<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; ropörtaj</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/tag/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 10:54:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Milyonlarca blog sahibi Matt Mullenweg: Önce ifade özgürlüğü, sonra para</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 13:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[blogosfer]]></category>
		<category><![CDATA[matt mullenweg]]></category>
		<category><![CDATA[ropörtaj]]></category>
		<category><![CDATA[wordcamp]]></category>
		<category><![CDATA[wordpress]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=280</guid>
		<description><![CDATA[eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-281" title="matt_wordcamp1" src="http://loker.radiobrecht.org/wp-content/uploads/2010/06/matt_wordcamp1.jpg" alt="" width="286" height="302" /></a>eXpress&#8217;in son sayısı için bloglar ve reklamcıların, yayıncıların, gazetecilerin artan blog merakı üzerine bir makale yazmayı düşündüğüm günlerde WordPress&#8217;in kurucusu, baş geliştiricisi Mullenweg Türkiye&#8217;de ilk kez düzenlenen ve WordPress topluluğunu bir araya getiren WordCamp etkinliğine katılıyordu. Bu fırsattan istifade süper kısa ama bir o kadar öz bir söyleşi yapabildim. Makale, bu konuda güzel yazıları bir araya getirdiği için benim de katkıda bulunabilmekten mutluluk duyduğum <a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/06/15/bir-blog-ac-da-nesemizi-bulalim/" target="_blank">Yeni Medya blogu</a>nda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey <a title="eXpress bulunabilen adresler" href="http://birdirbir.org/dagitim.html" target="_blank">kitapçılarda</a>&#8230; Söz Mullenweg&#8217;de:<br />
<strong>Bloglar kişisel birer mecra olarak tanınıyor, ama  uzun zamandır küresel şirketler, büyük kurumlar ve hatta zaten İnternet  yayını olan gazeteler ya da televizyonlar bile birer blog açıyorlar.  Kurumsal blogların amacı nedir, neyi temsil ediyorlar?</strong></p>
<p>Firmaların  blogları olmalı, çünkü bu müşterileriyle insani bir diyalog  kurmalarının en iyi yolu. Böylece ürünlerin arkasında insanlar olduğunu  gösterebilirler. İletişimin tek yönlü bir sokak gibi algılanması artık  mümkün değil.</p>
<p><strong>Amatör ve kişisellik vurgusundan devam edersek,  bloglar BBS kültürü gibi, alt kültürlere uygun bir mecra özelliği de  gösteriyor. Blogculuk kültürünü nasıl tanımlıyorsun? Bir blogu blog  yapan nedir?</strong></p>
<p>Blog kültürünü gündelik anlamıyla bildiğimiz  kültürden ayrıştırabilecek çok fazla özellik görmüyorum. WordPress ile  her gün milyonlarca insan kişisel günlüklerden, kanserle savaşa kadar,  Fortune 500 sitelerinden Wired.com gibi dergilere kadar her şeyi  yayınlayabiliyor.</p>
<p><strong>Yayın yapmayı basitleştiren bir araç olarak  bloglar insanların sözlerini yaygınlaştırmasını çok kolaylaştırdı. Öyle  ya da böyle, ifade özgürlüğünün gelişiminden bahsetmek mümkün&#8230; Ana  akım gazetelerin, yayıncıların blog yazarlarını keşfetme eğilimini bu  bağlamda nasıl değerlendiriyorsun? Konvansiyonal medya ve yeni medya  arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsin?</strong></p>
