<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; convergence</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/tag/convergence/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Jan 2012 22:32:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Teknolojinin yarattığı çirkin varisler</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2011/09/teknolojinin-yarattigi-cirkin-varisler/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2011/09/teknolojinin-yarattigi-cirkin-varisler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 21:38:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[convergence]]></category>
		<category><![CDATA[hackers and painters]]></category>
		<category><![CDATA[paul graham]]></category>
		<category><![CDATA[yakınsama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[Cep telefonlarıyla çekilen fotoğraflar, usta ressamların geçim derdinden yaptıkları ve bugün müzeleri dolduran portrelerin varisleri kabul edilebilir mi? Dizilerden bahsetmeye çalışırken, özellikle de &#8220;kısmen bağımsız bir başka unsur da ister kültür endüstrisinden, ister genel hatlarıyla üretim ilişkilerinin belirleyiciliğinden bakalım kısacası “paranın çoğu burada olunca, bir sürü yetenekli insan da burada toplanıyor” hali.&#8221; derken bu bağlantıyı <a href='http://loker.radiobrecht.org/2011/09/teknolojinin-yarattigi-cirkin-varisler/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cep telefonlarıyla çekilen fotoğraflar, usta ressamların geçim derdinden yaptıkları ve bugün müzeleri dolduran portrelerin varisleri kabul edilebilir mi?</p>
<p>Dizilerden bahsetmeye çalışırken, özellikle de <em>&#8220;kısmen bağımsız bir başka unsur da ister kültür endüstrisinden, ister  genel hatlarıyla üretim ilişkilerinin belirleyiciliğinden bakalım  kısacası “paranın çoğu burada olunca, bir sürü yetenekli insan da burada  toplanıyor” hali.</em>&#8221; <a href="http://loker.radiobrecht.org/2011/09/dizi-dedigin/" target="_blank">derken</a> bu bağlantıyı kurmama neden olan onlarca küçük fikir/bilgi/kanaat kırıntısı kafamın içinde uçuşurken biri azıcık odağa girer gibi yapıp tekrar uzaklaştı. Kuramadığım bağlantıyı ayrıca konu edeyim:</p>
<p><span id="more-435"></span><a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25128189/" target="_blank">Waltic</a> konferansında Bülent Somay&#8217;la telif meselesi tartışırken yaptığı çıkışı çok beğenmiştim. Şimdi konuyu tamamen oraya saptırmayayım, ama maddi beklentilerden uzak bir kültürel üretim yapılamaz mı sorusuna &#8220;başka işlerde çalışmayı düşünmez misiniz?&#8221; diye sormanın hem ajitatif hem kibar bir yöntemini formüle etmişti. Ne bir buluş yapmış ne de böyle bir şey önermeye cesaret eden ilk kişi olmuştu elbette&#8230; Yazar ve yayıncı Cem Akaş, 2004 yılında <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=104720" target="_blank">Korsan&#8217;a Güzelleme</a> diye benzer bir noktayı savunabiliyordu&#8230;</p>
<p>Yakın zamanda benzer şekilde, konuyu güzelce özetleyen bir başka denemeyi okudum: Paul Graham&#8217;ın <a href="http://www.paulgraham.com/hp.html" target="_blank">Hackers and Painters</a> denemesi. Yazılım dünyasında hacker olmanın aslında kendine tam bir yer bulamamak anlamına gelebildiğini birçok bakış açısından değerlendirip (kimi mühendis gibi davranmanı bekler, kimi işçi, kimi bilim insanı vb.) sonuçta hacker olmanın aslında bir ressam ya da yazar gibi tamamen içsel nedenlerle ve yaratıcılıkla harekete geçtiğini vurguluyor ve bunun hep canlı kalması gerektiğini savunuyordu.</p>
