşulurken bile insanların merakı ve  hevesi daha çok kendini ifade edebilme, yaratıcılık, özgürlük ve nasıl  okuyuculara ulaşırım sorularına kayıyor diye gözlemledim. Bunlar benim  de WordPress&#8217;in temel ilkeleri arasında saydığım düşüncelere paralel  olanlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet özgürlüğü için güçbirliği toplantısı</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 21:44:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: <a href="http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform" target="_blank">http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eXpress 112 &#8211; Bu dergi İsrail&#8217;de çıksaydı?</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 23:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[Olağan şüphelileri (Mavi Daktilo, Radyo Express, Radyo Brecht, Ağır Çekim, Kılavuz gibi) Eyal Weizman’la İsrail üzerine, Selahattin Demirtaş, Bilgi Üniversitesi’nde sendika, Zeytinburnu’nda deri işçileri, Ayazma’da TOKİ yalanları, Türkiye’nin tarım raporu, Avrupa’nın göçmen zulmü, 1870’lerde Ermeniler, Judith Butler gibi başlıklar sıralanabilir. Son hazırlıkları süren http://www.birdirbir.org adresinde hangi kitabevlerinde bulunabileceği listesi olduğunu, http://www.birdirbir.org/dava adresinden de hapis ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.birdirbir.org"><img class="alignright size-medium wp-image-274" title="express 112 sayı" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/Picture-2-218x300.png" alt="" width="218" height="300" /></a>Olağan şüphelileri (Mavi Daktilo, Radyo Express, Radyo Brecht, Ağır Çekim, Kılavuz gibi) Eyal Weizman’la İsrail üzerine, Selahattin Demirtaş, Bilgi Üniversitesi’nde sendika, Zeytinburnu’nda deri işçileri, Ayazma’da TOKİ yalanları, Türkiye’nin tarım raporu, Avrupa’nın göçmen zulmü, 1870’lerde Ermeniler, Judith Butler gibi başlıklar sıralanabilir.</p>
<p>Son hazırlıkları süren <a title="express dergisi" href="http://www.birdirbir.org" target="_blank">http://www.birdirbir.org</a> adresinde hangi kitabevlerinde bulunabileceği listesi olduğunu, <a title="express dergisi" href="http://www.birdirbir.org/dava" target="_blank">http://www.birdirbir.org/dava</a> adresinden de hapis ve para cezası aldığımız davayla ilgili tepkileri, yorumları, haberleri derlediğimizi hatırlatalım.</p>
<p>Eylül ayına kadar pause tuşuna bastığımız da bu sayının havadisi olsun. Meram&#8217;dan naklederek:</p>
<p><em><span id="more-273"></span>BURASI TÜRKİYE, İSRAİL DEĞİL! </em><br />
<strong>Bu dergi İsrail’de çıksaydı </strong></p>
<p>Mavi Marmara katliamından beri Türkiye medyası İsrail’in muhalif seslerine kulak kesiliyor, başta Ha’aretz olmak üzere muhalif basından iktibas yapıyor. Zehir zemberek yorumlar; İsrail hükümeti ve ordusu topa tutuluyor, ahmaklıktan giriliyor, canilikten çıkılıyor. Ve akla ister istemez şu soru geliyor: Aynı şeyler Türkiye hükümeti ve ordusu için yazılabilir mi?</p>
<p>Express İsrail’de yayınlansaydı, aşağı yukarı Ha’aretz’in söylediklerini söylerdi. Ve ne hapse mahkûm edilirdi, ne de para cezasına. Maçlarda polis taraftarlara copla giriştiğinde tribünlerden yükselen standart tezahürat bir ironi olarak duruyor önümüzde: “Burası Türkiye, İsrail değil!”</p>
