<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilöker &#187; sansür</title>
	<atom:link href="http://loker.radiobrecht.org/tag/sansur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://loker.radiobrecht.org</link>
	<description>Kısa lafın uzunu...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 10:54:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Sansür hikayesinin hızlı bir özeti ve sezon finali</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 06:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[miting]]></category>
		<category><![CDATA[netdaş]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[sansüresansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=312</guid>
		<description><![CDATA[Sansür sözcüğü uzun zamandır 5651 sayılı kanuna dayalı olarak kimi internet sitelerine erişimin engellenmesini kapsayan uygulamanın adı oldu. Bu kanuna ve planlanan uygulamaya göre, kanunda yer alan katalog suçların işlendiği tespit edilen internet sitelerine mahkeme kararıyla erişim engelleniyor. Oysa pratikte durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Uygulamanın teknik sorunlarını hızlıca hatırlayalım: Kanun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sansür sözcüğü uzun zamandır 5651 sayılı kanuna dayalı olarak kimi internet sitelerine erişimin engellenmesini kapsayan uygulamanın adı oldu. Bu kanuna ve planlanan uygulamaya göre, kanunda yer alan katalog suçların işlendiği tespit edilen internet sitelerine mahkeme kararıyla erişim engelleniyor. Oysa pratikte durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Uygulamanın teknik sorunlarını hızlıca hatırlayalım:</p>
<ul>
<li>Kanun açıkça mahkemenin kararı olmasını emrederken, kerhen ve tedbiren diye TİB, çeşitli ISP&#8217;ler kafalarına göre kimi siteleri erişime engelleyebiliyorlar. Bu tamamen kanuna aykırı!</li>
</ul>
<ul>
<li>5651&#8242;in katalog suçları dışında siteler de engelleniyor. Bölücülük başta olmak üzere kimi konular kanunda yer almadığı halde bu kanun kullanılarak erişim engellemekte kullanılıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sitelerin genişliği nedeniyle &#8220;kanuna aykırı içerik&#8221; ya da &#8220;suç unsuru&#8221; denebilecek içeriğin erişime engellenmesi yeterliyken ve kanun sadece bunu işaret ederken, bütün site erişime engelleniyor. Yani Atatürk&#8217;e hakaret edildiği gerekçesiyle bir videonun izlenmesi engellenmek yerine bütün Youtube kapatılıyor. Bu cezanın ölçüsüzlüğü, şahsiliği gibi bir sürü çok temel hukuk paradigmasının yok edilmesi, en temel hakların ihlal edilmesi anlamına geliyor.</li>
</ul>
<p>Bu üç maddede özetlene sorunlar aşılsın diye yıllardır uğraşılıyor. Yapılan toplantılara (<a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/05/16/kartepe-%e2%80%9c2-internet-icerik-duzenleme%e2%80%9d-calistayi-uzerine-2/" target="_blank">Kartepe Çalıştayı</a> yeni bir örneğidir) hakimler, savcılar, bürokratlar da katılıyor, görüş alışverişi yapılıyor&#8230; Yani hükümet iyi niyetle kanun uygulamak, yeri geldiğinde o kanunu günün ihtiyaçlarına göre yenilemek görevini yerine getiriyor olsa, bu konuda kamuoyu desteği hatta teknik destek bile ortada.</p>
<p><a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr"><img class="alignright" title="sansursuzinternet.org.tr" src="http://m.friendfeed-media.com/c50b0b5a47c733a24c88dcf3b0d12b2795008f54" alt="" width="186" height="175" /></a>Fakat bir tuhaflık da var. Eğer bir şekilde kanuna ters içerik yayını yapıldığında, bu konuyla ilgili işlem yapılacaksa, doğru olan o içeriğin yayınlanmamasını sağlamak değil midir? Devlet şu anda Atatürk&#8217;e hakaret eden bir video tespit edildiğinde bu videoya erişimi engelliyor. <strong>Halbuki Youtube&#8217;da bir grup kullanıcı bir videonun rencide edici, hakaret içeren, nefret söylemi içeren söylemler barındırdığını söylediğinde o video siliniyor. </strong>Hiç kimse göremiyor artık o videoyu. Propaganda ile mücadelenin doğru yöntemi bu değil mi? Türkiye&#8217;den erişim engellendiğinde, o video dünya kamuoyunun geri kalanını yönlendirmeye devam ediyor. Üstelik de yanına &#8220;Türkler sansürcü oldukları için bunu göremiyor&#8221; lafını da ekleyerek&#8230; <strong>Kendi sözümüzü, bu sözün karşısına koyma hakkımız, kendi devletimiz tarafından alınıyor.</strong></p>
<p>Kanunların özünde ölçülü olmak vardır. Yani bir suç işlendiğinde verilen ceza, o suça oranla kabul edilebilir ağırlıkta/sertlikte olmalıdır. Bu durum, bir video için tüm Youtube&#8217;un kapanması sonucu ortadan kalkıyor. Ölçüsüz ve hukuksuz bir ceza veriliyor. Üstelik kanunda uygulama bu şekilde tarif edilmediği için bunun tüm sorumlusu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı adlı kurum. <strong>Bu kurum gerekli teknik süreci yapılandırıp, sadece karara konu olan videonun izlenememesini sağlayabilecekken, tüm siteyi kapatıyor.</strong> Sonra yetinmiyor, site -günün teknik zorunlulukları nedeniyle tesadüfen- başka IP adreslerinden erişildiğinde,<strong> mahkeme ona böyle bir görev vermediği halde o IP adreslerini de erişime engelliyor. Bu açık seçik görevi kötüye kullanmak olduğu halde bunu yapıyor. Bazı siteleri, mahkeme kararı olmadan kapatıyor.</strong></p>
<p>Bunları hesaba katınca artık kötü niyet var demek mümkün. Son Google hikayesinde yaşananlar da zaten dezenformasyon ve çarpıtma ile bu kötü niyeti gözler önüne serdi. TİB bütün yetkisini aşarak hukukdışı eylemler sergiledi, sorumlu olan bakansa bunu düzeltmek yerine konuyu bambaşka bir yere çekip, gerçek sorunu tartışmak yerine vatandaşını kandırdı&#8230; <strong>Bu ülkenin ulaştırma bakanı, kalkıp &#8220;Google vergi vermiyor, benim vatandaşımı kandırıyor&#8221; dedi. Asıl kandıran kendisiydi, konunun vergiyle uzaktan yakından ilgisi yoktu.</strong> Mali/cari hesaplar maliye bakanlığı ile ilgili konulardır, düzenleme ve cezalandırma yetkileri de, yöntemleri de orada tanımlıdır. 5651&#8242;de &#8220;vergi borcu olan sitelere erişimin engellenmesi&#8221; diye bir madde yok. Bunu bahane etmek olayı çarpıtmak, hukuk dışı davranmaktır! Bu da oldu&#8230;</p>