<p>Başka işlerde çalışarak özgün projeleri maddi beklentilerden bağımsız hale getirmek, başarılı olmalarını kolaylaştırabilir gerçekten. Satmak zorunda olmayan bir albümden daha özgürce yapılan bir müzik olabilir mi? Gişe kaygısı olmadan çekilen bir film, yönetmenin gerçekten iç dünyasını daha iyi yansıtmaz mı? Mümkün veya değil, o başka bir tartışma.</p>
<p>Bu yazıyı yazmaya iten, kulağıma küpe olan bölümse, bu tezi geliştirirken bir ayrıntı olarak değinip geçtiği, ama başlı başına bir denemeye, hatta tezlere konu olabilecek bir saptama. Tam da &#8220;nasıl bunca zaman aklıma gelmemiş&#8221; denecek türden. Diyor ki -mealen: <em>Fotoğrafın resim sanatına vurduğu asıl darbe, ressamların ideal günlük işini çalmış olmak. Tarihteki birçok büyük ressam portreler yaparak geçimlerini sağlardı</em>.</p>
<p>Gerçekten de zenginlerin portrelerini yaparken kazandığı parayla kirasını ödeyip, karnını doyurup, boyasını alıp bir başına hayallerindeki resimleri yapmaya çalışan nice ressamın işleri bugün müzeleri süslüyor ve fotoğraf bu iş sahasını yok etmediyse bile öyle kabul etmemizi gerektirecek kadar daralttı.</p>
<p>Tabii burada hatırlamak gereken bir başka nokta da, fotoğrafın ortaya çıkışının tek başına ve bir anda portre geleneğini ressamlardan almadığı olmalı. Aslında teknolojideki dönüşümler, bu işin iş olma biçimindeki değişimler sonra da hiç durmadı. Fotoğrafın portreler için ticari kullanımı stüdyolarda başladı. Fakat bu stüdyolar yerlerini çok uzun olmayan bir süre sonra haber fotoğrafçıları, özellikle de savaşları belgeleyen fotoğrafçılar için sinema filmlerinin kullanılabildiği ve bugün tüm fotoğraf makinalarındaki temel ölçü ve konvansiyonları yaratan 35mm. fotoğraf makinalara bırakmaya başladı. Bu makinaların yayılmasıyla stüdyolar fotoğraf çekilen yerler olmaktan, fotoğrafların ham malzemelerinin satıldığı ve sonra işlendiği dükkanlara döndü. Dükkanlar da direnemiyor. Dijital teknoloji, hele ki telefonlarımızla bile fotoğraf çekebilmek o anlamı da ortadan kaldırmaya başladı.</p>
<p>Fotoğraf çeken telefonların, ressamların mirasyedisi olduğunu söylemek ileri gitmek olacaktır. Hele ki insanların telefonlarından İnternet&#8217;e yayılan fotoğraflar, tabloların estetiğiyle kıyaslandığında. ;-)</p>
<p>Şimdi, bu yazı burada bitiyor, ki bir de Benjamin&#8217;e dalmayayım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2011/09/teknolojinin-yarattigi-cirkin-varisler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakınsama ile değişen fotoğraf</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/yakinsama-ile-degisen-fotograf/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/yakinsama-ile-degisen-fotograf/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 22:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[camera lucida]]></category>
		<category><![CDATA[convergence]]></category>
		<category><![CDATA[panoramik]]></category>
		<category><![CDATA[roland barthes]]></category>
