Oyuncak müzesine ikinci seferin şerefine…

Sunay Akın’ın İstanbul Oyuncak Müzesi projesini duyduğumdan beri merak etmiş, ancak geçen yıl gitme fırsatı bulmuştum. Express’in Şehir Hatları bölümüne yazdığım yazıyı, bugün ikinci kez gidince bloga koymadığımı hatırlayarak burada da paylaşmamın iyi olacağını düşündüm. Alttaki yazı Express 117. sayıdan naklen… Fotoğraflar bugünden…

Continue reading Oyuncak müzesine ikinci seferin şerefine…

Teknolojinin yarattığı çirkin varisler

Cep telefonlarıyla çekilen fotoğraflar, usta ressamların geçim derdinden yaptıkları ve bugün müzeleri dolduran portrelerin varisleri kabul edilebilir mi?

Dizilerden bahsetmeye çalışırken, özellikle de “kısmen bağımsız bir başka unsur da ister kültür endüstrisinden, ister genel hatlarıyla üretim ilişkilerinin belirleyiciliğinden bakalım kısacası “paranın çoğu burada olunca, bir sürü yetenekli insan da burada toplanıyor” hali.derken bu bağlantıyı kurmama neden olan onlarca küçük fikir/bilgi/kanaat kırıntısı kafamın içinde uçuşurken biri azıcık odağa girer gibi yapıp tekrar uzaklaştı. Kuramadığım bağlantıyı ayrıca konu edeyim:

Continue reading Teknolojinin yarattığı çirkin varisler

Geç olsun, güç olmasın: Community Leadership Summit nedir?

Community Leadership Summit, 2009’da Ubuntu’da Community Manager olarak çalışan Jono Bacon tarafından başlatılan ve devamında Dave Nielson (CloudCamp), Van Riper (CLS-West organizatörü ve Google community manager), Sara Ford, Marsee Henon (community manager ve O’Reilly irtibatı) gibi isimlerin de katılımıyla sürdürülen bir na-konferans (unconference).

Zamanından ötesinden gelen edit: Sözlük jargonundan apararak, yazı bittikten sonra en başına ekleyeyim şu notu: Çok uzadı, bu yazı sadece bu etkinliğin genel olarak ne olduğunu anlatıyor. Sonraki yazılarda günler halinde etkinlik izlenimlerine sıra gelecek…

Continue reading Geç olsun, güç olmasın: Community Leadership Summit nedir?

Okullar mı açılıyor? Onu bırak, diziler başlıyor!

Mevsimler kadar, küresel ısınma etkilerini düşünürsek belki daha bile belirleyici iki önemli sosyal gelişmenin eşiğindeyiz. Okullar açılıyor ve diziler başlıyor. Günlük rutini çaktırmadan bu kadar etkileyen başka ne var acaba? Derbi maçları desem, onlar gündelik hayatı ve hatta dünyanın dönme hızını bile etkilemeye göstere göstere uğraştıklarından sayılmaz herhalde. Aklıma gelen tüm örnekler de öyle… Öyle ya da böyle kışın müjdecisi bu olay önümüzdeki haftadan itibaren gün isimlerinin pazartesi’den dexter‘a, cuma’dan bigbang‘e dönüşmesi anlamına gelebiliyor.
devamını oku

Dizi dediğin

Catherine Deneuve BiR+BiR‘in 12. sayısında Siren İdemen’in çevirisiyle yayınlanan söyleşisinde CSI, Mad Men, Six Feet Under ve Dexter’dan sonra The Wire’a kaptırdığını anlatıyordu. Kendisi arkadaş tavsiyesiyle birkaç diziye göz atmış olmanın yanında sinefilliğini çok kaybetmemiş olan Siren bu duruma hafifçe şaşırmış olarak “diziler ne kadar yaygın ve etkili hale geldi değil mi?” diye sordu bir gün.

Dizilerin etki alanları basitçe televizyon kültürüyle sınırlanmıyor. Kendilerine has alt kültürler oluşturan “kült” diziler başta olmak üzere, mazruf zarfı unutturalı çok oldu.

Continue reading Dizi dediğin

Portland macerası – bölüm 2

İlk günün şaşkınlığını takiben birbirinden ilginç insanların olduğu Community Leadership Summit 11’e katıldım. Bu konuyla ilgili notları ayrıca özgür yazılım ve copyleft maslahatgüzarlığında bulabilirsiniz. Burada ufak tefek notlarla Amerika deneyimi yazmaya devam edeyim diye düşündüm.