<p>Bunlar meselenin tarihçesine dair yakın tarihli örnekler. Durum daha da kötüye gidiyor. Önce <a href="http://ekonomi.haberturk.com/teknoloji/haber/530693-wwwpoliscaniistersekapatircom" target="_blank">Emniyet Müdürlüğüne</a> sonra da <a href="http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=1135" target="_blank">Diyanet İşleri Başkanlığına</a> içerik denetleme yetkisi verildi. Böylece bu kurumların sakıncalı bulduğu internet siteleri de erişime engellenebilecek. Bununla ilgili hiç bir kanuni dayanak yok. Bu kurumların, hele ki uluslararası arenada, yayınlanan içerikleri denetleyebilmekle ilgili ne görevleri var (kendi görevlerini belirleyen kanun ve düzenlemelerde) ne de uzmanlıkları. <strong>Polis ve imamlar, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmekle görevli değildir!</strong> bu kadar basit&#8230; Hukuk devleti böyle işlemez.</p>
<p>Tüm bu uygulamaların apayrı etkileri de var. Bu yanlış uygulamanın etrafından dolanarak, istediği içeriğe ulaşmaya çalışan insanların, özgür birer internet kullanıcısı olmak yerine, özel bilgilerle donanmış (DNS nedir, hosts dosyası ne işe yarar gibi soruların cevapları artık ev hanımlarımızda) olmasının yaratacağı sorunlar var. İlki bu bilginin herkese ulaşımı sağlanamadığında <a href="http://loker.radiobrecht.org/2009/08/sanal-gettolar/" target="_blank">imtiyazlar yaratıyor olması</a>. İkincisi de bu amaçla kullanılmaya çalışılan yardımcı programcıklar ve bilgilerin kötü niyetli olması halinde bilgi güvenliği faciaları yaşanması&#8230;</p>
<p>Katalog suçlara ve diyanet-emniyet ikilisine bir başka ek de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, yani telif kanunu üzerinden yapılan engellemeler&#8230; Her biri dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. <strong>Sokakta de-facto olarak yaşanan şeyi suç olarak fakat sonradan tanımlayarak toplulukları, insanları kriminalize ediyor, toplum dışına itiyor.</strong> Böylece bir noktadan sonra hangi suçun işlendiğinin önemi kalmıyor. Küçük suçları işlemek, büyükleriyle ilişki kurmayı kolaylaştırır. Bu mantıkla, toplum yeraltına itiliyor. Buradan kimse kazançlı çıkmaz.</p>
<p>Tüm bu fikirler ışığında, yarın, umuyorum binlerce özgür internet talep eden netdaşla birlikte<strong> 17.00&#8242;de</strong> İstanbul <strong>Taksim Meydanı tramvay durağı</strong>nın önünde olacağım. Galatasaray meydanına kadar, Devekuşu Kabare&#8217;nin sansüre karşı yıllar önce yazdığı sevimli şarkı<strong> &#8220;minik kelebek&#8221;</strong>i söyleyeyerek yürüyecek ve herkese göstereceğim ki, <strong>özgür internet mühimdir, istiyorum</strong>. Bir başka ortamda &#8220;<strong>beni seven arkamdan gelsin</strong>&#8221; demiştim, burada da tekrar etmiş olayım. Yarın 17.00&#8242;de bugün internet, yarın tüm özgürlüklerimiz için: &#8220;<strong>yürüyelim arkadaşlar</strong>&#8230;&#8221; (lay lara lay lay lay)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/07/sansur-hikayesinin-hizli-bir-ozeti-ve-sezon-finali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet özgürlüğü için güçbirliği toplantısı</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 21:44:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>19 Haziran Cumartesi günü, 13:00 &#8211; 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde bir araya geliyor ve İnternet yasaklarına karşı neler yapabileceğimizi konuşuyor olacağız. Biz kim miyiz? İnternetin özgür olması gerektiğine inanan bireyler&#8230; Herkese açık&#8230; Gelin, katılın, birlikte konuşalım. Önden gündemde illa ki konuşulmalı diye düşündüğünüz, gelemeyecekseniz bile konuşulsun istediğiniz şeyleri de iletebilirsiniz: Adres: <a href="http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform" target="_blank">http://friendfeed.com/netdas/90925dc4/internet-sansurune-kars-ortak-platform</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2010/06/internet-ozgurlugu-icin-gucbirligi-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanal gettolar</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/sanal-gettolar/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/sanal-gettolar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 01:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[Express dergisi Haziran 2009 sayısından&#8230; Youtube&#8217;a erişimin engellenmesinin birinci yılı geride kaldı. Ana akım medya, kamunun bu konuda ilk günlerdeki hararetli sıkıntısını görmeyince bu yıldönümünü şöyle bir geçiştirdi. Malum, memleketin &#8220;sabık düşünce suçlusu&#8221; başbakanı, yasağın hâlâ sıcak olduğu günlerde sivil itaatsizliğe çağrırcasına mı bilinmez, &#8220;ben giriyorum youtube&#8217;a, siz de girin&#8221; demişti. Eh, insanlar da boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Express dergisi Haziran 2009 sayısından&#8230;</p></blockquote>
<p>Youtube&#8217;a erişimin engellenmesinin birinci yılı geride kaldı. Ana akım medya, kamunun bu konuda ilk günlerdeki hararetli sıkıntısını görmeyince bu yıldönümünü şöyle bir geçiştirdi. Malum, memleketin &#8220;sabık düşünce suçlusu&#8221; başbakanı, yasağın hâlâ sıcak olduğu günlerde sivil itaatsizliğe çağrırcasına mı bilinmez, &#8220;ben giriyorum youtube&#8217;a, siz de girin&#8221; demişti. Eh, insanlar da boş durmayıp öğrenmeye koyuldular besbelli, sansürü aşıp Youtube&#8217;a girmeyi&#8230;</p>
<p><span id="more-156"></span><br />
İnternet, Amerikan ordusunun fonlarıyla yürütülen bir araştırma projesiyken (ARPANet) öngörülen durumlardan biri de, merkezsiz bir ağ yaratarak, &#8220;düşman&#8221; belirli bir noktayı ele geçirdiğinde, başka yollar kullanarak haberleşmeye devam edebilmekti. Bu öngörü, bugün milyonlarca Türkiyeli İnternet kullanıcısının sansürü aşabilmesini sağlayan temeli de beraberinde getirdi.<br />