		<category><![CDATA[yakınsama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Elimde Reha Akçakaya çevirisiyle Camera Lucida var. Vapurda oyalanıyorum. Barthes&#8217;ın düşünme biçimi beni hep etkiledi. İfade etme halindeki o utangaç bilgelik de. Sanki yurtdışında yaşayan bir akrabanın, ziyareti sırasında yaşadığı ülkeyi anlatması gibi anlatıyor diye hissederim hep onu okurken. Kendi düşünce dünyasında bir ziyaretçi olduğunu vurgulayan dili yüzünden belki de&#8230; Kitabın 4. başlığında, Fotoğraf üzerine <a href='http://loker.radiobrecht.org/2010/03/yakinsama-ile-degisen-fotograf/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/DSC000131.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-185" title="panoramik haydarpaşa" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/03/DSC000131-300x77.jpg" alt="panoramik haydarpaşa garı" width="300" height="77" /></a>Elimde Reha Akçakaya çevirisiyle Camera Lucida var. Vapurda oyalanıyorum. Barthes&#8217;ın düşünme biçimi beni hep etkiledi. İfade etme halindeki o utangaç bilgelik de. Sanki yurtdışında yaşayan bir akrabanın, ziyareti sırasında yaşadığı ülkeyi anlatması gibi anlatıyor diye hissederim hep onu okurken. Kendi düşünce dünyasında bir ziyaretçi olduğunu vurgulayan dili yüzünden belki de&#8230;</p>
<p><span id="more-186"></span>Kitabın 4. başlığında, Fotoğraf üzerine düşünürkenki pozisyonunu tanımladığı bölümü okuduktan sonra parmağım sayfanın üzerinde kapatıyorum kitabı bir süre&#8230;</p>
<blockquote><p>O halde kendimi fotografik &#8220;bilginin&#8221; ölçüsü yapıyordum. Bedenim Fotoğraf hakkında ne biliyordu? Fotoğraf&#8217;ın üç değişik uygulamanın (ya da üç değişik duygunun, niyetin) nesnesi olduğunu gözlemlemiştim: yapmak, maruz kalmak ve bakmak. <em>İşletici</em> fotoğrafçıdır. <em>İzleyici</em> ise biz, yani fotoğraf koleksiyonlarına (dergi, gazete, kitap, albüm ve arşivlerdeki) göz gezdiren herkestir. Fotoğrafı çekilen kişi veya şey ise hedef, gönderge, bir çeşit küçük hayaldir.(&#8230;)</p>
<p>Bu üç uygulamadan biri bana kapalıydı, onu inceleyemezdim: ben bir fotoğrafçı değilim. Amatör bile değilim: bunun için çok sabırsızım: ürettiğimi hemen görmeliyim ben (Polaroid mi? Eğlenceli, ama işin içinde büyük bir fotoğrafçı yoksa umut kırıcı).</p></blockquote>
<p>Daha önce de düşündüm bunu. Aslında önemsiz bir polemik gibi görünüyor, ama aklıma gelmesine de engel olamıyorum işte. Acaba bir bahane mi, öne sürdüğü acelecilik, yoksa gerçekten de dijital fotoğrafçılık deneyimine tanık olsa başka türlü düşünebilir miydi diye tahminler yürütüyorum.</p>
<p>Zaten dijital teknolojilerin Fotoğraf&#8217;ı nasıl etkilediğine dair fikirlerim var. (Aslında fikir denebilir mi emin değilim, sorularım ve meraklarım var daha doğru bir ifade. (Tabii burada kastettiğim etki, bildiğimiz SLR&#8217;nin film takılmaktan çıkartılıp da, CCD/CMOS ile çalışır hale gelmesinin yarattığı bir şey değil. ((Onun, özünde bir şey değiştirdiğini pek sanmıyorum.)))</p>
<p>Tam da, Barthes&#8217;ın söylediklerini düşünüyorum. Fotoğrafı çektiğin an görebiliyor olmak, buradaki üç uygulamayı -ki neticede bu bedenin fotoğrafa dair bilgisini oluşturuyor gerçekten- nasıl etkiliyor? Muhtemelen en az (o da dolaylı biçimde) etkilenen ayağı <em>izleyici</em>. Fotoğrafa bakma uygulamasında mecranın değişimi belki de kritik bir sonuç yaratmadı. Ya fotoğrafçı ve fotoğrafı çekilen açısından?</p>
<p>Bu soru başlı başına çok derinlere gidebilen bir soru olduğu için, bunu tek başıma düşünmek yerine böyle konulardaki fikirlerini çok sevdiğim insanlarla tartışmayı düşünüyordum. Hatta Bir+Bir için bir ropörtaj yapabileceğimizi bile düşündük.</p>