<p>Bir gazete  yayınlamak için gerekenleri garajıma koyup da bu işe girişmem mümkün  olamazdı. Fakat WordPress gibi araçları kullanarak fikirlerini  yayınladığında, New York Times ile aynı şartlara, üstelik de önemli  maliyetlerden bahsetmeden sahip olabiliyorsun. İnternet üzerinde her iki  adres de eşit uzaklıkta. Bu durum, becerikli olanın daha ön plana  çıkabilmek, kendini gösterebilmek için fırsat eşitliğine sahip olmasını  sağlıyor. Bu da okunmak için fırsat eşitliğini artırıyor.<br />
<strong><br />
Fikir  özgürlüğü konusunda WordPress&#8217;in kurumsal tavrı da dikkat çekiyor.  Adnan Oktar&#8217;ın çalışmalarını afişe eden bloglar yüzünden WordPress.com  adresine Türkiye&#8217;den erişim engellendiğinde ya da Çin hükümeti içeriği  filtrelemenizi istediğinde ciddi trafik kaybına mal olmasına rağmen  ifade özgürlüğünden yana tavır koymuştunuz. Üstelik de, topluluk  kanadının örgütlendiği WordPress.org adresinin aksine, .com adresi  bütünüyle ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen&#8230; Bu bir şirketten  kolayca beklenebilecek bir tavır değil, özgür yazılım modeli acaba  ticaret anlayışını da etkiliyor mu?</strong></p>
<p>Kesinlikle! .com adresi  tamamen ayrı ve kâr amaçlı bir yapı. Buna rağmen, orada aldığımız  kararlar da, yıllardır katkılarıyla büyüdüğümüz bir toplulukla  çalışmanın deneyimlerinden çok etkileniyor. Kişisel olarak sansür ve  ifade özgürlüğü konularını çok önemsiyorum. Tıpkı GPL ve özgür yazılımı  önemsediğim gibi. Uzun vadede, 5-10 ya da 20 sene sonra, ticari müşteri  camiamız da ilkelerimize bağlı olmamıza hak verecektir, bu Çin&#8217;de  tamamen yasaklı olmamız pahasına olmuş olsa da.</p>
<p><strong>Blog ve şirket  profili demişken, İstanbul ziyaretinin sebebi de olan WordCamp  etkinliği, &#8220;WordPress hakkında her şey&#8221; sloganıyla düzenleniyor. Fakat  yıllar içinde blog kültürü, teknik gelişmeler gibi konulardan çok  girişimcilik, risk sermayesi ve ekonomik düzeni, WordPress&#8217;le nasıl para  kazanırsınız gibi konular öne çıkmaya başlamış görünüyor. Blog  kültürünün ticarileşmeye başladığını, değiştiğini düşündüğün oluyor </strong><strong>mu?</strong></p>
<p>Türkçe  konuşmadığım için Tim Ferriss&#8217;in konuşması dışındaki konuşmaları  dinleyemedim. Bu nedenle burada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum&#8230;  Yine de, dünya çapında onlarca WordCamp etkinliğine katıldım ve  ticarileşmeyle ilgili konular konuşulurken bile insanların merakı ve  hevesi daha çok kendini ifade edebilme, yaratıcılık, özgürlük ve nasıl  okuyuculara ulaşırım sorularına kayıyor diye gözlemledim. Bunlar benim  de WordPress&#8217;in temel ilkeleri arasında saydığım düşüncelere paralel  olanlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/milyonlarca-blog-sahibi-matt-mullenweg-once-ifade-ozgurlugu-sonra-para/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ropörtajda fotoğraf çekmenin zorlukları</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/roportajda-fotograf-cekmenin-zorluklari/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/roportajda-fotograf-cekmenin-zorluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 May 2009 09:56:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[gezici festival]]></category>
		<category><![CDATA[hikayemi dinler misin]]></category>
		<category><![CDATA[kars]]></category>
		<category><![CDATA[leyla halid]]></category>
		<category><![CDATA[portre]]></category>