DNS, hosts dosyası, proxy, ip derken Türkiye&#8217;de yaşayan ve İnternet kullanımı konusunda hevesli olan herkes, bilgisayar ağlarının işleyişine dair, bugüne dek bilmeden de yaşayabildikleri ayrıntılara boğuldu. Yine de öğrenmek denmez, çoğunlukla kopyala-yapıştır şeklinde, elden ele, blogdan bloga anlatılan taktiklerle sansürü aşma derdindeyiz.<br />
Bu sansürün etrafından dolaşabilme başarısı, ne yazık ki beraberinde ciddi problemler de getiriyor. Bu problemlerin başında da, sansürün olağanlaşması, insanların bu alana yapılan müdahaleleri içselleştirmesi tehdidi geliyor.ateist.org, geocities.com, anarsist.org gibi sitelere uygulanan sansürün aynı biçimde haber olmayışı, WordPress adlı, dünyanın en büyük blog sağlayıcısına erişim engellenince pek de umursanmaması, bu içselleştirmenin olumsuz sonuçlarını hemen gözler önüne seriyor.<br />
Ancak bu olumsuz sonuç, herkesi aynı şekilde rahatsız etmiyor elbette. Ortaya attığı safsataları çözümleyen ve içindeki yanlışları gösteren her siteye erişimin engellenmesini sağlayan Adnan Oktar, nam-ı diğer Adnan Hoca, evinde mutlu mutlu oturuyor olmalı. Büyük rating kavgaları sonucu, çalışanların zaten kıt olan haklarını tamamen gasp etme pahasına süreleri her geçen gün uzayan dizilerin, TV yerine YouTube&#8217;da izleniyor olmasından haz etmeyen yapımcılar da o kadar şikâyetçi değildir herhalde. Elbette sektörün sorunlarını sürekli kulak ardı eden, yine altyapıda çalışan binlerce insanın haklarını koruyacak hiç bir girişimde bulunmadan, kendi hakları için dünyaları ayağa kaldırıp, korsan CD&#8217;leri dozerlerle ezen müzik piyasası da, şarkıların Youtube&#8217;a rahatlıkla yükleniyor ve oradan kitlelere ulaşıyor olması sorunu, böyle kendiliğinden çözülüverince pek de üzülmemiştir diye tahmin edebiliriz.<br />
Elbette, &#8220;giren giriyor&#8221; ama, ya böyle egzantrik &#8220;hacker&#8221; yöntemlerine, türlü bilgisayar kurnazlıklarına ulaşımı hâlâ son derece sınırlı olanlar ne yapsın?<br />
Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkın, 2007 yılında yaptığı bir açıklamada, kamuya açık mekanlar dışında, evlerde 7.5 milyon bilgisayar olduğunun tahmin edildiğini, oysa Türkiye&#8217;den 21 milyon MSN hesabı açıldığını söylüyor. Bu rakamları başka türlü yorumlamak da mümkün, ama İnternet&#8217;e ulaşım yolu, her üç kullanıcıdan bir tanesi için kendi evi diye yorumlarsak büyük bir yanlış yapmış olmayız herhalde. Başka bir deyişle, Türkiyeli kullanıcılarının üçte ikisi, üzerinde değişiklik yapma şansı bulamadığı bilgisayarlarla İnternet&#8217;e bağlanıyor. Daha kötümser bir veri, Türkiye Bilişim Derneği&#8217;nin Dünya Bankası araştırmalarına dayandırdığı Ocak 2008 tarihli bir raporla karşımıza çıkıyor. Rapora göre, Türkiye&#8217;de her bin kişi için elli dört bilgisayar bulunuyor.<br />
Polisin, sürekli baskınlar aracılığıyla &#8220;İnternet&#8217;i düzenleme&#8221; ve vatandaşların &#8220;sakıncalı sitelere girmediğinden emin olma&#8221; çabalarından bunalmış, sansür aşma adımları atması mümkün olmayan İnternet kafelerden &#8220;bilgi otobanına&#8221; ve çağa ulaşmaya çalışan, evinde &#8220;hackercılık&#8221; oynayabileceği bir bilgisayar alma olanağı bulunmayan bu kitle ne yapacak?<br />
Sansür sorununun önemli bir ayağı, bu soruyla ortaya çıkıyor. İnternet&#8217;in temel özelliği kabul edilen merkezsizliği bir avantaj olarak kullanarak bir sunucuya bağlantı kurabilmek için, o sunucuya ait bilgilerin edinilebilmesi gerekiyor. Bugün, YouTube&#8217;a sanal tüneller, vekil sunucular dışında en önemli erişim yolu, YouTube sunucularına ait IP numaralarının, bağlanılacak bilgisayara kaydedilmesi. Böylece bir anlamda, başka bir bilgisayara yol tarifi sormak zorunda kalmadan, doğrudan ulaşılabiliyor. YouTube popüler bir site olduğu için, bu şekilde erişmek üzere ihtiyaç duyulan her bilgi başka sitelerde de kolaylıkla bulunabiliyor. Peki ya ateist.org? Ya da evrim kuramı üzerine çalışmalarıyla tanınan ve Adnan Hoca&#8217;nın kitaplarının çöp olduğunu anlatmaktan yorulmayan Richard Dawkins&#8217;in sitesi? Onlara erişmek için ihtiyaç duyulan &#8220;özel bilgilere&#8221;, o sitelere erişim bir kez engellendikten sonra kolayca ulaşılamıyor.<br />
Bu anlayışla izledikleri sitelerin bir parçası olanlar, gerekli bilgilere ulaşıyor ve teknik engelleri aşıyor. Peki bilgi çağı, hali hazırda organik bağlar içindeki insanlar arasında haberleşmeyi kolaylaştırmak demek mi? Bilgiyle dünyayı değiştirmekten bahsedeceksek, bunun yolu tamamen anonim olarak her türlü bilgiye ulaşmaktan geçmiyor mu? Sansürü, içeriği sunan bilgisayarlara doğrudan ulaşacak yöntemlerle aşmak, böylece beraberinde düzenli izleyici olmayı gerektiren bir çeşit müdavimlik hali getiriyor. Bu yöntemlere alışarak sansürü içselleştirmek, cemaatler halinde hareket eden, tabiri caizse, sanal gettolardan İnternet dünyasına katılan bir kullanıcı tipi de yaratmaya başlıyor.<br />
Gettolar, tarih boyunca belirli dışlanmışlıkları özetleyen, ortaklaştıran, ötekileştiren örgütlenmeler olarak, çoğunlukla üyelerinin zorunlu bırakıldığı yapılanmalar olarak bugüne geldi. Bugün sanal gettolar, üyesi olabilmeniz için imtiyazlar gerektiren birer örgütlenme halinde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden, hemen bugün sansürü sağlayan tüm işleyişi, erişim engellemelerini sağlayan politika ve kanunları ortadan kaldırmak üzere harekete geçmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, zenginlerin ve yoksulların, elinde yeterli bilgisayar donanımı olanlarla olmayanların, ayrı birer İnternet’i olacak. Sınıfsal ayrıcalıkların, maddi olanakların bugüne dek en az fark yarattığı bir sanal dünyayı, bir yolunu bulup yine bölmüş olacağız. İnternet erişimi kafeler, kütüphaneler, okullar olan, kendine ait bir bilgisayar şansı olmayanları, başka türlü bir İnternet’e; üstelik tamamıyla, gerçekten devlet üstü bir tahakküm anlayışıyla sınırları çizilmiş, Adnan Hoca&#8217;cılar, kültür özelleştirmecileri, kendinden başka her sesi yok sayan despotların tümü tarafından içerik sağlanan bir İnternet&#8217;e mahkûm edeceğiz. Sanki, eğitim, sağlık, barınma gibi konularda yeterince dışarda bırakılmamışlar, fizikî dünyada hakikî gettolara mahkûm değillermiş gibi, sanal dünyada da gettolaşmanın kurbanı edeceğiz.<br />