<p>Bugün galiba soruları kafamda somutlaştırabilmeye başlamış oldum. Çünkü vapurdan inip de tren garına yürüdüğümde trenin kalkmasına on dakika vardı. Bu hem trenin dolmuş olması, hem de hala beklemek zorunda olmak anlamına geliyor. Tren doluysa kitap okumak zorlaşır, böylece beklemek de&#8230; Genellikle böyle durumlarda radyo dinliyorum. Yine öyle yapmak üzere telefonumu çıkardım (kendisi radyo olarak da çalışıyor) ve o sırada karşımdaki sütunun üzerinde, yağlı boya fırça izleri taşır gibi bir Barış Manço grafitisi var sandım. Fotoğrafını çekmek için (yine telefonumla) uğraşırken, elimdeki tek lens için çok uzakta olduğumu anladım. Dijital bir yakınlaştırma yapması ümidiyle tuşlara bastım ve bir anda cebimdeki telefon-radyo-fotoğraf makinasının panoramik çekim özelliği açıldı. Bir SLR ile gerekli ölçümleri yapmak bile dakikalar sürebilecekken, son derece sezgisel bir yönlendirmeyi takiben yukardaki fotoğrafı çektim.</p>
<blockquote><p>Fotoğrafın sonucunu o an görmek, fotoğraf çekmeyi nasıl değiştirir?</p></blockquote>
<p>Soru fazla basit oldu.</p>
<blockquote><p>Müzik çalabilen bir aletin, amatörler için belge okumayı gerektirebilecek teknikleri şablon uygulamalarla sunan kolaylıkta fotoğraf çekebilmesi, fotoğraf çekmeyi nasıl değiştirir?</p></blockquote>
<p>Bu soruyu, başka sorularla birlikte tahminen bir kaç hafta içinde, sohbetini seveceğinize emin olduğum birilerinin yüzüne soracağım. Bu size sormadığım anlamına gelmez (sevgili okuyucu)&#8230;</p>
<p>hamiş: Roland Barthes &#8211; La Chambre claire (Note sur la photographie), 1980 &#8211; Türkçesi: Reha Akçakaya, 2. Baskı Mart 1996 <strong>ALTI</strong>KIRKBEŞ YAYIN</p>
<p>Yakınsama (Convergence): Bağımsız işlevleri olan teknolojilerin bir araya gelmesi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/03/yakinsama-ile-degisen-fotograf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gündelik yaşamı kaydeden bir aygıt&#8221; olarak fotoğraf makinesi</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/02/gundelik-yasami-kaydeden-bir-aygit-olarak-fotograf-makinesi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/02/gundelik-yasami-kaydeden-bir-aygit-olarak-fotograf-makinesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 22:12:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[convergence]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçe]]></category>
		<category><![CDATA[yakınsama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Betül&#8217;le bir blog yazısı üzerine konuşurken, daha önce hiç fark etmediğimizi anlayıp şaşırdığımız bir şey fark ettik. Fark ettiğimiz şey bir soru ve yanıtını yazarak aramak en doğrusu, ancak bunu yapmayı denerken, kendimi, fotoğrafla nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışırken buldum. Önce o sırada yazdıklarımı paylaşıp, takip eden bir başka yazıda o konuya dönmeye karar verdim. <a href='http://loker.radiobrecht.org/2009/02/gundelik-yasami-kaydeden-bir-aygit-olarak-fotograf-makinesi/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Betül&#8217;le bir blog yazısı üzerine konuşurken, daha önce hiç fark etmediğimizi anlayıp şaşırdığımız bir şey fark ettik. Fark ettiğimiz şey bir soru ve yanıtını yazarak aramak en doğrusu, ancak bunu yapmayı denerken, kendimi, fotoğrafla nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışırken buldum. Önce o sırada yazdıklarımı paylaşıp, takip eden bir başka yazıda o konuya dönmeye karar verdim.<br />
