Tag Archives: tiyatro

Tiyatrocular politik bir birlik olmadan kazanamayacaklar

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü Görev ve Çalışma Yönetmeliği yayınlayarak, Darülbedayi-î Osmani’den günümüze İstanbul Şehir Tiyatroları olarak süregelen kurumun yapısını, rolünü ve yönetim biçimini değiştirmiş. Dün yönetmeliğin açıklanmasıyla birlikte twitter’da sehirtiyatrolariyokedilemez etiketiyle gösterilen tepkilerden sonra ortaya çıkan tablo bu.

Dün bu etiketle duyurulan basın açıklaması bugün Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde saat 13.00’de gerçekleşecekti. Cuma sabahları üniversitede ders veriyorum. Dersi biraz erken bitirerek açıklamayı takip etmeye gittim. Kimkime, dumduma, yarım saatlik bir gecikme ile yapıldı açıklama. Bir yandan da sitemkar bir yaklaşım var. Seyircilerin de sahip çıkması gerekirmiş açıklamaya… Nasıl? Continue reading Tiyatrocular politik bir birlik olmadan kazanamayacaklar

İstanbul işi uyarlama…

‘Trainspotting’ Semaver’de bu başlığı görünce şüphe duymaksızın anladım: Irvine Welsh’in romanı İstanbul’un eli yüzü düzgün, kafası çalışan tiyatro gruplarından Semaver Kumpanyası’nda sahnelencekti…

“içine de etmezler, gider rahat rahat izleriz” diye de düşündüm açık açık söyleyeyim… ama haberin tamamını okuyunca istanbul işi bir çorbanın detayları da ortaya çıktığı için korkmaya başladım…  Belli olmaz belki de harika bir iş çıkar, ama… Hani insan kodları, simgeleri böyle net bir alt-kültür üzerine kurgulanmış, çok da iyi bilinen bir öykünün sahneye taşınması sırasında böyle deneysellikler planlandığını duyunca korkuyor… Hele ki, İstanbul’un sen-ben-bizim oğlan mantığı eklenince daha da ürkütücü bir tablo oluşturuyor.  Zira haberin detaylarında görebileceğiniz gibi sahnede Semaver Kumpanya’ya “Çıplak Ayaklar Kumpanyası” dansları, Baba Zula müzikleri ile eşlik ederlerken Nehir Çinkaya da o an yarattığı resimleriyle oyuna katılacak.  Tabii yorum meselesi, dans da bir anlatı aracı olarak eklenir buraya, resmin yaratım performansı da… ama bunlarla oluşturulacak hangi dil böyle bir kültürle makul bir ilişki kurabilir, işte onu merakla bekliyorum… inşallah korktuğum gibi “Elimizin altında dansçı da vardı, ressam da… biz de oyunu böyle yaptık” mantığı değildir…

Çıplak Ayaklar Kumpanyasını ve dansçılarını pek severim, yaratıcı ve başarılı bir ekiptir… Güzel iş çıkartacaklardır.  Baba Zula benim gözümde artık iyice Beyoğlu horozu olmuş sahneye dansözle çıkan imaj meraklısı, eklektik saçma sapan bir topluluk ve fakat işin doğrusu böyle bir anlatının müzikleri için doğru isim olabileceklerini de düşünüyorum…  Tek sorun şu ki, bu çalışmaya çok ilginç başka katkılar yapabilecek onlarca müzisyen / topluluk varken bu grubun seçilmiş olması müzikalite mi, isim derdi mi sorusunu akla getiriyor…

Yine hiç sevmiyor olmama rağmen birebir anlatılan konuyu da dert ederek müzik yapan sokak toplulukları var, ev-stüdyolarda çalışan ve internet üzerinden yayın yapan müzisyenler var ve gerek Semaver gerek Çıplak Ayaklar ekiplerindeki genç arkadaşlar bu müzisyenlerin bir çoğunu şahsen tanıyor. Bu da önceki kaygılarımı arttırıyor.  Ressamı ise hiç tanımıyorum, zaten niye canlı resim yapacak onu da anlamış değilim… Neyse Mart ayında görürüz…