		<category><![CDATA[ropörtaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[Aslında, ropörtaj nasıl olmalıdır diye boşuna düşünüyormuşum. Portre çekmeyi bilirim ben. Çok sevdiğim portrelerim var. Ropörtajda yakalanması gereken anın, portre olduğunu düşünmeyip, işin içinde haber nosyonu olduğu için eylem günlerini hatırlayarak, doğru anı yakalamak üzere avlanır gibi yaşadım o süreci. Oysa ki, ellerin detayları, anlattıkları, oturuştaki ufacık bir değişme anlatabilirdi bana doğru anın geliyor olduğunu. Ropörtaj, başından sonuna dek portre çekimidir. Haber gibi bakınca böyle oluyor demek ki… Keşke bunu daha önce deneyimleseydim de… neyse, keşkeler anlamsız, bir daha ki an da keşke olacak. Fotoğraf bir günün içindeki keşkeyi kaydetmek zaten… En azından bana aşağıdaki kaldı…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="Leyla Halid" src="http://th01.deviantart.com/fs43/300W/f/2009/137/0/b/Leyla_Halit_by_loker.jpg" alt="" width="300" height="446" />Basın fotoğrafçılığı deneyimim yok sayılmaz. Genel anlamda fotoğraf konusunda teknik bilgi ve becerim de makul denilebilir. Sözlerini, yazılarını, müziğini takip ettiğim, bir şekilde dünyada var olması beni heyecanlandıran bir çok &#8220;ünlü&#8221; insanla tanışmışlığım da var, hani heyecandan elim ayağıma da pek dolaşmaz normal şartlar altında. Fakat bazen şartlar öyle üstüste zorlar ki insanı, istenilen sonuca ulaşmak mümkün olmaz&#8230;<br />
<span id="more-115"></span><br />
Önce <a href="http://www.emrahozesen.com">Emrah Özesen</a> sonra da <a href="http://www.hasanserdar.com/">Serdar Çelik</a>&#8216;ten fotoğraf öğrenmeye başladığımda hepimizin aktivist bir yanı olduğundan eylemlerde, gösterilerde fotoğraf çekmek olağan bir durumdu. Bu olağan durumu takiben çektiğim fotoğraflardan bazıları gazetelerde, dergilerde yayınlandı. Greenpeace için çektiğim bir fotoğraf <a href="http://www.tarihvakfi.org.tr/">Tarih Vakfı</a>&#8216;nın düzenlediği bir <a href="http://www.tarihvakfi.org.tr/ihs/">sergiye</a> davet edildi. Bütün bunlar hayatın akışı içinde kendi kendine gelişen olaylar olduğu için bir fotoğrafçı olarak davrandığımı düşünebileceğim şeyler sayılmazdı denilebilir. Sonrasında, yüksek lisansım boyunca araştırma görevlisi olarak çalıştığım <a href="http://comd.bilkent.edu.tr">Bilkent İletişim ve Tasarım</a> bölümünde bir çok etkinliğin fotoğrafçılığını, yine bir anlamda kendiliğinden yaptım. Okulun örgütleyicileri arasında bulunduğu DocuTravel projesi kapsamında Gezici Film Festivali için Kars&#8217;a gittiğimde festival etkinliklerinin fotoğraflarını çektim. Şimdi düşününce eğlenceli gelen bir anı:</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0084934/">Yol</a> filminin <a href="http://www.imdb.com/name/nm1997156/">yapımcısının</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0905639/">editörünün</a> katılımıyla gerçekleştirilen özel gösterimin ardından, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0015081/">Tarık Akan</a>&#8216;ın da katıldığı bir panel düzenlenmişti. Panel sırasında, elimde fotoğraf makinası salonun içinde çeşitli kareler çekmeye çalıştım, ancak sahne bir parça yüksek geldiğinden, sonradan kullanılabileceğini tahmin ettiğim fotoğraflar için uygun bir açı yoktu. Aklımdan geçen düşünce, sadece kendim için çektiğim fotoğraflar için ayağa kalkıp, seyirci ve konuşmacılar arasında dolaşıp fotoğraf çekmenin yanlış olacağıydı. Gazetecilik kamusal bir görevdir, orada kamu adına tanıklık yapar, belgelersiniz. Bir gazetecinin, izleyicileri makul bir süre rahatsız etme pahasına çekim yapması anlaşılabilir. O anda salonda olamayan bir çok insanın, o salonda olan bitene tanıklık etmesinin