<span id="more-29"></span><br />
<strong>İlkokul yılları ve fotoğraf</strong></p>
<p>Aklımda fotoğrafa dair en eski anı, ilkokul sıralarında anneme, anneler gününde hediye etmek için çektirdiğim bir vesikalık fotoğraf. Anne silüeti şeklinde bir çerçevenin içinden sümüklerim yeni temizlenmiş olarak sırıtıyorum.</p>
<p>Düşündükçe öyle tuhaf bir şey yaşamışım ki aslında, ne demek anne silüeti şeklinde çerçeve? Nasıl bir kitsch üründür o? İnternet&#8217;te aradım ama bulamadım. Elbette kendim akıl etmedim. Bu dahiyane hediye, tahminen müdüre verdiği hatrı sayılır avanta sayesinde sınıf sınıf gezip bunlardan bütün okula satmayı başarmış mahalle fotoğrafçımızın fikriydi. Öyle bir sürü psikolojisi var ki, akla almamak gelmiyor. Akşam gidip -gizlice- babadan para alınıyor, ertesi gün fotoğrafçı amcaya toka edilen para karşılığı &#8220;anne şeklinde çerçeve&#8221; eve götürülüyor.</p>
<p>Sonrasında kendi çektiğim ilk fotoğraflar tatil yerlerinde, kah ailem, kah arkadaşlarımla birlikte &#8220;tatil pozu&#8221; denilebilecek şeylere tekabül ediyor. Babamın çok küçük olduğum yaşlarda kullandığı bir diskli <a title="Disk film" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Disc_film" target="_blank">[1]</a> makineyi saymazsak, 110 format filmli meşhur fotoğraf makineleri <a title="110 film" href="http://en.wikipedia.org/wiki/110_film" target="_blank">[2]</a> peydah olduğunda fotoğraf çekmekle tanıştım sayılır. Bu makineleri görünce hala yazlık yerler aklıma gelir. Pavlov Koyu falan mesela&#8230;</p>
<p><strong>Ortaokul ve lise yılları boyunca fotoğraf</strong></p>
<p>Anı fotoğrafı denen olguyu üretebilmeye başlamanın altın çağları bu yaşlar olsa gerek. Zaten hemen akabinde onları paylaşma biçimleri keşfedilir. Öğrenciler yaz tatili boyunca yaptıklarını okul açıldığında birbirlerine fotoğraflar eşliğinde anlatabilir örneğin. Ersin Karabulut bir-iki hafta önceki öyküsünde bu konuya dair çok güzel ayrıntılar vermişti, köye gitmek ve/ya deniz kıyısına gitmek bizim kuşak orta sınıfın en baskın iki seçeneği oldu herhalde.</p>
<p>Gözlemim o ki, yaş büyüdükçe mecburen bir araya gelmiş kişiler arasında, yine mecburen yaşanmış ayrılıkların görsel bir dökümü olmaya dönüşmüş bu paylaşım usulca bitiyor. Onun yerini, planlı olarak yapılan etkinliklere tanıklık (hatta kimi zaman delalet) eden görüntülerin, seçilmiş kişilere özel sunumları alıyor. Burada anlatmaya çalıştığım konuya daha geç yıllarda yaşanmış bir örnek pek sevdiğim iki arkadaşımın trenle Avrupa&#8217;yı gezerken çektikleri fotoğraflardı. Vatikan arşiviyle rekabet iddiası taşımaya bir kutu halinde taşınan kilise/katedral fotoğrafının saatler süren sunumu sırasında bir ara düşüp bayılacağımdan korktuğumu hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Üniversite yılları: Bir çok insan açısından &#8220;amatör fotoğraf&#8221; devri</strong></p>
<p>Amatör fotoğrafçılık kavramıyla lisede tanışmış olanlar da vardır hiç kuşkusuz. Sanırım ben de fotoğrafçılığın ciddi bir iş olduğunu, daha usta işi makineler ile çekim yapmayı öğrenmenin boyutlarını ve içten içe bu konuda bir hevesi lisede edindim. Yine de bugün baktığımda, üniversiteye başladığım yıllarda yaşadığım deneyimler amatör fotoğrafçılık kavramına daha yakın.</p>