Tekman, Portland’la ilgili tavsiyeler veriken parkı gösterip “tanışmasalar da nazikçe selamlaşan insanları göreceğin yer de burası” demişti. Bu aslında en ufak bir ortaklık söz konusu olabilen her yer için geçerli. Hepsinden önce, bir şeyler satın almaya çalışırken önden bir nezaket selamlaşması şart. Sadece günaydın falan demek değil, ufak bir hal hatır sorma, elektriğe bağlı olarak azıcık havadan sudan konuşma falan epey kabul gören bir davranış şekli. Öyle ki, uluslararası organizasyonların yapılanmalarına ilişkin sorunları tartışırken, ikinci dil olarak İngilizce konuşanların yaşadığı sorunları sıralayıp, olası çözüm önerilerini listelemeye çalışmayı önerdiğimde kimi noktaların utangaç insanlar için de geçerli olabileceği epey geç gündeme geldi. Biriyle konuşurken çekindiği için aklındakini söylemekten kaçınmak çok sık rastlanan bir şey değil gibi görünüyor. Öyle algılanıyor demek daha doğru belki de… devamını oku

Portland macerası – bölüm 1

Hayatımda ilk kez ABD’ye gelmenin sonuçlarından biri de, ilk kez kıtalararası uçmak oldu. Hayatımın en uzun günüydü. Perşembe sabahı bir kalktım, iki kere cuma yaşadım, daha da bitmedi. Neyse ki toplu taşıma araçlarında uyumakla ilgili üstün bir yeteneğim var. Öyle Erzurum’a uçar gibi manzara seyredilecek bir durum da olmadığından koridorda ayak uzatılabilecek bir pozisyonu başarıyla alıp, bir iki kere dolanmayı saymazsak uyuklaya uyuklaya cumalardan birini yedim. Yoksa giderken iyi de, dönünce jet-lag oluyorsun yollu deneyimlerin aldatmaca olduğunu acı biçimde öğrenirdim gibime geliyor. Gerçi sağlaması dönüşe, galiba uçak uykusu da kurtarmayacak, öyle derler. devamı oku

Yitik bir yazının tıpkıbasımı: mencoder profil desteği ve Onur Küçük…

04 Şubat 2008, 22:54’te yayınlanmış bir yazı imiş bu, bugün twitter’da sohbeti dönünce arşivciliğiyle ünlü arkadaşlardan biri (yazsam kızar diye tırstım gizem katıyorum) gönderiverdi:

Pardus’un yıllanmış, demlenmiş ustalarından Onur Küçük’le şahsen tanıştıysanız bilirsiniz… Onur sessiz bir insandır. Özellikle pardus-kullanıcıları listesinde harcadığı uzun zamanlar nedeniyle, bu aracı kullanmayı yeğleyenlerin aklına yerleştiğine emin olduğum imzasını motto edinmiş, feyz almaya odaklanmıştır… “Bilgi konuşur, bilge dinler…” Konuşmakta acele etmez sevgili Küçük… ve bazen beni çileden çıkarırcasına susar! Söylemesinin çok anlamlı olduğu konularda da susar! Bunun taze bir örneğini, özgürlükiçin projesi kapsamında değerlendirilebileceğini düşündüğüm bir öneriyi tartışırken yaşadık… Özetleyerek (atarak) alıntılıyorum:
devamını oku

Çizgi roman yayınlamak kolay iş değil…

Favori çizgi romanlarımın dönmüş olması, bu aralar en çok duyduğum haliyle, eski baharların olmamasını benim için önemsizleştiriyor. Günler uzadı, işten çıktıktan sonra sahil kenarında yürüyüş yaparken ortalık aydınlık olabiliyor. Bir de neredeyse yıllar sonra tekrar Julia ve Dampyr okuyabiliyor olmaktan güzeli olamaz…

Continue reading Çizgi roman yayınlamak kolay iş değil…

Bir şenlik* daha bitti…

Foto: Arndt Nollau
Foto: Arndt Nollau

Bir Linux ve Özgür Yazılım Günleri daha sona erdi. Başlıkta kısaca şenlik dedim, aslında artık şenlik denmiyor, ama gönlümüzün şenliği. Üstelik LKD ve Bilgi CS bölümünün gönüllülerinin ellerine sağlık, gerçekten bir şenlik havasında geçti. Bugün (c.tesi) havanın yağmurlu olmasının da etkisiyle beklenenden az kişi gelse de, özellikle geçmiş yıllara kıyasla katılımda düşüş olmadığını söylemeli. Yine önceki yıllara göre daha az koştursam da, yaşlanmış olmanın etkisiyle tahminen, İstanbul’un yağmurlu bir cumartesi trafiğini de gözüm çok kesmediği için Jehan Barbur konserine kalmadan ev yolunu tutacak kadar yoruldum (temsili resimde görülebileceği gibi).

Gerçekten günlük olarak görüp blogu, aklımda kalanları buraya da yazayım dedim. Kısa yazabilen bir insan olmadığım için şimdiden sabırlar diliyorum.

Continue reading Bir şenlik* daha bitti…