aracılığını yapma görevi, bu ayrıcalığı sağlayabilir. Peki, kişisel sergi ve galerilerde yer almanın ötesinde bir anlam taşımayacak (ki bunlar da hayli şüpheli aslında) fotoğraflar için, o salona gelip konuşmayı dinleyenlerin sizin sırtınızı izlemesini istemek? Pek hoş bir fikir olmadığı için bunu yapmamaya karar verdim. <a href="http://std.comd.bilkent.edu.tr/photo_archive/FromEvents/DocuTravel/Yol_Panel/DSC_0278.JPG">Şu örnekteki</a> açının yanı sıra, ışığı kullanım biçimimden de o ayrıcalığa sahip olmadığımı fark etmemin ne kadar doğru bir karar olduğu ortaya çıkacaktır. (Meraklısı bu fotoğrafların kalanına <a href="http://std.comd.bilkent.edu.tr/photo_archive/FromEvents/DocuTravel/Yol_Panel/index.html">buradan</a> ulaşabilir.)</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ise, çok farklı bir deneyim yaşadım. <a href="http://www.expressroll.com">eXpress dergisinin</a> Haziran sayısında okuyabileceğimiz tatlı güzel bir söyleşinin çekimlerini yapmak üzere Ayşe Çavdar&#8217;la birlikte <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Leyla_Halid">Leyla Halid</a>&#8216;le buluşmaya gittik.</p>
<p><img class="alignleft" style="margin-left: 4px; margin-right: 4px;" src="http://fc04.deviantart.com/fs45/i/2009/137/a/5/Leyla_Halit_2_by_loker.jpg" alt="Leyla Halid" width="600" height="428" /> Filistin öyküsünü takip edenler ve hatta bu tarihe yakın şekilde odaklanmasalar bile bir şekilde dünya siyaset ve tarihine bakmayı sevenler için Leyla Halid epey tanınan bir isim. 20&#8242;li yaşlarında dört ayrı uçak kaçırma eylemine katılan, elinde kaleşnikofla pozlar veren, belki de kadın gerillaların en ünlüsü Halid, Filistin&#8217;de yaşananların dünya kamuoyunda tartışılmaya başlanmasını sağlayan isimlerden biri kabul ediliyor.</p>
<p>Filistin Kurtuluş Örgütü, Yaser Arafat liderliğinde İsrail&#8217;e karşı Filistin&#8217;in kurtuluşu için savaşan örgüt, nihayetinde Oslo&#8217;da bir araya gelen taraflardan biri olarak Filistin&#8217;i temsil ederek barış anlaşması imzaladı. Aslında bir çatı/şemsiye örgüt. İçinde önemli bir temsil gücüne sahip El-Fetih (ki Arafat aslen El-Fetih lideridir) yanında bir çok başka örgütün arasında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi&#8217;ni barındırır. Halid&#8217;in eylemleri de, FHKC adına düzenlenmiş eylemlerdi. Halen bu örgütlerin birer siyasi parti gibi davrandığı Filistin Ulusal Yönetiminin resmi üyelerinden biri de Halid.</p>
<p>Benim yaşlarımdaki gerilla kimliğini, en azından şeklen bırakarak, siyaset ile çözüm aramayı sürdürüyor. Bununla birlikte içindeki kararlı, güçlü gerilla sözlerinde, bakışlarında son derece net. Gerçi benim fotoğraflarım size bu güçlü ifadeleri, kararlı bakışları ve yıllarını bir işgale karşı özgürlüğe, ama körü körüne bir ulusal özgürlük anlayışından da öte, gerçek bir halk özgürlüğüne adamış marksist bir gerillayı yansıtamıyor. Yazıyı yazma nedenim de, daha çok bu. Zira Ayşe Çavdar ile yaptığı ropörtajda Türkiye, ortadoğu, Filistin&#8217;in günümüzdeki durumu ve bir çok başka konuda görüşlerini aktaran Halid&#8217;i eXpress Haziran sayısında okuyabileceksiniz.</p>
<p>Mazeret sayılmaz elbette, ancak fotoğraflardan tatmin olmama nedenlerimin başında buluştuğumuz yer ve süre geliyor. Kendisini davet ederek burada bir sempozyumda konuşmasını sağlayan ve bize ropörtaj ayarlayan dernek, randevumuzu bizim onayımız olmadan &#8220;büyük bir gazeteye&#8221; verdiği için, bizi ertesi gün sabah konferanstan önceye şutladı. Akabinde, iki saat sürecek ve Halid&#8217;in öğretmenlik deneyimlerine, arap edebiyatına uzanacak, son derece kapsamlı ve iyi hazırlanılmış bir ropörtaj yerini otuz dakikada güncel konuları yetiştirmeye çalışan bir duruma bıraktı.</p>