<p>1991&#8242;de Sovyetler dağıldıktan sonra Zenit fotoğraf makineleri <a title="Zenit" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zenit_%28camera%29" target="_blank">[3]</a> kolaylıkla bulunabilir hale gelmişti. Sonradan anladığıma göre, eskiden beri Türkiye&#8217;de Zenit bulmak mümkünmüş. Ucuz, epey kaliteli mercekli ve son derece dayanıklı bu aletler belki de kuşaklar boyu fotoğraf öğreniminin temeli olmuş.</p>
<p>Benim de aldığım ilk SLR fotoğraf makinesi bir Zenit 122E olmuştu. Kendisi, yer yer amatörce de olsa sanatsal kimi sonuçların yanında   komik tabelaların, tatil anılarının, babamın yaşgünü yemeğinin ve benzeri anların kayıt cihazı özelliği olmaktan çıkmadı. Sonra başka fotoğraf makinelerim olunca da pinhole denemesi yapmak gibi eğlencelere kaynaklık etti.</p>
<p><strong>Yetişkinlik dönemi, dijital kompaktlar ve hayattan kesitler</strong></p>
<p>Yaşları bu anlattığım süreçleri benimkine benzer yıllarda yaşamış ve bugün amatör/profesyonel fotoğraf çeken insanlar bu süreçlerden geçmişlerdir diye tahmin ediyorum. Eğer bir fotoğraf dükkanı ya da (etkinliklerin, binaların, nesnelerin fotoğraflarını çekerek para kazanan anlamıyla) fotoğrafçının yanında çıraklık dönemi geçirmediyse, bugün fotoğrafı ciddi nedenlerle çeken herkes bir heves ya da anı kaydetme deneyimi olarak fotoğraf çekmeye başlamış olmalı diye düşünmek çok tuhaf gelmiyor. Elbette sanat olarak fotoğraf üreten insanların çok kendilerine has başlangıç öyküleri olabilir. Sanatçılar herkese benzemedikleri için &#8220;herkes&#8221; diye yapılan genellemelerin dışında durma lüksüne sahip olmuyorlar mı zaten&#8230;</p>
<p>Bugünü, güncel kullanımı gözlemlemeyi denediğimde, çevremde (sayıları giderek artan) yetişkinlerin fotoğraf ile ilişkilerinde  hala çok net bir ayrım görüyorum: Nedeni fotoğraf olan fotoğraf çekme eylemi ve anı kaydetme eylemi. Çok yakın arkadaşlarım arasında hayatını fotoğraf çekerek kazananlar, amatörler, hobi fotoğrafçıları o kadar çok ki, bu neredeyse eşit bir ayrım olarak görülebilir. Fakat merkeze kendimi koymaktan vazgeçmeyi başardığımda (ki sosyal ağ siteleri belirli sosyal grupları böyle konular açısından gözlemlemeyi sağlıyor) hala anı kaydetme eylemi olarak fotoğrafın inanılmaz bir yaygınlıkta kullanıldığını görebiliyorum (aynı siteler sosyal etkinlik fotoğraflarını yayınlayanlarla dolu olunca, özel bir çaba bile gerektirmiyor).</p>
<p>Bu yaygınlığın hangi değişikliklerle mümkün olduğu sorusu da ilginç görünüyor.</p>
<p>Öncelikle olayın ekonomik boyutu göz ardı edilemez<strong>*</strong>. Son yirmi yılda anı fotoğrafları çekmeye yeterli bir fotoğraf makinesi, alım gücü açısından, çok daha ucuz hale gelmedi. Öte yandan, film almak, yıkatmak ve bastırmak bir bütün olarak bakıldığında en azından çekilen her karenin çektiğine değecek bir konuya harcanmasını zorunlu kılacak kadar pahalı.</p>
<p>Fakat dijital fotoğraf makinelerinin ortaya çıkışı, fotoğraf çekme eyleminde sarf maliyetini yok etti. Böylece askerden gelen birini karşılarken, yaşgünü kutlaması için arkadaşlarla toplanırken, pazar günü park/bahçe içinde temiz hava almaya yürüyüşe çıkılırken yaşanan bir çok an, anı kaydedilmek için para harcanması gerekmeyen eylemlere dönüştü.</p>
<p>Fotoğraf makinesinin, fotoğraf çekenle buluşmasını sağlayan ticari alanın dönüşümü bile, günümüzde fotoğraf üzerine tartışırken hesaba katılması gereken yeni boyutlar yaratıyor.</p>