<p>Müdavimlerinin gayet iyi bildiği gibi, Express her bakımdan bağımsız bir yayın. Hiçbir sermaye grubu veya türüyle, sivil toplum kuruluşuyla, fon mekanizmasıyla bağlantısı olmadığı gibi, hiçbir partiyle, örgütle, siyasal oluşumla da ilişkisi yok. Yüzde yüz bağımsız ve aynı zamanda yüzde yüz angaje. Neye angaje olduğumuzu Ocak 1994’te, ilk sayımızda ilan etmiştik, 16 yıldır o söze bağlıyız: Savaşsız ve sömürüsüz, efendisiz ve tahakkümsüz bir dünya idealine. Bu angajman, Express’in varoluş sebebi. Öyle olmasa, niye böyle bir yayın olsun ki? Varoluşumuzu ifade etmeyeceksek varolmamız abes olmaz mı?</p>
<p>“Burası Türkiye” olduğu için düzenle barışık olmayan herkese dendiği gibi, bize de “varoluşunu ifade etmeyeceksin” deniyor. Buna boyun eğecek değiliz.  Bedeli var tabii. En tazesi, “Kandil’de ve bölgede hava durumu” üstbaşlıklı yazı nedeniyle, İrfan Aktan’a 15 ay hapis, yazıişleri müdürü sorumluluğunu taşıyan Merve Erol’a 16 bin lira para cezası kesilmesi. Başka gazetecilere kesilenin yanında –örneğin Vedat Kurşun’a 166, Hacı Boğatekin’e 10 yıl– devede kulak, ama sancısı da sancı.</p>
<p>“AKP demokrasisi” 2006’da Terörle Mücadele Kanunu’nda yaptığı “düzeltme”, ifade özgürlüğünü eskisinden beter bir cendereye soktu. 2006 öncesinde olsaydık, böyle bir yazıya dava dahi açılmayacaktı. Zira, AKP öncesindeki düzenlemede, dava açılması için söz konusu “propaganda”nın “şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik” içermesi gerekiyordu. ﬁimdi ise “şiddet veya teröre teşvik” içermesi gerekmiyor, örgüt üyelerinin haber niteliğindeki beyanlarını nakletmek bile ceza için yeterli. Evet, 2010 Türkiye’sindeyiz ve “terör örgütünün propagandasını yapmak”tan hüküm giymiş durumdayız. Bütün Türkiye’nin “Kürt açılımı”nı konuştuğu günlerde, Eylül 2009’da işlemişiz o suçu. O günlerde Hasan Cemal’in, PKK’nın iki numaralı ismi Murat Karayılan’la Kandil’e giderek yaptığı söyleşi Milliyet’te tefrika ediliyor, hemen her köşeyazarı o söyleşiyi referans alarak yorum yapıyor, ekranlarda hemen her tartışma programında “PKK masaya yatırılıyor”, örgüt sözcülerinin açıklamalarına atıfta bulunuluyordu. Anaakım medyanın hemen her mecrasında “PKK silah bırakıyor” havasının estiği o günlerde, arkadaşımız İrfan Aktan durumun öyle olmadığını söylemişti, “Kandil’de ve bölgede hava durumu” üstbaşlıklı haber-analizde. Bunu da masa başında değil, bölgeye giderek, orada iki PKK militanı da dahil olmak üzere birçok kişiyle görüşerek, PKK sözcülerinin çeşitli demeçlerini inceleyerek ve ABD, İran, Irak ve Suriye’nin Kürt politikalarını irdeleyerek yapmıştı. İrfan’ın yazısına koyduğumuz “Mücadele olmazsa çözüm olmaz” başlığı, PKK’nın aldığı pozisyonu özetliyordu. Zira, PKK’da ağır basan eğilim, “silahlı mücadele bırakılırsa devletin çözümden yan çizeceği” yolundaydı. Ancak, bir de şerh vardı İrfan’ın yazısında. Birlikte okuyalım: “Örgüt içinde AKP’nin ‘açılım’<br />