Bu yüzden, bırakalım başbakan girsin YouTube&#8217;a, biz giremediğimiz sitelerin siyaset yapma nedenlerimiz arasında olduğunu bir kere daha hatırlayalım.</p>
<p>Faydalı bilgiler:</p>
<p><a href="http://sansuresansur.org/" target="_blank">sansuresansur.org</a></p>
<p>Bu alanda en sistemli mücadelelerden biri, bloglar aracılığıyla örgütlenen kullanıcılar tarafından <a href="http://sansuresansur.org/" target="_blank">sansuresansur.org</a> adresinde yürütülüyor. Geçtiğimiz ay başlayan ve Yay Hareketi adını verdikleri yeni kampanya ile çıkartmalar, broşürler, posterler kullanarak sokakta da bu konuya dikkat çekmeye çalışıyorlar. Son gelişmelerden biri de, kısa propaganda filmleri hazırlayıp dolaşıma sokarak daha çok insanın dikkatini çekme çabası. Kendi sözleriyle: &#8220;SansüreSansür, kollektif bir heyecanın, hep beraber ses çıkarmanın oluşumudur. Sansüre karşı durmak isteyen herkesin öneri, fikir ve katılımıyla günden güne büyüyen, gelişen bir harekettir, bir tepkidir.&#8221;</p>
<p><a href="http://kampanya.org.tr/" target="_blank">kampanya.org.tr</a></p>
<p>Bu kampanya, İnternet&#8217;in tüm faydaları bir kenara atılıp, başlı başına bir sorun kaynağıymış gibi gösterilmesinden şikâyetçi olan, uzmanlık alanı bilişim olan dernekler tarafından yürütülüyor. Bu uzmanlığın bir faydası, kanunun İnternet&#8217;e uygun şekilde planlanmadığı gibi, kendi içinde de tutarsız biçimde işletildiğini göstermeleriyle ortaya çıkıyor. Zararlı olarak tanımlanan içeriğin engellenmesi uğruna, herhangi bir şikâyete konu olmayan bir çok sitenin, kanunun bile öngörmediği şekilde mağdur oluşunu ısrarlı biçimde gündeme getiren<a href="http://kampanya.org.tr/" target="_blank">kampanya.org.tr</a>&#8216;nin somut talebi, İnternet&#8217;e özel bir düzenleme getirilmesi isteniyorsa uzmanlık mahkemeleri kurularak, hukukî mevzuatın geniş kitlelerce tartışılarak yeniden oluşturulması.</p>
<p>Özgür p0rn0 hareketi</p>
<p>Kaan Sezyum ve Memo Tembelçizer&#8217;in öncülünü yaptığı hareket, gündeme çocuk pornosu ile mücadelenin bir bahane olduğunu ekliyor. Çocuk pornosunun, çocuk istismarının bir parçası olarak suç olduğunu savunan hareket, bu suça karşı çıkmanın yetmediğini, aile içi şiddet, çocuk işçilik gibi çeşitli çocuk istismarı biçimlerine de aynı şekilde karşı çıkılması gerektiğini ekliyor ve pornonun ancak kapitalizm kadar sömürü olduğunun iddia edilebileceğini ortaya atarak, tutarlılık talep ediyor.</p>
<p>Rakamlarla Sansür</p>
<p><a href="http://engelliweb.com/" target="_blank">engelliweb.com</a> sitesinin yayınladığı bilgilere göre, bugüne dek bir mahkeme kararı duyurularak erişimi engellenen 1329 site bulunuyor. Öte yandan herhangi bir mahkeme kararı ya da erişimi engelleyen kurumun kimliği açıklanmadan 330 site erişime engellenmiş görünüyor. Bu siteler arasında Yaratılış Atlası adlı hikâye kitabının, bilimsel yayın olarak okullarda dağıtılmasına karşı basın açıklaması nedeniyle Eğitim-Sen&#8217;in resmî sitesi bile yer alıyor, ki başlı başına bu vaka sendikal hakların engellenmesi şeklinde bir anayasal suç. Ne var ki, bu suçun failleri tam olarak belli değil, çünkü kanun ve kararnameler kimin hangi yetkiyle hareket ettiği konusunda hiçbir ipucu vermiyor.</p>
<p>Bu alanda kişisel bir hukuk mücadelesi başlatan Erhan Ekici&#8217;nin, <a href="http://www.erhanekici.com/" target="_blank">blogundan</a> öğrendiklerimiz epey eğlenceli. Bilgi edinme hakkı çerçevesinde Telekomünikasyon Kurulu&#8217;na bugüne dek hangi sitelerin, hangi mahkeme kararlarına riayet edilerek kapatıldığının bir listesini soran Ekici,  kurumun basın ve tüketiciler ile ilişkiler müşavirliğinden şu yanıtı alıyor:</p>
<p>“Bir soruşturmaya esas olabilecek suç teşkil eden içerik nedeniyle erişimi engellenen sitelerin isimlerinin yayımlanması, mücadeleye ilişkin yöntemin ve bu sitelerin isimlerinin deşifresine yol açacaktır. Ayrıca İnternet’in doğası gereği bir siteye erişimin yüzde 100 engellemediği de dikkate alındığında, söz konusu sitelerin adlarının yayınlanması adeta suç işlenmesini teşvik etmek anlamına gelecektir..” Bu vahim yanıtın devamında, yasa tarafından sorumlu gösterilen İnternet servis sağlayıcıların da kendi kendilerine erişim engellemesi yaptığı vurgulanarak, tam sayının bilinmesine olanak olmadığı itiraf ediliyor ve içinde bulunduğumuz vahim tablonun sınırları böylece iyiden iyiye muğlak bir hal alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/08/sanal-gettolar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini iyice kaybeden insanlar*</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/kendini-iyice-kaybeden-insanlar/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/kendini-iyice-kaybeden-insanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 May 2009 12:14:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[orhan kural]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[İşte bu tahammülsüz zihniyet, zihninde yarattığı dünyada yer alanlara ters her şeyi yok etmek istiyor. Yok edemiyorsa halının altına süpürmek, cezalandırmak, acı çektirmek ve böylece karşısında kendisini tamamlamak, haklı görmek, yüceltmek istiyor... Bu zihniyet işte gidip Youtube'u, Dailymotion'u, Geocities'i kapatıyor. Bu zihniyet işte Darwin yılı nedeniyle kapakta dosya duyurmak isteyen bilim insanlarının başına türlü çoraplar örüp "suya sabuna dokunmayan bilim" icat ediveriyor... Bu zihniyet işte üniversitede açılan belgesel fotoğraflar arasında belgelenen konuları beğenmeyip sergi kapatıyor...