<p>Bundan on sene önce, işi sadece fotoğraf makinesi (ve diğer ekipmanları, filmler vb.) satmak olan insanlar varken, bugün bu ticareti başka bir ürün zincirinden bağımsız olarak yürütenler ağırlıkla sanatsal/ticari amaçla fotoğraf çekenlere hizmet veriyor. Anı fotoğrafı çekmek üzere bir makine almak için başvurabileceğiniz yerler ise, size aynı zamanda klima, buzdolabı, İnternet bağlantı paketi, oyun konsolu ya da traş makinesi de satmayı planlayan birer dükkan halini alıyor. Bunlardan herhangi birini aldığınızda, onunla fotoğraf çekebilme yeteneğini bu amaçla kullanmayı burada hesaba katmıyorum bile.</p>
<p><em>Convergence</em> (uyumsama, yakınsama diye Türkçeleştiriliyor) kavramının devamında tanımlanagelen<em> media convergence</em> bu konuda değişimin kilit noktalarından biri.</p>
<p><em>Convergence</em>, araç ve teknolojilerin farklı nedenlerle üretilmiş olsalar bile, birbirleriyle etkileşimleri sonucu bir arada farklı amaçlar için kullanılmasını tanımlayan kavram. Bir cep telefonunun, üretim amacı olan ses iletimiyle sınırlı kalmadan, yazılı mesaj göndermek, İnternet sayfası görüntülemek ve fotoğraf (hatta video) çekmek için de kullanılabilmesini tanımlayan, açıklayan kavram, media convergence.</p>
<p>Bugün bir toplutaşım aracında elinizde telefon otururken, olan herhangi bir olaya tanıklık etmekle kalmayıp, onu görüntülü olarak kaydedebilme şansına sahipsiniz. Bu olasılığın varlığı arttıkça, kaydetme eyleminin sıradanlaşması, kaydedilenin de sıradanlaşmasını yanında getirmeye başladı.</p>
<p>Yıllar önce, seri üretim çağında sanat kavramı üzerine düşünen Benjamin (terim aslında İngilizce&#8217;sinde mechanical reproduction, özgün başlıksa: Das Kunstwerk im Zeitalter seiner technischen Reproduzierbarkeit <a title="The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction" href="http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/works/ge/benjamin.htm" target="_blank">[4]</a>), sinema teknolojisi karşısında şöyle bir heyecana kapılmıştı: Eskiden bir portre yaptırmak ancak asilzadelerin gücünün yetebileceği bir eylem olduğu için, sanata konu olmak hep asillere ait bir ayrıcalıktı, oysa sinemanın konusu herkes olabilir. Objektifin çevrildiği her konu, her kişi sanatın konusu olmaya başlayacak ve böylece sanat daha büyük kitleleri ilgilendiren bir hale dönüşebilecek. (Tabii, bu kadar indirgeyerek özetlemek bana ait)</p>
<p>Sadece herkese çevrilebilen objektifler yok artık, herkesin kendi elinde objektiflerle gezebildiği bir çağa doğru sürükleniyoruz. Dolayısıyla konunun ne olacağına dair sınırlar, bizim onları tartışabilme hızımızdan daha hızlı genişliyor.</p>
<p>İnsanlar, özellikle yeni medya yaşamımızın içine böylesi yerleşivermişken, hayatlarını yalnızca yazarak değil, fotoğraf hatta video ile kaydederek zamana izlerini bırakabiliyor. Kimileri bu izleri kamu ile paylaşarak ortaklaştırıyor. Kimileri kendine ya da sınırlı bir insan grubuna özel kayıtlar yaratmak amacıyla görsel/işitsel araçlardan yararlanıyor. Kimileri bu zamana çizilmiş izlerin kendisini sanatsal yorumlarla yeniden üretime girişiyor.</p>
<p>Bu açıdan bakınca olay daha da karmaşıklaşıyor ve fotoğraf, tek başına bir kavram olarak ele alınması imkansız, içinde kullanıldığı diğer kavramlarla nasıl ilişkilendirildiği temelinde ele alınabilmesi imkanlı bir kavrama dönüşmeye başlıyor.</p>
<p>Ben bugün aslında bir arkadaşımın bana (ve Betül&#8217;e) düşündürdüğü bir sorunun yanıtını aramak üzere yazacakım. Bunları düşünmeden o sorunun yanıtını aramak mümkün olmadı. Soru basitti oysa ki, <strong>&#8220;insanlar neden sadece mutlu anların fotoğraflarını çeker?&#8221;<br />