<p>Fotoğrafçının görevi, portreyi yakalamak, konuşmanın tonunu, konuşan kişinin karakterini ve duygularını gösterecek ayrıntıları ortaya çıkaracak planlar kurgulamaktır. Bunun için ortam sorunluysa, sorunlara müdahale eder değil mi? Elbette&#8230; Ancak sınırlı vakti olan ve sınırsız sorumuzu yanıtlamasını istediğimiz bir insanla, hele ki, karşısında heyecandan ne yapacağımızı şaşırdığımız bir abide ile karşılaşınca içimden nobran bir gazeteci fışkırtarak &#8220;burada ışık iyi değil&#8221; demesini sağlayamadım. Arkadan çiğ sabah ışığının lobiyi doldurduğu, bulunduğumuz bölgeyi ise tungsten ampüllerin aydınlattığı bir kanepeye oturan Halid&#8217;i, başka bir yere götürmeyi denemek isteyemedim. Önemli olan anlatacaklarıydı, sözlerine ayıracağımız vakti, benim için uygun olan ışığa ayırayım diyemedim.</p>
<p>Flaş kullanmak aklıma geldi, bu kez de düşündüm ki, benim için önemli olabilecek bir an, anlattığı bir hikayenin, söylediği bir cümlenin çok heyecanlı bir anı olacak ve o da bu heyecanı ifadelerine, beden diline taşıyacak, ben hoop basacağım deklanşöre, kadıncağızın suratında bir anda anlamsızca patlayan yüzlerce watt&#8217;lık aydınlık. Aklıma daha önceden okuduğum &#8220;ben sinema oyuncusu ya da dansçı falan değilim, neden bu kadar çok kamera getirdiniz ki?&#8221; cümlesiyle, gülerek başladığı bir konuşması geliyor. Pıt, kapatıyorum flaşı. Baskıda sorun çıkarmayacağını umabileceğim kadar yüksek ISO değerlerini ayarlayıp, pozlamayı olabildiğine zorluyorum. Hafif kayıplar olsa da okunaklı fotoğraflar çıkacak, biliyorum. Az çok çıkıyor da, ama başka bir sorun var, adını koyamadığım, tarif edemediğim.</p>
<p>İki gün sonra, fotoğrafları ekrana dizmiş, aralarında hangisinin o günü en iyi anlatan fotoğraf olduğuna bakarken anlıyorum derdimi. O sabah, bütün teknik sınırları, sorunları düşünürken, Leyla bizden sonra gideceği konferansın planını bozmayacak şekilde süreyi ayarlamaya çalışırken birbirimizle konuşmamız pek de mümkün olmamış. Işıkla falan ilgisi yok bunun. Doğru fotoğrafı çekmek için o anı sevmek, o anın bir parçası olduğunu her şeyiyle hissetmek gerekiyor.</p>
<p>Aslında ropörtaj nasıl olmalıdır diye boşuna düşünmüşüm. Portre çekerdim ben, severdim çekmeyi, hani sevdiğim portrelerim de var derim utanmadan. Ropörtajda yakalanması gereken anın, portre olduğunu anlamayıp, işin içinde habercilik var diye eylemlerdeki günlerimi hatırlayarak, doğru anı yakalamak üzere avlanır gibi yaşadım o süreci.</p>
<p>Oysa ki, ellerin detayları, anlattıkları, oturuştaki ufacık bir değişme anlatabilirdi bana doğru anın geliyor olduğunu. Ropörtaj, başından sonuna dek portre çekimi. Haber gibi bakınca böyle oluyor demek ki&#8230; Keşke bunu daha önce deneyimleseydim de&#8230; neyse, keşkeler anlamsız, bir daha ki an da keşke olacak. Fotoğraf bir günün içindeki keşkeyi kaydetmek zaten&#8230; Ama, en azından bana aşağıdaki kaldı&#8230;</p>
<p><img class="alignnone" title="Leyla ve ben" src="http://fc02.deviantart.com/fs44/i/2009/137/0/7/Leyla_ve_ben_by_loker.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/roportajda-fotograf-cekmenin-zorluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