Bu zihniyet yayılıyor. Dur dememiz lazım. Gülüp geçmememiz, etrafından dolanmamamız, hackercılık oynayabilince, kurtulduğumuzu zannetmememiz lazım. Bu zihniyet, biz onu devirene kadar orada duracak. Onlar Youtube'u kapattıklarında Atatürk'e hakaret eden videolar artık yok sanarken yanılıyorlar... Biz de "alıcılarımızın ayarlarıyla oynayarak" Youtube'a girebildiğimizde artık yasaklar yok sanmayalım! Yanılmayalım. Kendimizi kaybetmeyelim, mücadele sakinken güzeldir... Sakin ve kararlı adımlarla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Can Dündar&#8217;ın Mustafa filmi Atatürkçü cenahta beğenilmemiş, epey renkli tepkiler ve eleştirilerle karşılanmıştı. Bir sürü farklı insanla bu konuda tartıştığım için bir çok tepkiyi hatırlıyorum. Ne var ki, bugün bir haber sayesinde daha önce kaçırdığım bazı başka haberleri de öğrenmiş oldum. Önce taze taze  öğrenemediğime sonra da bir kez kaçırmışken onlarsız yaşamak varken, sonradan öğrendiğime üzüldüm.</p>
<p><span id="more-106"></span></p>
<p>Malum, küresel finans düzeninin getirdiği fırsat boşlukları, siyaset gerekleri falan derken memlekette sermaye sahipliği, yeni sahiplerin kimliği ve yapısı üzerinden bir kavgadır sürüyor. Kavgada en pespaye alanlardan bir tanesi de elitist ve küstah eski orta sınıfın çıkardığı, elindekileri vermeye yanaşmayan şımarık komşu çocuğu zırıltıları&#8230; Atatürkçülüğü bir cemaat inşa etmek için kullanan, doğruluğundan, kaynakçasından haberdar olmadığı alıntıların altındaki M. Kemal imzası karşısında hazırola geçiveren ve bu lafları ölümüne savunan, bir anlamda mevcut iktidar savaşında yaşadığı şiddetli şoka karşı travma sonrası bozukluk emareleri gösteren kesim, bu zırıltıların sahipleri içinde en rahatsızlık vereni. Hem şımarık, hem küstah hem de pasaklı&#8230;</p>
<p>İşte bu komşu çocuğu temsilini hatırlatan bir durum: Mustafa filminin Atatürk&#8217;e hakaret ettiği iddiasıyla savcılığa başvurular olmuş. Birbirinden renkli ve eğlenceli başvurular arasında ifade benzerlikleri olduğu da konu edilmiş, ama ben her birinin kendi öz yaratıcılığıyla başvuruda bulunduğuna eminim. </p>
<p>Hürriyet, 2008&#8242;in son haftasına girilirken üç ayrı şikayet üzerine Dündar&#8217;ın ifade verdiğini<a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10610462.asp?mnID=10610462" target="_blank">yazıyor.</a> </p>
<p>Suç duyurularından biri, asabiyetiyle ve bunun sonucunda ona buna sataşırken neden olduğu kavgalarla ünlü Orhan Kural&#8217;dan. Atatürk&#8217;ün filmde fosur fosur sigara içerek gençliğe kötü örnek olacak şekilde sunulduğunu iddia ederek, Dündar hakkında suç duyurusunda bulunmuş. &#8220;Sigara firmaları, bu sahneler karşılığında filme sponsorluk sağlamıştır&#8221; iddiasını ortaya atmaktan da kaçınmamış.</p>
<p>&#8220;Fosur fosur sigara içen Atatürk gençliğe kötü örnek olmaktadır.&#8221; cümlesini başlı başına suç unsuru olarak görerek, gelmişken Kural&#8217;ı içeri almamaları şaşırtmadı ama üzdü desem yalan olmaz. Bu tavrın bu konuda yapılabilecek en fantastik çıkış olduğunu düşünmekse kuşkusuz benim yaratıcılıksızlığımmış!</p>
<p>En müthiş başvuru herhalde İstanbul avukatlarından Gülnihal Soydan&#8217;ın &#8220;babanın oğlu mu, Mustafa diye hitap ediyorsun&#8221; duyguları eşliğinde verildiği tahmin edilen dilekçesi.</p>
<p>Hürriyet&#8217;teki habere göre, Soydan suç duyurusunda &#8220;Hepimizin babasına &#8216;Mustafa&#8217; demek cüretiyle ismini kısaltmak, kabul edilemez bir saygısızlıktır&#8221; ifadesine yer vermiş ve fakat duramayarak devam etmiş: &#8220;Filmi Warner Bross dağıtıyor. Dünya çapında bir firma nasıl oluyor da Dündar&#8217;a destek çıkıp dağıtımı yapıyor? Bu, uluslararası yabancı destekli bir programın parçası olduğunun ispatıdır.&#8221;</p>
<p>Hani bir fıkra vardır ya, cehennemde her millet kendi kazanında yanarken, başlarında bekleyen zebaniler çıkmaya çalışanları içeri itermiş. Bir Türklerin kazanı başıboş dururmuş, çünkü Türkler çıkmaya çalışan olursa kendileri yanlarına çekermiş.</p>
<p>Son iddia da herhalde bu fıkranın anlatılmasına yol açan tavırlardan doğuyor. Dünya çapında bir firma, Atatürk&#8217;e hakaret etmek istenmiyorsa niye dağıtır yoksa değil mi?</p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bütün suç duyurularını bir arada değerlendirince, basın savcısı Nadi Türkaslan&#8217;a Dündar&#8217;ın ifadesini istemek düşüyor. Aralık ayındaki tablo bu&#8230;</p>
<p>Bugün 10.42&#8242;de NTV&#8217;nin geçtiği <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24964954/" target="_blank" >habere</a> göre savcılık Atatürk&#8217;e hakaret suçunun oluşmadığına karar vermiş. Ne var ki, (tahminen davacıların yılmaz çabalarıyla) bilirkişi raporlarına varan incelemeler söz konusu olmuş ve &#8220;tarih uzmanı bilirkişilerin yaptığı incelemede, belgeselde Atatürk&#8217;ün hayatına ilişkin 28 büyük hatanın belirlendiği&#8221; duyurulmuş. Savcılığın incelemesine tarihsel gerçeklerin konu edilmesi nereden ve nasıl icap etti diye merak etmemek elde değil.</p>
<p>Orhan Kural, Atatürk&#8217;ün sigara içen bir insan olmadığını iddia etmiş olabilir mi örneğin? Kendini bu kadar kaybetmiş olabilir mi?</p>
<p>Hürriyet&#8217;te soruşturmaya neden teşkil eden suç duyurularında tarihsel gerçeklerin saptırılarak hakaret kastı gözetildiği gibi bir iddia yer almıyor. Bu kadar ciddi bir iddia atlanmış ve &#8220;fosur fosur sigara içerken gösterilmek&#8221; &#8220;ön adıyla, komşu gibi hitap etmek&#8221; gibi suçlar haberleştirilmekle yetinilmiş olunabilir mi?</p>
<p>Tamam, söz konusu gazete Hürriyet olunca insan bir kaç kere düşünüyor, ama hayır, hiç bir magazin güdüsü iddiaları böyle cımbızlamayı mümkün kılmayacaktır.</p>
<p>Bu durumda &#8220;uzman bilirkişilerce&#8221; değerlendirilmesine gerek görülen ve 28 adet saptanan &#8220;büyük hata&#8221;lar nereden çıktı? Hakaret suçu araştırılırken, ifadelere, anlatıma vb. bakılması gerekmez mi? Neden filmde yer alan olguların tarihsel gerçeklere uygunluğu bir savcılığın araştırmasına konu ediliyor?</p>