projesini farklı yorumlayanlar var. Kandil’le yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz izlenim, açılım müjdesinin Türkiye’de yarattığı tartışma ortamının örgütte pek de pozitif bir yansıması olmadığı, PKK’nin hâlâ uzun vadeli çatışma planları üzerinde durduğu yönünde. Ayrıca PKK liderlerinden Cemil Bayık, TBMM’nin açıldığı gün çarpıcı açıklamasıyla ortaya çıktı. ‘Süreç savaş yönünde gelişmekte ve savaş kaçınılmaz görünmektedir’ diyen Bayık, PKK birliklerini ve Kürtleri ‘son ve büyük savaşa’ hazır olmaya çağırdı. Bayık’ın bu açıklamasının inisiyatifi ele geçirmek için yapılmış bir politik şantaj olup olmadığını önümüzdeki aylarda göreceğiz.”</p>
<p>Avukatımız Tora Pekin’in mahkeme heyetine sorduğu soruyu mealen tekrarlayalım: Örgüt propagandasını yapan bir yazıda, o örgütün liderlerinden birinin “politik şantaj” yapma ihtimalinin vurgulandığı nerede görülmüş?</p>
<p>Aradan geçen zaman haberimizi doğruladı. Kürt açılımı, moda deyişle “yalan oldu”: DTP kapatıldı, 1500 parti yöneticisi ve yüzlerce çocuk tutuklandı. PKK ise silah bırakmadı, aksine, tek taraflı ilan ettiği ateşkesi bozdu. Ve sadece son iki ayda 38 asker öldürdü. Perşembenin gelişini çarşambadan söylemenin “terör örgütü propagandası yapmak”la ne alâkası var? Her şey bir yana, Express niçin PKK propagandası yapsın?</p>
<p>O yazıya 15 ay hapis, 16 bin lira ceza kesilmesinin akla, mantığa, adalet kavramına, hatta ve hatta TMK’ya sığar bir tarafı var mı? Bu dergi İsrail’de çıksaydı, böyle bir “hukuk”a maruz kalır mıydı?</p>
<p>4 Haziran sabahı DGM (ismi değişti, cismi baki) önünde toplandığımızda da, beraat edeceğimize kaniydik. Ve “tatil”i konuşuyorduk. Daha önce ayrıntılarıyla anlattığımız dağıtım sorununu henüz çözemediğimiz için Express’i sonbahara kadar tatile çıkarmaya karar vermiştik. “Henüz çözemedik” diyoruz, zira bayilerde olabilmenin bir yolunu bulduk gibi. Ama, realize etmek vakit istiyor. Vakit, bu durumda da nakit ve o nakdi kaldırabilecek durumda değiliz. Mecburen tatile çıkıyoruz.</p>
<p>Laf aramızda, bu mecburiyetten şikâyetçi sayılmayız. Tatil, öyle ya da böyle, tatil. Bir teneffüsü çok özlemiştik. Yeni abonelerimiz merak etmesin, abonelik süreleri üç ay uzayacak elbette. Bu arada, tatilde boş durmayacağız: İnanması zor ama, temmuz ayında sitemiz (birdirbir.org.) yayına başlıyor. Başladığında erişebildiğimiz mecralarda duyurusunu yapacağız.  Aşağı yukarı okulların açılmasıyla birlikte, Express de bayilerde olacak.</p>
<p>Şimdi, eylülde buluşmak üzere, bayrağımızı göndere çekip türkümüzü söyleyelim; Ekşisözlük’te, “judge fudge” müstearının Express’in hüküm giymesi üzerine, “mensubu olmaktan kıvanç duyduğum yüce Türk yargısına göndermek istiyorum” dediği türküyü&#8230; ﬁiir Fazıl Hüsnü, beste Tahsin İncirci: “Deli Kuşun Öttüğü”. Ahmet Kaya yorumlamıştı, “Resitaller”de ve son albümü “Kalsın Benim Davam”da.</p>
<p>“Sen söylersin, o susar mı bel’olmaz” diyor Fazıl Hüsnü’nün “deli kuşu”. Ekşisözlük yazarı türkünün sonuna bir not düşmüş: “Siz söyleyeceksiniz, biz susmayacağız.” Aynen klaynen. 4 Haziran’da ve sonrasında Express’e destek veren herkese bin selâm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/express-112-bu-dergi-israilde-ciksaydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