</strong><br />
Fotoğrafın konusu nedir sorusuna bir bu açıdan, bir de bu yazıyı yazmak üzere karıştırdığım bazı yazı ve fotoğrafların hatırlattıklarıyla devam etmek niyetindeyim. Buraya kadar okumuş herkesin -öncelikle cümleten geçmiş olsun- fikrini merak ettiğimi hatırlatmama gerek var mı bilmiyorum.</p>
<p><strong>*</strong> Bugün fotoğraf çekebilmenin ekonomik olarak daha kolay olduğu, ancak dün de çok imkanlar dışında olmadığı vurgum, elbette ki şehirli, orta-sınıf insanlara yönelik bir genelleme. Ancak, fotoğraf makinesinin daha ucuz olması ya da bir büyüme serüveni boyunca ele alındığı için &#8220;büyüyüp de istenilen konuya para ayrılması&#8221; tespitini dışarda bırakmayı hedefleyen bir genelleme. Yani, bugün anı kaydetmek için fotoğraf düne göre çok daha fazla çekiliyor diye düşünmem, artık fotoğraf çekmeye parası olan insanların arasında yaşıyorum anlamına gelmiyor. Dünden bugüne hep buna parası yeten insanlar bunu ne oldu da şimdi akıl ettiler diye soruyorum anlamına geliyor.</p>
<p>Orta sınıf bir ailede büyümüş biri olarak, her geçen gün yoksullaşan, barınma derdinin bile yaşamsal boyutlarda yaşandığı bir ülkede orta sınıftan olmanın önemli bir lüks olduğuna inanırım. Bu anlamıyla da, elbette ki, çevremdeki insanların fotoğrafla (hatta yeni medya, bilgisayar, İnternet vb. her tür &#8220;bize&#8221; normal gelse de, nüfusun önemli bir bölümü için hala lüks olan teknoloji ile) ilişkisini genellerken, &#8220;o kadar&#8221; genellememem gerektiğini hep hatırlayarak yazmaya çalıştım. Ne yazık ki, bir çeşit kültürel çalışmalar bakış açısıyla yapmayı denediğim bu analiz için kullandığım yöntem, benim dışımda, zaten böyle bir parantezin içinde tanımlanmış bir yöntem. Bu tip indirgemeleri yapmak kaçınılmaz, sadece bir çok insan bunu bir parantez içinde yaptığını unutup memleketin çağ atladığını falan sanıyor o kadar. Ben öyle sanmıyorum, sadece memleketin bütün ekonomik kaygıları çözülene kadar bu konuları düşünmemem imkansız olduğu için, o konuları başka alanlara saklayarak bunları da düşünebilmeyi deniyorum.</p>
<p>[1] Detayları <a title="Disk film" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Disc_film" target="_blank">http://en.wikipedia.org/wiki/Disc_film</a> adresinde görülebilecek bu format, 9&#215;13 (o günlerde standart buydu) baskılarda bile oldukça bulanık sonuçlar verecek kadar küçük negatif kullandığı için pek yaygınlaşmadı.<br />
[2] <a title="110 film" href="http://en.wikipedia.org/wiki/110_film" target="_blank">http://en.wikipedia.org/wiki/110_film</a> kullanan makineleri yaşı benimkinden büyük ya da bana yakın herkes hatırlayacaktır.<br />
[3] <a title="Zenit" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zenit_%28camera%29" target="_blank">http://en.wikipedia.org/wiki/Zenit_%28camera%29</a><br />
[4] <a title="The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction" href="http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/works/ge/benjamin.htm" target="_blank">http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/works/ge/benjamin.htm</a> (İngilizce)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/02/gundelik-yasami-kaydeden-bir-aygit-olarak-fotograf-makinesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