<p>Filmi tamamen rahatsızlıkları nedeniyle beğenmemiş, beğenmemekle yetinemeyecek karakterde oldukları için suç duyurusunda bulunmuş, sonra aslında ortada bir suç olmadığı için suç yaratmak zorunda kalmış, &#8220;film zaten tarihi gerçekleri de çarpıtmaktadır&#8221; iddiasını, özgün ve yaratıcı iddialarının ardına EKlemiş insanlar mı var? diye düşünüyor insan&#8230;</p>
<p>Yoksa, savcının işi gücü eksik mi, oturup &#8220;filmi bir de tarihi yönden inceleyeyim&#8221; diye düşünsün&#8230; Kaldı ki, tarihi gerçeklere tam bir uygunluk sağlanıp sağlanmadığı suç oluşturmakla ilgili değildir. Önemli olan tarihi bir gerçeği kasıtlı olarak başka türlü göstererek, olmayan sonuçlar yaratıp yaratmadığıdır.</p>
<p>Filmi yerin dibine sokan, Dündar&#8217;a küfreden nice insanla karşılaştım geçtiğimiz aylarda. Ne yazık ki, yüzde onu bile filmi izlememişti. Film hakkında yapılan haberler onları, sadece varlığından haberdar oldukları bir film hakkında konuşacak kadar sinirlendirmeye yetmişti. Ne kadar ironik değil mi?</p>
<p>Madam Tussaud&#8217;s müzesinde Atatürk&#8217;ün balmumu heykeli yapıldığında yeri göğü inletip, heykelin Atatürk&#8217;e bir hakaret olduğu, Atamızın bu kadar kısa boylu olamayacağını iddia ederek, Tussaud&#8217;s yönetimini canından bezdiren ve &#8220;tarihi gerçeklere aykırı da olsa&#8221; uzun boylu bir Atatürk heykelini oraya yerleştiren de aynı zihniyetti&#8230; Meraklıları gazeteleri karıştırabilir&#8230;</p>
<p>İşte bu tahammülsüz zihniyet, zihninde yarattığı dünyada yer alanlara ters her şeyi yok etmek istiyor. Yok edemiyorsa halının altına süpürmek, cezalandırmak, acı çektirmek ve böylece karşısında kendisini tamamlamak, haklı görmek, yüceltmek istiyor&#8230; Bu zihniyet işte gidip Youtube&#8217;u, Dailymotion&#8217;u, Geocities&#8217;i kapatıyor. Bu zihniyet işte Darwin yılı nedeniyle kapakta dosya duyurmak isteyen bilim insanlarının başına türlü çoraplar örüp &#8220;suya sabuna dokunmayan bilim&#8221; icat ediveriyor&#8230; Bu zihniyet işte üniversitede açılan belgesel fotoğraflar arasında belgelenen konuları beğenmeyip sergi kapatıyor&#8230;</p>
<p>Bu zihniyet yayılıyor. Dur dememiz lazım. Gülüp geçmememiz, etrafından dolanmamamız, hackercılık oynayabilince, kurtulduğumuzu zannetmememiz lazım. Bu zihniyet, biz onu devirene kadar orada duracak. Onlar Youtube&#8217;u kapattıklarında Atatürk&#8217;e hakaret eden videolar artık yok sanarken yanılıyorlar&#8230; Biz de &#8220;alıcılarımızın ayarlarıyla oynayarak&#8221; Youtube&#8217;a girebildiğimizde artık yasaklar yok sanmayalım! Yanılmayalım. Kendimizi kaybetmeyelim, mücadele sakinken güzeldir&#8230; Sakin ve kararlı adımlarla&#8230;</p>
<p>* Başlık,<a href="http://www.uykusuzdergi.com/blog/firat-budaci" target="_blank">Fırat Budacı</a>&#8216;nın <a href="http://www.uykusuzdergi.com" target="_blank">Uykusuz</a> dergisinde aynı isimle hazırladığı köşeden ilham alınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/kendini-iyice-kaybeden-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni bir sergi sansürü</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/yeni-bir-sergi-sansuru/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/yeni-bir-sergi-sansuru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 12:57:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[galata fotoğrafhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Galata Fotoğrafhanesi ve Fotoğraf Vakfı tarafından hayata geçirilen Fotoğraf Akademisi&#8217;nin ilk ayağı olarak düzenlenen Belgesel Fotoğraf Okulu kapsamında çekilen fotoğraflar, Bursa Uludağ Üniversitesi&#8217;ndeki sergide sansürlenip, el konularak yok edilmeye çalışıldı. Youtube sansürünün birinci yılını kutladığımız (!) şu günlerde, ülkede (hem bürokratik, hem siyasi hem de toplumsal anlamlarıyla) yönetimin iyice baskıcı, sansürcü hale geldiğine tanık oluyoruz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.galatafotografhanesi.com/">Galata Fotoğrafhanesi</a> ve <a href="http://www.fotografvakfi.org">Fotoğraf Vakfı</a> tarafından hayata geçirilen Fotoğraf Akademisi&#8217;nin ilk ayağı olarak düzenlenen <a href="http://www.fotografakademisi.org">Belgesel Fotoğraf Okulu</a> kapsamında çekilen fotoğraflar, Bursa Uludağ Üniversitesi&#8217;ndeki sergide sansürlenip, el konularak yok edilmeye çalışıldı.<br />
<span id="more-103"></span><br />
<a href="http://dugumkume.org/turkiye-devleti-youtubeu-1-yildir-yasakliyor">Youtube sansürünün birinci yılını kutladığımız</a> (!) şu günlerde, ülkede (hem bürokratik, hem siyasi hem de toplumsal anlamlarıyla) yönetimin iyice baskıcı, sansürcü hale geldiğine tanık oluyoruz. Hükümetten, mahalle ölçeğine, <a href="http://www.meren.org/blog/2009/03/bir-sansur-hikayesinin-dusundurdukleri/">bir fotoğraf dergisinden</a>, bir <a href="http://www.uludag.edu.tr">üniversiteye</a> ne yazık ki kendinden olmayanı yok etmekte sakınca görmeyen anlayış yayılıyor. Beklenmedik kurumlarda, oluşumlarda karşımıza çıkıyor. Kamplaşma, kendini sorgulama yeteneğinden yoksun yönetimleri var ediyor, onlar da kendine benzemeyeni yok sayıyor, gücü yeterse yok ediyor.</p>
<p>Üniversite yönetiminin, açıkça suç oluşturmayan, kimseyi hedef almayan/göstermeyen bir fotoğrafın yayınına izin vermemesi kabul edilemez.</p>
<p>Daha kötüsü, üniversite gibi bir kurumda, tahammül gösterilemeyen muhalefet ifadelerindeki karşıtlık değil, bu tahammülsüzlüğün fotoğraflara el konulması şeklinde ceberrut biçimidir.</p>
