Tag Archives: blog

Milyonlarca blog sahibi Matt Mullenweg: Önce ifade özgürlüğü, sonra para

eXpress’in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress’in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye’de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir araya getirdiği için benim de katkıda bulunabilmekten mutluluk duyduğum Yeni Medya blogunda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey kitapçılarda… Söz Mullenweg’de:
Bloglar kişisel birer mecra olarak tanınıyor, ama uzun zamandır küresel şirketler, büyük kurumlar ve hatta zaten İnternet yayını olan gazeteler ya da televizyonlar bile birer blog açıyorlar. Kurumsal blogların amacı nedir, neyi temsil ediyorlar?

Firmaların blogları olmalı, çünkü bu müşterileriyle insani bir diyalog kurmalarının en iyi yolu. Böylece ürünlerin arkasında insanlar olduğunu gösterebilirler. İletişimin tek yönlü bir sokak gibi algılanması artık mümkün değil.

Amatör ve kişisellik vurgusundan devam edersek, bloglar BBS kültürü gibi, alt kültürlere uygun bir mecra özelliği de gösteriyor. Blogculuk kültürünü nasıl tanımlıyorsun? Bir blogu blog yapan nedir?

Blog kültürünü gündelik anlamıyla bildiğimiz kültürden ayrıştırabilecek çok fazla özellik görmüyorum. WordPress ile her gün milyonlarca insan kişisel günlüklerden, kanserle savaşa kadar, Fortune 500 sitelerinden Wired.com gibi dergilere kadar her şeyi yayınlayabiliyor.

Yayın yapmayı basitleştiren bir araç olarak bloglar insanların sözlerini yaygınlaştırmasını çok kolaylaştırdı. Öyle ya da böyle, ifade özgürlüğünün gelişiminden bahsetmek mümkün… Ana akım gazetelerin, yayıncıların blog yazarlarını keşfetme eğilimini bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsun? Konvansiyonal medya ve yeni medya arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsin?

Bir gazete yayınlamak için gerekenleri garajıma koyup da bu işe girişmem mümkün olamazdı. Fakat WordPress gibi araçları kullanarak fikirlerini yayınladığında, New York Times ile aynı şartlara, üstelik de önemli maliyetlerden bahsetmeden sahip olabiliyorsun. İnternet üzerinde her iki adres de eşit uzaklıkta. Bu durum, becerikli olanın daha ön plana çıkabilmek, kendini gösterebilmek için fırsat eşitliğine sahip olmasını sağlıyor. Bu da okunmak için fırsat eşitliğini artırıyor.

Fikir özgürlüğü konusunda WordPress’in kurumsal tavrı da dikkat çekiyor. Adnan Oktar’ın çalışmalarını afişe eden bloglar yüzünden WordPress.com adresine Türkiye’den erişim engellendiğinde ya da Çin hükümeti içeriği filtrelemenizi istediğinde ciddi trafik kaybına mal olmasına rağmen ifade özgürlüğünden yana tavır koymuştunuz. Üstelik de, topluluk kanadının örgütlendiği WordPress.org adresinin aksine, .com adresi bütünüyle ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen… Bu bir şirketten kolayca beklenebilecek bir tavır değil, özgür yazılım modeli acaba ticaret anlayışını da etkiliyor mu?

Kesinlikle! .com adresi tamamen ayrı ve kâr amaçlı bir yapı. Buna rağmen, orada aldığımız kararlar da, yıllardır katkılarıyla büyüdüğümüz bir toplulukla çalışmanın deneyimlerinden çok etkileniyor. Kişisel olarak sansür ve ifade özgürlüğü konularını çok önemsiyorum. Tıpkı GPL ve özgür yazılımı önemsediğim gibi. Uzun vadede, 5-10 ya da 20 sene sonra, ticari müşteri camiamız da ilkelerimize bağlı olmamıza hak verecektir, bu Çin’de tamamen yasaklı olmamız pahasına olmuş olsa da.

Blog ve şirket profili demişken, İstanbul ziyaretinin sebebi de olan WordCamp etkinliği, “WordPress hakkında her şey” sloganıyla düzenleniyor. Fakat yıllar içinde blog kültürü, teknik gelişmeler gibi konulardan çok girişimcilik, risk sermayesi ve ekonomik düzeni, WordPress’le nasıl para kazanırsınız gibi konular öne çıkmaya başlamış görünüyor. Blog kültürünün ticarileşmeye başladığını, değiştiğini düşündüğün oluyor mu?

Türkçe konuşmadığım için Tim Ferriss’in konuşması dışındaki konuşmaları dinleyemedim. Bu nedenle burada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum… Yine de, dünya çapında onlarca WordCamp etkinliğine katıldım ve ticarileşmeyle ilgili konular konuşulurken bile insanların merakı ve hevesi daha çok kendini ifade edebilme, yaratıcılık, özgürlük ve nasıl okuyuculara ulaşırım sorularına kayıyor diye gözlemledim. Bunlar benim de WordPress’in temel ilkeleri arasında saydığım düşüncelere paralel olanlar.

İyi ki doğdun Andersen derken…

Andersen'in Kağıttan kesilmiş Baca'sı

Bugün arama motoru olarak Google’ı tercih edenler logonun yerini sevimli resimlerin aldığını görebilirler. Doodle adı verilen bu logo ile kutlama kültürü Google’da eskiden beri var. Bu doodle’ın esbab-ı mucizesi Andersen‘in 205. yaş günü kutlaması. Kibritçi Kız, Prenses ve Bezelye gibi bir çok masalın yazarı olarak çocuk edebiyatı konusunda ilk akla gelen isimlerden Andersen’i okumak, hatırlamak için güzel bir neden. Kaldı ki, iki asır önce doğmuş bir yazarın eserleri artık kamusal bilgi alanının (public domain) bir parçası oldukları için bir çok dilde metinlere elektronik ve ücretsiz olarak erişmek mümkün. Bu diller arasında görebildiğim kadarıyla Türkçe de var, ancak ufak tefek sorunlarla.

Continue reading İyi ki doğdun Andersen derken…