<p>Fotoğrafa, yazıya, düşünceye ve tüm ifadelerine sınırsız özgürlük, herkes için savunulmak zorunda olan temel bir ortak kabul olmalıdır. Bu anlayışa katılan herkes, haydi Fotoğraf Akademisine ulaşarak nasıl bir yardımımız olabileceğini soralım. Bu baskı karşısında yalnız olmadıklarını, bunu sıradan bir olay gibi kanıksamak ya da &#8220;münferit vaka&#8221; diyerek önemsezleştirmek isteyecekler karşısında tepkisiz kalmayacağımızı söyleyelim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/05/yeni-bir-sergi-sansuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Teknik dergisindeki sansür rezaleti üzerine&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 20:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defterden bloga taşınmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Rutin]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuda bir şeyler yazmıştım, hatta kimi dostlar &#8220;kısa ve öz yazmıştın güzel oldu&#8221; demişlerdi; ama kısa anlatmaya alerjim olduğu için, bu konunun neden yaşanışından haftalar sonra haber edilişini ve başka yönlerini, bu alanda daha önce de haberler yapmış olan ve etraflıca tartışılması için daha uygun bir zemin olacağına inandığım Düğümküme&#8216;de yayınladım. İlgilileri oraya beklerim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu konuda bir şeyler yazmıştım, hatta kimi dostlar &#8220;kısa ve öz yazmıştın güzel oldu&#8221; demişlerdi; ama kısa anlatmaya alerjim olduğu için, bu konunun neden yaşanışından haftalar sonra haber edilişini ve başka yönlerini, bu alanda daha önce de haberler yapmış olan ve etraflıca tartışılması için daha uygun bir zemin olacağına inandığım <a href="http://www.dugumkume.org">Düğümküme</a>&#8216;de yayınladım. İlgilileri <a href="http://dugumkume.org/tubitakta-darwinin-sansurlenmesinin-dusundurdukleri">oraya</a> beklerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/bilim-ve-teknik-dergisindeki-sansur-rezaleti-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Size ayrılan sürenin sonuna geldik Fotoritim&#8230;</title>
		<link>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/size-ayrilan-surenin-sonuna-geldik-fotoritim/</link>
		<comments>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/size-ayrilan-surenin-sonuna-geldik-fotoritim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 23:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>löker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loker.radiobrecht.org/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili meren ve elif&#8216;in düzenli olarak link göndererek, yeni sayılardan ve konulardan haberdar ederek duyurdukları bir fotoğraf dergisi vardır. Fotoritim. Ben de bu dergiyi, son aylarda böyle iki insandan duymanın da etkisiyle, sık sık bakıp, çeşitli yazıları okuyup, düzenli olarak takip etmeye gayret gösterdim. Geçtiğimiz günlerde, bu dergi sayesinde haberdar olduğum ve yazılarını okumaya başladığım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili <a href="http://meren.org/blog/">meren</a> ve <a href="http://elifvargi.deviantart.com/">elif</a>&#8216;in düzenli olarak link göndererek, yeni sayılardan ve konulardan haberdar ederek duyurdukları bir fotoğraf dergisi vardır. Fotoritim. Ben de bu dergiyi, son aylarda böyle iki insandan duymanın da etkisiyle, sık sık bakıp, çeşitli yazıları okuyup, düzenli olarak takip etmeye gayret gösterdim.<br />
<span id="more-62"></span><br />
Geçtiğimiz günlerde, bu dergi sayesinde haberdar olduğum ve yazılarını okumaya başladığım Faika Berat Pehlivan&#8217;ın Gökşin Sipahioğlu ile, İstanbul&#8217;daki sergi açılışını takiben yaptığı bir ropörtaj yayınlandı.</p>
<p>Gökşin Sipahioğlu, kısaca 6-7 Eylül olayları olarak bilinen faşist katliamda halkı provoke eden üretilmiş haberin (bir nevi yalan haber de denilebilir) kitlelere ulaşmasından sorumlu olan ve bu konuda en ufak bir utanç, pişmanlık sergilemeyen, dolayısıyla benim gözümdeki en özet tanım ve sıfatıyla anarsak faşist bir gazetecidir. Bu konudaki düşüncelerimi daha geniş olarak okumak isteyenler <a href="http://loker.radiobrecht.org/goksin-sipahioglu-ve-6-7-eylul-olaylari/">http://loker.radiobrecht.org/goksin-sipahioglu-ve-6-7-eylul-olaylari/</a> adresine bakabilirler. Fotoritim&#8217;le ilgili kısmı tesadüfen bu olayla ilişkili denilebilir.</p>
<p>Ben bu ropörtajın altına, çok duygusal ve sert bir yorum yazdım. Yorumum yayınlanmadı. Derginin yayın kurallarına baktığımda, yorumumun yayınlanmamasının nedenlerini anladım; ancak yorumu kendimde saklamadığım için düzeltip tekrar gönderme imkanım yoktu. Derginin iletişim formunu doldurarak, yorumumu düzeltmek istediğimi belirttim. Yanıt alamadım.</p>
<p>Yazıyı yazan Faika Berat Pehlivan&#8217;a yazdım, henüz yanıt alamadım.</p>
<p>Bunun üzerine, iletişim formunu tekrar doldurara, bu tavrın açıklığa kavuşturulmasını talep ettiğimi belirttiğimde, yorumumun kurallara uygun olmadığı takdirde yayınlanmayacağı, kurallar açık olduğu için, ayrıca açıklama yapılmasının da alışılmış bir yöntem olmadığı yanıtı geldi.</p>
<p>Haklı bir yanıt olduğunu düşündüm, her yorumla tek tek uğraşılması kolay bir iş değil diye düşündüm ve aşağıda alıntıladığım bir başka yorumu, derginin talep ettiği şartlara uygun biçimde sıfırdan yazıp yollayarak, bu ropörtajın algılanmasına katkıda bulunmayı hedefledim.</p>
<p>Yorum aşağıda:</p>
<blockquote><p><em>Öldürmeyen, güçlendirir. Galiba tıp dünyasına ait bir ifade ya da belki metafor demeli&#8230; Bir canlının kanına giren virüs, onu öldüremezse, bağışıklık kazanmasına yol açarak güçlenmesine yol açıyor gibi bir mantık zincirinin özeti herhalde.</em></p>
<p><em>Elbette insan ilişkilerindeki gerilimlere de, soyutlayarak taşımak mümkün. Bu yazı vesilesiyle aklıma gelen, Gökşin Sipahioğlu&#8217;nun 6-7 Eylül Olaylarıyla ilgili herhangi bir pişmanlık izine rastlamamanın ne kadar acı olduğu&#8230; Ama ondan daha acıtıcı olanın, görsel kültür üzerine kafa yoran bir grup insanın, uzun zamandır büyük çabalarla yayınladıkları güzel bir dergide, bu adamı, o korkunç katliamdaki sorumluluğundan bağımsız, sıradan bir fotoğrafçı gibi ele alabilmeleri&#8230;</em></p>
<p><em>Baştaki metafor ne diyordu, öldürmeyen güçlenir. Sipahioğlu&#8217;nun mesleki etikle son derece uyumsuz ve sonuçları itibariyle de, kelime anlamıyla öldürücü etkiyle sahip bir sorumsuzluğunun tartışılmaması, bir anlamda onu yok saymaya doğru evriliyor.</em></p>
<p><em>Geçmişin suçları, hesapları sorulmaksızın unutuldukça, sahiplenilmeye başlanıyor. Başka türlü bugün yaşadığımız ortamda giderek artan ırkçılığı nasıl ele alacağız? Dün 100bin vatandaşımızın, doğdukları, birlikte cennet eylediğimiz bu ülkeyi bırakıp, gurbet ellerde yaşayıp ölmelerine yol açan faşist saldırıların hesabı sorulsa, bugün ürkek güvercin katili çocuklar gezebilir miydi aramızda?</em></p>
<p><em>Bu yazı yayına girdikten sonra duygusal ama sert bir yorum yazısı yazmış, içinde bulunduğum ruhhaliyle, edebi bir amaçla da olsa sinkaf kullanmıştım. Bu nedenle yorumum yayınlanmadı. Ben de daha sakin bir ruh haliyle düşündükten sonra, ropörtajı yapan Berat hanıma bir mesaj atarak duygularımı anlatıp, bu adamın, salt bir fotoğrafçı olarak ele alınmasında bir sorun görüp görmediğini sordum. Henüz bir yanıt alamadım. Belki yanıtını burada paylaşır, böylece fotoğraf kavramını, bizi kuşatan tüm dünya olaylarından ne kadar soyutlayabileceğimize, bir fotoğrafçıyı bir insan olarak davranışlarından bağımsız olarak tanıma şansımızın ne olabileceğine dair yaratıcı bir diyalog şansını tüm okuyucularla birlikte yaşarız diye umuyorum.</em></p>
<p><em>Gökşin Sipahioğlu&#8217;nun alet olduğu katliamla ilgili pişmanlık duymamasının, benim açımdan ne derece korkunç bir yaklaşım olduğunu kendi sitemde dile getirdim. Duygularımı biraz daha açıklamak gerekirse, &#8220;delikanlı&#8221; lafının anlamını sonuna dek hakeden yaşlarımda ve yaşamımda gerçekten de kanatlandığımı hissettiren Le Vent nous portera&#8217;yı, Bernard Cantat sevgilisini öldürdükten sonra duymaya bile tahammülüm kalmadı.</em></p>
<p><em>Artık o yumuşak ezgilerle sarılı, hayata dair her duyguyu barındıran müzik, yalnızca kendini kaybettiğinde adil olmayan bir şiddet denkleminde, yüzlerce yıldır ezilen kadını fiilen bir kez daha ezmiş sıradan bir katile dönüşüveren bir şarkıcı hayaletini düşündürdü bana&#8230;</em></p>
<p><em>Sipahioğlu&#8217;nun zerre pişmanlık duymadan, sonradan yaptığının bir komplonun parçası olduğu açık biçimde ortaya çıktığında bile üzülmeden &#8220;gerekeni yaptım&#8221; diyen hali, onu bu komploya ortak etmiyor mu gerçekten? Bu komplonun bir ortağıyla, başka bir konuyu konuşabilecek soğukkanlılığı nereden bulabiliyorsunuz?</em></p>
<p><em>Konuyla ilgili yazım: http://loker.radiobrecht.org/goksin-sipahioglu-ve-6-7-eylul-olaylari/</em></p></blockquote>
<p>Bu yorumum da yayınlanmadı ve yine iletişim formunu doldurarak yanıt talep ettiğimde şu yanıtı aldım:</p>
<blockquote><p><em>Merhaba,</em></p>
<p><em>Aşağıda yer alan yorumunuz da; &#8220;suçlama içermesi&#8221;, &#8220;polemik yaratıcı olması&#8221; ve &#8220;hukuksal neticeler doğurması&#8221; sebepleri ile yayınlanmamıştır.</em></p></blockquote>
<p>Görsel kültür (fotoğraf başka hangi alana aittir ki?) çalışan bir derginin bir yazısına, teknik olarak bu imkan tanındığı ve kurallar çerçevesinde özendirildiği halde yorumlarla katkıda bulunamamak biraz tuhafıma gitti.</p>
<p>Dergi yönetimi yorumlarla ilgili şu açıklamaya yer vermiş:</p>
<blockquote><p><em>Konulara Yorum Yazılması : </em></p>
<p><em>Fotoritim Fotoğraf Dergisinde, istediğiniz konuya yorum ekleyebilirsiniz.<br />
Ancak bu yorumlar;<br />
- T.C. Anayasası&#8217;na ve Hukuk&#8217;una aykırılık içermesi, suç içermesi,<br />
- Konu ile alakasız olması,<br />
- Aynı yorumun arka arkaya gönderilmesi,<br />
- Kullanılan Türkçe&#8217;nin düzensiz ve çalakalem olması,<br />
- Argo kullanılması,<br />
- Ahlaka aykırı sözler, küfür ve hakaretler içermesi,<br />
- Polemik yaratıcı olması ve/veya suçlama içermesi,<br />
- Yorumu yazanın ad ve soyadının olmaması,</em></p>
<p><em>gibi durumlarda onaylanmayarak, silinir. Benzer şekilde devamlı onay dışı yorum gönderen ziyaretçiler IP numaralarından engellenerek, siteye girişleri  kapatılır. Eksikliklerine rağmen bir yorumu onaylayıp, onaylamamak yine Fotoritim Dergisi Yönetimi&#8217;nin insiyatifindedir.</em></p></blockquote>
<p>Bu kuralların, pratikte &#8220;biz canımızın istediği yorumu onaylarız, durum tamamen keyfidir&#8221; olarak işletilmesi mümkün. Örneğin argo kullanımı ne demektir? Bir tabir olarak &#8220;cuk oturdu&#8221; deyişini kullandığımda yorumumun yayınlanmamasına neden olarak bu deyiş gösterilebilir mi? Bildiğimiz argodur bu da neticede?</p>
<p>Haydi bunu geçelim, &#8220;Polemik yaratıcı olması ve/veya suçlama içermesi,&#8221; başlığının somut ölçeği nedir? Yazdığım yorumun polemik içerdiği iddia edilebilir mi? Edilir elbette, sonuçta kişisel bir kanaatten, bu kanaati oluşturan ve yine tamamıyla kişisel olan kavramlardan, olaylardan bahsediyorum. Hangi yorum polemik yaratıcı değildir peki? Polemikten ne anlamalıyız?</p>
<p>Sözün özü, beğenilen fotoğrafçıların işlerini alt alta dizip, yorumları da tebrik ve teşekkür mertebesine indirmek bir blog sitesini, bir fotoğraf dergisine çevirmeye ne yazık ki yetmiyor.</p>
<p>Dergicilik, tam da burada, bu şekilde itiraz ve tepkileri, belirli bir çerçeve içinde tartışmaya açarak, gündelik yaşamla fotoğraf arasındaki ilişkileri tanımlayarak gündeme getirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Fotoritim, bu bağlamda tam anlamıyla sınıfta kaldı. Son derece önemli bir konuda, anlamlı olacağına inandığım bir tartışmayı tamamıyla çöpe attı.</p>
<p>Benim, ciddiye aldığım için, yaptıkları yayına dönük bir katkı sağlama hedefi güden ve yazmak için oturup zaman harcadığım metinleri, keyfi biçimde yayınlamayarak bir dergi sorumluluğuyla değil, bir arkadaş grubu olarak davrandıklarını gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle bundan böyle Fotoritim okumayacağım. Mevcut/olası okuyucularını, derginin bu keyfi ve şahsi tavrı hakkında bilgilendirmeyi zorunlu görerek, kaçındıkları polemiğin dik alasını kendi blogumdan yapmak zorunda kalıyorum, zira yayıncılık açısından sorunlu gördüğüm tavırlarına ilişkin kendi mecralarında yanıt hakkı vermiyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://loker.radiobrecht.org/2009/03/size-ayrilan-surenin-sonuna-geldik-fotoritim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
